19 Aralık 2011 Pazartesi

Fenerbahçe 1 Trabzonspor 0

Geçen sezonun müthiş çekişmesinin rövanşı vardı sahada. Her iki takımda geçen sezonun hakkını vermeye çalıştılar. Fenerbahçe geçen sezon sonunda şampiyon olmuş ancak yaşanan süreç nedeniyle oyuncularını elden çıkarmış olmasına rağmen aynı istikrarını sürdürürken, Trabzonspor haksız bir şekilde şampiyonlar ligine katılmasına ve büyük maddi kazançlar sağlamasına rağmen oyun olarak çok geriye gitmişti. Maç başladığında sahada bu açıkça gözüktü.10 kişi kalan ve 1-0 mağlup olarak sahadan ayrılan Trabzonspor'a karşı daha üstün bir skor beklenebilirdi ancak yaşanan psikolojik tahribatıda bu maç için fazlasıyla göz önünde tutmak lazım. Fenerbahçe maça büyük bir istek ancak aynı zamanda görülmemiş bir sakinlikle başladı. Tedbirsiz hücumlar yerine topu ayağında tutmayı, bol pas yapmayı ve özellikle kanatları kaçırmaya çalıştı. Maçın hemen başında Fenerbahçe'nin 100'e 30 pas üstünlüğü golün habercisi idi. Trabzonspor Burak ve Alanzinho haricinde kendi sahasında sıkı bir defans uyguladı ve yanlızca duran toplarda defans oyuncularını ve beklerini ileri çıkardı. Orta alanda Fenerbahçe'nin müthiş presi Trabzonspor'u zorluyor ve top buradan bir şekilde üçüncü bölgeye aktarılırsa bu sefer Yobo ve Serdar Kesimal karşısında Burak sıkça tek başına kalıp topu kaybediyordu. Maçın en kötü adamı egoizmi tavan yapmış Burak Yılmaz'dı. Maç bu şekilde devam ederken kilidi son zamanlarda görmediğimiz bir duran top organizasyonu açtı. Alex'in köşe vuruşunda birbirinin kademesini bozan Halil ve Glowacki'nin yanından Mehmet Topuz şık bir vuruşla Fenerbahçe'yi öne geçirdi. Bu maç için skora katkı yapamasada yakın zamanda Serdar Kesimal'ın gollerinide izleyeceğimizin sinyallerini aldık. Lugano'dan sonra böyle bir vuruş gücüne ihtiyacımız olduğu ortada. 

İkinci yarı Trabzonspor'un daha fazla risk alıcağını düşünmek pek süpriz değildi. Nitekim forvet oyuncuları arka arkaya sahaya girdi. Trabzonspor için asıl sıkıntı orta alanda oyundan atılan Aykut sonrası yaşandı. İleriye çıkmayı düşünen takım orta alanda bir kişi eksik kaldı. Pas sayısında zaten üstün olan Fenerbahçe daha fazla oyunu kontrol etmek yerine geriye yaslanınca bir ara bizim takımdan da birinin atıldığını düşünmeye başladım. Skoru arttıramayınca ve Selçuk ve Emre adale sakatlıkları yaşamaya başlayınca zorunlu değişiklikler de daha çok orta alana yönelik oldu ve Alex, Galatasaray maçındaki gibi ileride tek forvet konumuna geçti. Maça dahil olan isimlerden Dia ve Baroni maça olumlu katkı yapmazken Caner'in bu hamleler için pek zamanıda yoktu. Defansta yaşanan Serdar&Yobo uyumu maç boyunca devam etti ve özellikle Serdar'ın hamleleri ve topu oyuna müthiş sokması neticesinde geriden oyun kurma noktasında takımın ilerleyen maçlarda elinin daha fazla rahatlayacağını söyleyebiliriz. Kalede Volkan ve sağ kanatta Gökhan iyi işler yaptı. Sakatlıktan dönmesine rağmen Mehmet Topuz golünü attı, Emre yaşanan tatsız hadiseler sonrasında en azından bu maçlık sakin göründü ve iyi mücadele etti, Alex ve Semih ile Stoch maça fazla katkı sunamazken özellikle forvet transferinde yapılacak tercihin lig sonunda takımın ligdeki pozisyonunu doğrudan etkileyeceğini bu maç sonunda bir kez daha idrak etmiş olduk. Ziegler'in daha fazla sorumluluk alması ve orta konusunda yüzdesini biraz daha arttırması gerektiği de ortada. Ligde işler iyi gidiyor ve takım zirvede yer alıyor. Zaman zaman yaşanan kötü futbol ve puan kayıplarıda takımın futbol haricindeki baskı unsurlarından kaynaklanıyor. Sıkıntılarından her alanda kurtulmuş bir Fenerbahçe'den daha iyi bir performans beklemek ileriki zaman için daha olası.

16 Aralık 2011 Cuma

Şampiyonlar Ligi 2. Tur



LyonAPOEL
NapoliChelsea
AC MilanArsenal
BaselBayern Münih
Bayer LeverkusenBarcelona
CSKA MoskovaReal Madrid
ZenitBenfica
MarsilyaInter


13 Aralık 2011 Salı

Bursaspor 0 Fenerbahçe 2

Galatasaray maçından sonra hem kadroda hem oyunda değişiklikler olacağı ortadaydı. Bilica 18 dışı kalırken yerine uzun süredir beklediğimiz ''hacı'' Serdar Kesimal yerini almış, sol kanatta Stoch hak ettiği formasına kavuşmuştu. Orta alanda Selçuk ve sağ kanatta Özer ısrarı sürerken forvet için nöbetçi golcünün kapısı çalınmış. Fenerbahçe oyuna iyi pas yaparak ve Bursaspor defansının arkasına attığı toplarla pozisyon bularak başladı. Orta alan hakimiyetini Selçuk'un kaptırdığı toplara rağmen sürdürdü ve gole birden fazla yaklaştı. Semih ilk golü ben atıcam deyip Emre'nin bir pozisyonunu bloke etti ve ardından kaptan ayağı kayınca golü yapamadı ama bu dakikalarda Fenerbahçe topu sahanın istediği her noktasında rahatça dolaştırıyordu. Ardından Bursaspor'un şutunu çizgiden çıkaran Gökhan Gönül ile Fenerbahçe söyle bir silkindi ve maçın en iyi adamı olan Stoch'un içeri kat ettiği topta, Alex topu Emre'ye o da Semih'e yolladı ve birinci sınıf bir santrafor golü ile skoru 1-0'a taşıdık. Semih formaya o kadar uzun süre hasret kalmış ve golü unutalı o kadar fazla olmuş ki, golden sonra öpmek için kısa bir süre armayı aradı. 

İlk yarı boyunca oyunun hakimi olan Fenerbahçe Özer'in topu patlatmak ve direği yıkmak istediği bir başka pozisyondan yararlanamadı. İkinci yarının hemen başında Bursaspor biraz vites yükseltip kaleye yaklaşsa da defans hattı ve özellikle Volkan başarılı müdahaleler ile kaleyi korumayı başardı. Selçuk, Özer ve Semih çıktıktan  sonra Bienvenu, Baroni ve Mehmet Topuz oyuna dahil oldu ve son dakikalarda Alex'in pasında maçın daha 1. dakikasıymış gibi müthiş bir depar atan ve Gökhan, formsuz eleştirilerine adeta nazire yaparcasına topu Stoch ile buluşturdu ve Stoch topu yine sonsuza yollayarak yabancı kontejyanı benim için değil diye maç boyunca adeta bağırdı. Mehmet Topuz'un kadroya dönmesi ve defansta da Serdar'ın yerini almasıyla Fenerbahçe daha iyi bir takım oyunu ve daha iyi bir futbol ortaya koyucaktır. Orta alanda Selçuk ve sağ kanatta Özer'in yerlerde sürünen formlarına bir çare bulunmalı.

Pazar günü Trabzonspor ile maçımız var. Geçen seneden kalan rekabet ve bu senenin başında yaşananlar dikkate alındığında Fenerbahçe-Galatasaray maçlarından bile daha önemli hale gelen bir karşılaşma oynuyacağız. Erteleme maçında hafta içi Gençlerbirliği ile karşılaşıcak olan Trabzonspor bize zaten yorgun halde gelicek. Bursaspor gibi Galatasaray maçında izlediğim Trabzonspor'da ligin en kötü futbol oynayan takımlarından biri ancak hafta sonu başka bir motivasyon ile sahada olucaklarını düşünüyorum. İçeride taraftar ile bütünleşen Fenerbahçe bu maçı alıp deplasmanda Antalya'yı yenip ilk yarıyı zirvede kapadıktan sonra transfer hamlelerine odaklanmalı.

8 Aralık 2011 Perşembe

Galatasaray 3 Fenerbahçe 1

Derbilerde son yıllarda izlediğimiz en kötü Fenerbahçe sahadaydı. Rakibe korktuğunu sahaya çıkardığı kadro ile açıkça gösterdi. Alex'i sahte bir forvet gibi ileride tutup yine aynı hataya düşerek Bienvenu'den sağ açık yaratmaya çalıştı Aykut Kocaman. Orta alanda Selçuk, Emre ve Baroni ile oyunu ve topu tutmayı düşündü ama bunu da yapamadık. Bekir'in sakatlığı nedeniyle Bilica defansa geçince takımın bütün dizilişi bozuldu. Yabancı kontejyanı nedeniyle en formda isim Stoch kenarda kaldı. Asıl sorun defanstan ziyada Mehmet Topuz'un eksikliği. Kadroda onun bir alternatifi yok. Yerine oynayan oyuncular hep ofansı düşünen defansa yardım etmeyen ve Gökhan Gönül'ü hep yalnız bırakan isimler. Öyleki bu maçta Hakan Balta hayatında ilk kez ileriye çıkmış olabilir. Bienvenu maçın başlamasının ve orta saha rakip presin altında ezilirken yavaş yavaş ileriye hareketlenmeye başladı ama bu dakikalarda Galatasaray oyunun hakimiyetini kazanmış ve kalemizde etkili olmaya başlamıştı. 

Galatasaray maçın henüz 15 dakikasında 3-0 öne geçebilirdi. Bu dakikalarda Volkan kalesinde devleşirken bütün sezon mükemmel oynayan Yobo sadece ona ayak uydurdu ama bu baskının sonunda gol getireceği ortadaydı. Fenerbahçe defansın göbeğinde Bilica'yı oynatmaktan daha büyük bir hatayı geriden oyun kurma görevini Bilica'ya vererek yaptı ve felaket o dakikadan sonra kaçınılmazdı. İlk golde rakibin sağ beki Eboue rahat rahat kale önüne kadar geldi ve Yobo'ya attığı çalımdan sonra golü yaptı. Galatasaray golden sonra yavaşlamış ve oyun dengelenmeye başlamışken Bilica sırtı dönük yakalandığı pozisyonda klasik rövaşata hamlesini yapmak isterken Elmander'e topu kaptırınca skor 2-0 oldu ve Galatasaray büyük bir avantaj yakaladı. İkinci yarı, Bilica, Baroni, Selçuk ve Bienvenu dörtlüsünden en az ikisi çıkmalı derken devre arasında Bienvenu ile Emre'nin çıktığını gördük. Stoch ve Semih oyuna girdi ve Fenerbahçe bir anda değişti. Stoch'un direkten dönen topu ve Semih'in almaya başladığı hava topları ile ileride top tutmaya başlamışken bu sefer kornerde bomboş bırakılan Melo topa vuramamasına rağmen golü yaptı. Bu dakikadan sonra Galatasaray'da frene bastı ve baştan sona iyi oynadığı maçı almasını bildi. Yanlış bir kadro ve yanlış bir diziliş ile sahaya çıkan Fenerbahçe tüm bunlardan daha kötü olarak mücadele etmeyerek maçı kaybetti.

Aykut Kocaman'ın önümüzdeki maçlarda yapması gereken belli şeyler var. Serdar Kesimal, Yobo'nun partneri olarak yerini almalı, eğer sakatlık ya da maç kondüsyonundan çekiniliyorsa o zaman Orhan Şam görev almalı. Stoch artık gerekirse başka bölgelerde oynayan yabancı oyuncular kenara çekilerek ilk 11 başlamalı ve Bienvenu ilk 11'de kesinlikle yer almamalı. Bu hamleler devre arasına kadar yapılması gereken hamleler. Devre arası çok üst düzey ve hemen ilk 11'e koyulacak düzeyde bir forvet transferi yapılmalı. Takımın gol yükünü çekicek bu isimle ancak gol yollarındaki sıkıntı aşılabilir. Formsuz oyuncular kenara alınırsa ve yedeklere şans verilirse takım daha iyi bir direnç sergileyebilir. Bunları aştığında Fenerbahçe mükemmel olmasada makul bir seviyeye gelecektir. Bu maçta Aykut Kocaman taktiksel anlamda Fatih Terim karşısında yenilmiş ve çıkardığı kadro ile hem rakip taraftara hem kendi takımı ile taraftarına da korktuğunu belli etmiştir. Fenerbahçe zor bir süreçten geçiyor, çokça saha dışı faktörlerin etkisinde kalıyor ama giyilen o forma bile bu takıma direnmek için yeterli gücü verir. Enseyi karartmadan önümüze bakmak lazım.

6 Aralık 2011 Salı

Reto Ziegler

**Juventus'a dört yıllık imza attıktan sonra hiç maça çıkmadan neden Fenerbahçe'ye kiralık gelmek istedin?
Sampdoria'daki kontratım geçen yıl bitmişti ve yenilenmeyecekti. Beni isteyen birçok kulüp vardı. Juventus'ta beni isteyen hoca kulüpten ayrıldı. Fenerbahçe beni daha önce de istemişti ama Andre Santos olduğu için olmamıştı. Yeni sezonla birlikte Andre Arsenal'a gidince buraya gelme kararı verdim. Fenerbahçe'den teklif aldığımda iki kulüpte nasıl sezonlar geçireceğimi düşündüm. Juventus takımı aklıma çok yatmamıştı. Fenerbahçe beni ısrarla istemişti ve Aykut Kocaman'ın bana takımda yer vereceğine inanıyordum. Sezona iyi başlayabilmek, gittiğin yere uyum sağlayabilmek önemli ama daha da önemlisi transfer teklifi aldığın kulüpte teknik direktörün seni istemeden önce takımdaki yerini belirlemiş olması gerekiyor.


Samsunspor maçından sonra sana maçla ilgili soru sorulduğunda maçın önemli olmadığını söyleyip,depremzedelere ve terör mağdurlarına başsağlığı dilemiştin.Futbolun dışında dönen dünya ile ne kadar ilgilisin? 
Ben de herkes kadar olan bitenle ilgiliyim. Terörist saldırılardan hemen sonra deprem oldu. Bu kadar üzücü olayları art arda yaşamak insanı hassaslaştırıyor. En büyük rahatsızlığım dünyada aç insanların olması. Mutlaka bir yardım işinin içinde olmak istiyorum. 

En çok etkilendiğin şehir hangisiydi? 
Hep güzel şehirlerde oynadım. Cenova'da deniz yeter. Zürih Avrupa'nın en güzel şehirlerinden biri. Londra'da yaşamak çok zevkliydi. İstanbul mükemmel bir şehir. Bir yandan şunu da söylemeliyim ki bu şehirler de tatil yapmak için bulunmadım. İşimden arta kalan zamanlarda tadını çıkarmaya çalıştım sadece. Saha dışında kendinizi mutlu ettiğinizde sahada daha başarılı oluyorsunuz. (Bu sorudan sonra bizim için Reto'nun tercümanlığını yapan Fenerbahçe Futbol Takımı İletişim Sorumlusu Orkun Yazgan, onun deplasman maçları için gittiği her şehrin kültürünü ve nüfusunu ince ince araştırdığını, hatta kulüp personelinin ve diğer futbolcuların birçok şeyi ondan öğrendiğini anlatıyor.) 

İstanbul'un mükemmel bir şehir olduğuna nereleri gördükten sonra karar verdin?
Volkan bize teknesiyle boğaz turu yaptırdı ve kendi elleriyle mangal yaptı. Fil Burnu denilen yerde gün batımını izledik. Bir tarafta Avrupa, bir tarafta Asya olunca köfteler daha lezzetli oluyor! Annem ve babam da İstanbul'dan gitmek istemiyor. En sonunda ''Beni biraz yalnız bırakın'' demek zorunda kaldım! İstanbul'u çok anlattığımdan arkadaşlarım da merak etmeye başladılar ve onlar da sürekli gelmek istiyorlar. Onlara da burada bir işim olduğunu ve kendileriyle çok ilgilenemeyeceğimi söyledim. 

Fenerbahçe'de seni en çok ne etkiledi? Diğer takımlardan farklı ne var burada? 
Çok farklı bir sezon yaşıyorum. Her hafta, her maç hayatım boyunca görmediğim şeyleri görüyorum. Her hafta ''Ne olacak acaba?'' diyorum. Bu kadar farklı olayı art arda hiç yaşamamıştım. Sezona seyircisiz maçla başladık .Sadece kadınların ve çoçukların izlediği bir maç oynadık. Her maçta başka bir şey için saygı duruşunda bulunuyoruz. Beşiktaş maçında sahaya taraftarlar girdi. Maçlardan önce İstiklal Marşı okuyoruz. Üzüntülü olayları bir kenera bırakırsak sıkılmaya pek vaktimiz olmuyor. 

Fenerbahçe'nin içinde bulunduğu dönem seni nasıl etkiledi? 
Taraftarın ve takımdaki oyuncuların başka bir takımda olacağına ihtimal vermediğim şekilde birbirlerine sahip çıktıklarını söyleyebilirim. Fenerbahçe ile çıktığım ilk antremana binlerce taraftar geldi. Havaalanından Samandıra Tesisleri'ne bir saatte gidebildik. Binlerce taraftar bizi karşılamaya gelmişti. Her ülke farklı bir tecrübe ama Fenerbahçe benim için  bambaşka bir tecrübe oldu. Bu seneki özel durumların da bunda çok büyük payı var. Az önce Emre ve bütün fizyoterapi ekibiyle birlikte yemek yedik. Uğur Boral da geldi. Akşam Stoch'la birlikte vakit geçireceğiz. Daha dün idari menajerimizin eşinin doğum günü partisindeydik. Geçen yılki şampiyonluğun da başarısının buna borçlu olunduğunu düşünüyorum. Aykut Kocaman futbolu bırakalı çok olmadığı için bizi iyi anlıyor. Bu takım geçen yıl hakkıyla şampiyonluk kazandı. Bu sezon da hakkıyla şampiyon olacak. Herkese en güçlü olduğumuzu göstereceğiz. 

Sadece kadınların ve çoçukların izlediği maç sence nasıldı?
Bütün stat parfüm kokuyordu. Bana o maçla ilgili dünya basınından da çok soru geldi. Çok şaşırdığımı söyledim. Orada tarihe tanıklık ettik. O taraftara galibiyet armağan etmeyi çok isterdim. Dünyada 45 bin kadın taraftarı bir araya toplayacak başka bir kulübün daha olduğunu sanmıyorum. Fenerbahçe'de şampiyonluk yaşamak istiyorum. 

Türkiye'ye gelmeden önce Galatasaray-Fenerbahçe derbisi hakkında ne biliyordun? 
Çok sıcak bir derbi olduğunu İsviçre'de oynadığım dönemden beri biliyorum. Ben de oynamak için heyecanla bekliyorum. Bu sayade kendimi Galatasaray-Fenerbahçe derbilerinde daha önce bulunmuş gibi hissediyorum 

. **4-4-2 Türkiye dergisinin Aralık sayısı için Hilal Gülyurt tarafından yapılan röportajdan alıntılanmıştır. 


4 Aralık 2011 Pazar

Fenerbahçe 4 Ankaragücü 2

Son maçlar içerisinde en istekli Fenerbahçe'yi izledik dün akşam. Sahada ilk dakikadan itibaren hücumu düşünen ve golü arayan bir takım vardı. Özellikle uzun bir aradan sonra ilk 11'de sahaya çıkan Stoch muhteşem bir futbol ortaya koydu. Defansı her maç açık veren ve ayrılan oyuncular nedeniyle  kadro kurması iyice zorlaşan Ankaragücü'ne karşı farklı bir galibiyette normaldi zaten. Maç sonunda tehlikeli olan kısım böylesine hücum gücü sınırlı bir takımdan 2 gol yememiz ve en önemlisi yediğimiz golden daha fazlasını yiyicek pozisyonları rakibe vermemiz. Özer'in rezil performansı bu maç zirve yaptı ve kendisine en çok güvenen kişi olan Aykut Kocaman dahi bu oyuna daha fazla dayanamayarak ilk yarı sonunda onu kenara aldı. Bu dakikadan sonra Özer'in, kadroda büyük bir sıkıntı yaşanmadığı takdirde ilk 11 başlayacağını sanmıyorum. Yediğimiz ilk golde hem topu kaptırdı hem rakip sol bekle geri gelmeyip Özgür'ün asist yapmasına neden oldu. 

İkinci yarının hemen başında Ankaragücü geliştirdiği ataklarda golü bulsa maçın seyri biraz daha fazla sıkıntılı olabilirdi ama Fenerbahçe çok kısa sürede 2 gol atarak skoru garantiye almayı başardı. Mehmet Topuz'un olmadığı bir Fenerbahçe sağ kanatı evlere şanlik vaziyette. Ne özer ne Dia ne de Bienvenu bu bölgede oynadıklarında Gökhan Gönül'e yardıma gelmiyor ve biz haftalardır Gökhan formsuz haberlerini okuyoruz. Önünüzde oynayan adamlar geriye dönmezse sizde geride debelenir durursunuz. Yobo bu takımın en güvenilir adamı, maç boyunca herkesin hatasını örtmeye çalıştı. Serdar Kesimal ilk 11'e girese daha uyumlu bir defansa kavuşucaz. Bienvenu etkisiz, kaptan istekli oyuna sonradan giren Semih'te yetersizdi. Derbi öncesi takım Emre'nin yokluğunda Yobo, Baroni, Stoch üçlüsünün iyi performansı ile sonua ulaştı ama oyun olarak gol isteği haricinde olumlu bir yanını gözlemleyemedik. Hafta içi derbide daha dengeli bir takım izleyeceğimize inanıyorum. Deplasmanda olucak Galatasaray maçına lider gitmek elbette çok önemliydi ve takım bunu aldığı galibiyetle başardı. Bu arada 1 gol atsa bizim +7 kuponda gelicekti ama sağlık olsun!

26 Kasım 2011 Cumartesi

Gençlerbirliği 0 Fenerbahçe 0

Fenerbahçe'nin deplasman galibiyetleri artık sonlanıcak gibi duruyor en azından üst üste galibiyetler uzak görünüyor. Beşiktaş, Sivas ve en sonunda Gençlerbirliği deplasmanında da takım puan kaybetti. Maça kadroda bazı değişiklikler ile başlandı. Bekir'in cezalı, Mehmet Topuz'un sakat olması zorunlu değişikliklerdi bunlara orta alanda Baroni'nin yerine hocanın tercihi ile Selçuk'ta eklenince uzun zaman sonra başka bir kadro sahada idi. Fenerbahçe'nin sezonun tamamında görülen hareketsizliği bu maçta devam etti. Özellikle hücum hattında takım üretkenliğini sağlayamadı. Maçın en iyi üç isminin Yobo ve Bilica ile kalede Volkan olduğunu söylersem maçı izlemeyen biri durumu anlıyacaktır. Oyunu kontrol eder gibi gözüktük fakat topla oynamamız ya kendi yarı sahamızda ya da orta alanda olan paslaşmalarımızdan ibaretti. Topa sahip olmamıza rağmen gole yaklaşamamızın en önemli sebebi iki kanat idi. Solda Caner ve sağda Özer öylesine toplar kaybettiki maçtan çıkan ilk iki oyuncuda ikisi oldu. Üstelik Ziegler'in çakılı oyununa Alex'te topla buluşmak için geriye sık sık gelince kanatlardan top ileriye taşınmamaya ve Alex kaleden çok uzakta topla buluşmaya başladı. Kaptan bu duruma maçın sonuna doğru öyle sinirlendi ki, yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz gibi 5 Gençlerbirliği oyuncusunu arka arkaya çalımladı. 


Fenerbahçe adına kanatların işlememesi ve ileride Alex'i topla buluşturamamız oyunu etkiledi dedik. Bienvenu sırtı dönük oynayamadığı gibi aldığı topları da rakibe vermeye başlayınca, ileride top tutmamız imkansıza yakın bir hale geldi. Özer'in sürekli içeri kat etmesi ve aldığı topları çalım ve geri pas ile sonlandırması ve en önemlisi geriye yardıma gelmemesi Gökhan'ın savunduğu sağ kanadı Gençlerbirliği adına cennet bahçesine çevirdi. Sık sık kontraatak imkanı yakalayan Gençlerbiliği, buradan Fenerbahçe kalesine çokça tehlike yaşattı hatta bazı pozisyonlarda sol kanatta bomboş bekleyen arkadaşlarını göremeyen Gençlerbirliği oyuncuları sayesinde    Fenerbahçe tehlikeyi ucuz atlattı. Özer ve Caner'in yerine Semih ve Uğur Boral girdi. Bienvenu sağ açık mevkisine geçti ve bu dakikadan sonra Gökhan Gönül hem geriye gelip kanatı savunmaya hem defanstan aldığı toplarla hızla bindirme yapmaya çalıştı ki, kendisini ayrıca tebrik etmek lazım. Sol kanatta Uğur ise Caner'den bile kötü bir performans gösterdi. Kendisini eski günlerinde sanıyor ama ayakları artık onu kaldırmıyor. Topu atıp koşmaya çalıştığı kaç pozisyonda başarısız oldu ve Stoch oyuna girdğinde bu sefer olması gereken en son yer olan sağ açığa geçti. Stoch oyuna girer girmez yakaladığı pozisyonda aşırtma mı yerden mi vuruş yapayım kararsızlığı yaşayınca maçın Fenerbahçe adına Emre'nin direkten topu ile birlikte ikinci pozisyonu olan bu şansı da heba oldu gitti. Stoch'un 78. dakikaya kadar kulübede oturup, iki dakika ısındıktan sonra oyuna girmesi ve her iki kanatta dökülen ve sakat oyuncular varken dahi ilk 11'de yer almaması elbette bu son vuruşu beraberinde getirdi. Gençlerbirliği maç boyunca topa sahip olmaya, belli setleri oynamaya, yardımlaşmaya ve hızlı bir şekilde hücuma çıkmaya çalışan genç ve koşan bir takım. Bitirici bir hücum oyuncuları olsa ligde çok can yakarlar. Fenerbahçe'de bu maç artık kırmızı alarm seviyesine gelen forvet ve kanat sıkıntısı umarım en kısa sürede olumlu transferler ile aşılır ve en önemlisi yedekler arada bir 11 başlama şansını yakalar. Bu temposuzluk ve ileride top tutamama ve çoğalamama geçen sezonla kıyaslandığında takımın attığı gol ve girdiği pozisyonları da dikkate aldığımızda takımın eksik noktaları. Ara transfer ve fizik-kondüsyon takımın ihtiyacı olan şeylere kavuşması için gereken iki anahtar kelime.

21 Kasım 2011 Pazartesi

Fenerbahçe 1 Eskişehirspor 0

Sivas mağlubiyetinden sonra lige verilen milli maç arası sakatlar için iyi olucak derken bu sefer daha fazla eksikle karşılaştık. Yobo ve Ziegler'in yokluğunda Semih'te kadroda yer almıyordu. Defansta Bilica, sol bekte uzun bir aradan sonra Uğur Boral yer almıştı. Fenerbahçe'nin iyi başlamasına rağmen golü bulması biraz zor oldu. Orta alanda fazla bir yan pas hastalığı vardı. Takım ileride çoğalamıyordu ve Eskişehir zaman zaman bunaltıcı bir abluka ile kale önünde fazlasıyla etkili oldu. Nadareviç'in atılması ile Eskişehir top hakimiyetii kaybetti ve ancak maçın son 6-7 dakikasında farkı arttıramayan Fenerbahçe'nin geri çekilmesi ile yeniden etkili oabildi. Alex'in indirdiği topa duble kafa vuran Bienvenu ile maçın tek golü geldi. 

Maçtan oyun anlamında çok fazla memnun kaldığımı söyleyemiycem. Geçen maçlara oranla özellikle sol kanat hiç işlemedi desek yeridir. Kart cezasından sonra biraz kaptan hareketli ve istekliydi ki, golde zaten onun asisti ile geldi. Eskişehir'in fazla sorun çıkarmayan futbolu da bunda etkili oldu. Fenerbahçe geçtiğimiz sezonların aksine özellikle evinde oynadığı maçlarda daha az skor üretir bir durumda. 10 kişi kalmış ve 1-0 mağlup bir durdumdaki rakibe karşı taraftar daha domine bir futbol ve tabiki daha fazla gol bekliyor. Stoch'un oyuna girişi biraz öne alınabilirdi ama onunda oyuna girişlerinde sürekli memnuniyetsiz hali beni fazlasıyla endişelendiriyor. Fark biraz daha fazla açılsa Serdar Kesimal ve Sezer belki oyuna dahil edilip maç kondüsyonu yakalamaları denenebilirdi. Taraftarın deplasman yasağını protesto etmesini ayrıca tebrik etmek lazım. Herkesin kuzu kuzu kabullendiği bir durumu Fenerbahçe her zaman olduğu gibi protesto etti. Maçın belkide önüne geçen hadisesi Emre'nin tüm maç boyunca olan agresifliği idi. Bu olayı o kadar abarttı ki, artık kendi takım arkadaşlarına karşı bile küfür eder, kavga eder hale geldi. Türkiye'de, Emre'nin futbol yeteneğini sorgulayan kimse yok ancak bu tip hareketleri artık tahammül edilemez bir hal aldı. Milli takımın yenilmesinde ihale nedense Fenerbahçe'ye kaldı ve Emre bu durumdan dolayı fazlasıyla gergin. Maçın başından itibaren hakemle, rakip oyuncularla ve en sonunda kendisine abi diyen Gökhan ile kavga etti ve atılan gollerde bile reaksiyonu çok sınırlı olan Aykut Kocaman'ı bile saha kenarından bağırmak zorunda bıraktı. Ben her maç Emre'nin bu tip hareketlerinden fazlasıyla sıkıldım ve takıma zarar vericek boyutlara ulaşan bu durumun daha fazla devam etmesinin çok daha tehlikeli sonuçları olacağı kanaatindeyim. Özellikle Aykut Kocaman'ın bu olayı her ne kadar basın önünde korumacı bir tavırla geçiştirse de kapalı kapılar ardında Emre'ye gerekli uyarıları yapmasını bekliyorum. Dışarıda herkesin efendiliğinden bahsettiği bir oyuncunun saha içerisinde bu kadar agresif olmasıda ayrı bir mesele. Gerekirse psikolojik bir yardım alması sağlanarak öfke kontrolünü yeniden kazanması denenmeli. Fenerbahçe iyi oynamıyor ama galip geldiği için ve olağanüstü durumlardan geçtiği içinde takıma fazla kızmak içimden gelmiyor. Biraz daha fazla oyuncunun oyuna katılması ve forma şansı bulması ile ara transferde ön alana bir transfer yapılması takımı daha iyi bir duruma getirecektir.

12 Kasım 2011 Cumartesi

Türkiye 0 Hırvatistan 3 - Elveda Ay Elveda Feza

Araba yol boyunca sürekli savruldu. Lastiği patladı, su kaynattı, hatalı sollama yaptı ve en sonunda uçurumdan aşağı yuvarlandı. Sürücü belkide dünyadaki en iyi sürücülerden biri ama o bile idare edemedi bu arabayı. Araba devrildikten sonra yol gösterilen bir ülkeye geldi sürücü ve iyi maaş verdiler bu da dert oldu ahaliye ve en sonunda pandoranın kutusu açıldı. Artık o gitsinler, bu gelsinler, ihanetler, küfür kıyametler, o olmalıydı, bu olmamalıydılar falan çok konuşulacak. Yeni bir araba yapmamız için gerekli motor ve teknolojiye sahip olduğumuzdan dem vurulucak, dünya'nın en iyi arabasını yapabileceğimiz anlatılıcak üstelik duygusal!! bir araba yapalım denicek. Herkes yarışın sonuna ulaşırken biz diğer yarışların derdine düşücez yine başkasının yaptığı yarışları izliyeceğiz.

Tüm bu karmaşa sona erdi. Böylesine acımasız eleştirilerin yapıldığı, kadronun sürekli değiştiği, her elenmeyle yeni bir yapılanmanın başlatıldığı ülkemizde yeniden başa döndük. Hoca gitsin, bu oyuncular ruhsuz, hainler, kafirler falanlar filanlar. Şimdi kim gelsin kim gitsin, o hükümete, bu basına, şu sana, bu bana yakın diyerek kendi dünyamızda yaşamaya devam edicez. Televizyonda biz Hırvatistan'dan daha iyiyiz, Modric'i kim tanıyor gibi yorumlar yapan adamlar ekranı işgal ettikçe bu döngü devam edicek. Biz yine tv başında biralar elimizde Portakalları izliyeceğiz. Dünya Kupası elemelerinde aynı gruptayız ama bizim ayarımızda değiller. Biz en iyiyiz, arabamız hızlı, sürücümüz muhteşem ama ehliyeti 2 senede bir kaptırıyoruz. Hadi hayırlı traşlar...

1 Kasım 2011 Salı

Fenerbahçe 1 Kardemir Karabükspor 0

Maça olabilecek en kötü şekilde başladık. Kalemizde Volkan'ın kurtardığı bir top ve ardıdan Alex'in atılması. Kırmızı kart takımın direncini bir kat daha arttırdı ve öncesinde Gökhan'ın pasında golü kaçıran Bienvenu ardından Mehmet Topuz'un asistinde yaptığı aşırtma vuruşla maçın tek golünü attı. 10 kişi kalan Fenerbahçe maçın kalan bölümüde oyunu kendi sahasında kabul eden bir vaziyetteydi. Orta alanda Mehmet Topuz ve Caner ile defansta Yobo ve kalede Volkan tüm maç boyunca en iyi isimlerdi. Hakemin anlamsız kararları ile takımın sinir katsayısı da artı. Özellikle Emre bu pozisyonlarda kontrolünü kaybetti ve birden fazla pozisyonda atılmasına sebep olucak hamleler yaptı, maçı sarı kart ile bitirmesi bir mucize. Karabükspor geçen yılki halinden çok uzak, yaratıcılıkları ve bitiricilikleri kalmamış, deplasmanda bir takım için tehlike oluşturacak konumda değiller. 10 kişi kalan Fenerbahçe, iyi alan parselleme ve presi ile Karabükspor'un pas bağlantılarını çok rahat kesti ve 1-2 pozisyon haricinde Fenerbahçe kalesinde etkii olamadılar.

Caner'e ayrı bir parantez açmak lazım. Geçen yıl sol bek oynarken adeta isyan ettiğimiz adam asıl mevkisinde harikalar yaratıyor bu sezon. Sol açık mevkisinde hem defans hem ofans açısından mükemmel işler yapan Caner'i bu haliyle ne Stoch ne Uğur ne de Özer ya da Dia kesemez. Beşiktaş maçındaki etkinliliğini yine korudu ve maç boyunca en çok mücadele eden ve topu ileriye taşıyan oyuncuydu. Fenerbahçe Alek'siz de kazanacağının ve mücadelesinin asla engellenemeyeceğinin sinyallerini verdi dün akşam. Geçen yıl şampiyonluk için akıtılan ter ve yapılan mücadele bu yıl yaşanan olaylar nedeniyle takımı daha fazla biraraya getirmiş. Takım halinde oynamaktan ziyade takım halinde ortaya konan bir direnç var ki, maç boyunca skor ne olursa olsun Fenerbahçe süngüsünü hiç yere indirmiyor. Takımın tek sıkıntısı iç sahada eskiye nazaran gol açısından sıkıntı yaşaması olarak gözüküyor. Yine de ligde namağlup olan ve bunca oyuncusunu kaybettikten sonra hala mücadelesinin seviyesini koruyan bu kadroyu ve hocayı tebrik etmek lazım. Haftanın kapanış maçını yaptıktan sonra haftanın açılışını da biz yapıcaz. Yaşasın Tff fikstürü.!!!

29 Ekim 2011 Cumartesi

Beşiktaş 2 Fenerbahçe 2

Bu yıl izlediğim en iyi Fenerbahçe'ydi diyebilirim. Geçen yıl şampiyonluğa giden süreçteki tüm bileşenlerin tek maçlık gösterisi gibiydi maç. İki kez geriye düşen ama maçı asla bırakmayan, deplasmanlarda ve derbilerde yenilmemeye devam eden Fenerbahçe vardı sahada. Beşiktaş'ın tüm sezonun aksine orta alanı diri tutup kanatları etkili kullanma isteği ve ilk yarı ve ikinci yarının ilk 10 dakikalarındaki presine bu sezon ilk kez şahit olduk. Fenerbahçe'nin topu kullanma isteğine Beşiktaş pres ve hızlı hücumlarla karşılık verdi. Taraftar desteği ile maça hızlı başlayan Beşiktaş golü ise tüm bu iyi gözüken yanlarına rağmen kişişel beceri ve yeni top teknolojisi ile buldu. Simao belkide sezonun en güzel golünü bu maçta ağlara gönderdi. Golden sonra Beşiktaş'ın hücum hızı ve isteği azalırken Fenerbahçe hem pas sayısı ve organizasyonunu arttırdı hem de kanatları özellikle sol kanadı iyi işlemeye başladı. İlk yarı boyunca Gökhan,Alex ve Bienvenu ile yakaladığımız pozisyonlarda kaleci Cenk ve Beşiktaş defansı çok iyi direndiler ve gole engel oldular. Sakatlıktan çıkan iki futbolcunun oluşturduğu sağ kanat hem defans hem hücum açısından sıkıntı yaşadı. 

İkinci yarı Beşiktaş skoru koruma güdüsünün aksine saldırmaya ve Fenerbahçe'nin ipini tamamen çekmeye çalıştı ve direkten dönen bir topları ve akabinde ofsayt diye sayılmayan golleri ile buna çok yaklaştılar. Fenerbahçe oyunda dengeyi ve topla oynama yüzdesini bu sefer gol yemeden arttırmaya başladı ve bence maçın en iyisi olan Caner ile sol kanatı işlemeye başladı. Defansa yardıma gelmeyen Q7'nin zaafiyetinden yararlanan Fenerbahçe, Caner'in direkten dönen şutunu tamamlayan Alex ile beraberliği sağladı. Bu dakikada Fenerbahçe'nin geçen yılı hatırlatan geriden gelme serüveninin ilk işaretini gördük. Golden sonra gözler iki kulubeye çevrildi. Carlos, hemen Almeida'yı oyuna alıp gol bulmayı düşünürken asıl ilginç değişiklik Aykut Kocaman tarafından geldi. Her iki kanatın hücum adamları Mehmet ve Caner kenera gelirken Özer ve Stoch oyuna dahil oldu. Bu değişikliğin özellikle Caner kısmını bende anlamdıramasam da Stoch'un dinamizminden yararlanmayı düşündüğünü belirten Aykut Kocaman'a katıldığımı da belirteyim. Bu değişiklikler sonrası oyun yeniden başladı ve Beşiktaş'ın hamlesini meyvesini verdi. Pozisyon bilgisini ve topa hamlelerini her zaman sorguladığım ve bire bir de çalım yedikten sonra geriye dönmesi dakikaları bulan Bekir'in hatasında Oueresma'nın ortasında oyuna giren Almeida golü buldu. Bu golde önünde duran Ziegler'in hamlesizliği Volkan'ın topu çıkarmasına engel oldu. Golün asıl sebebi ise Beşiktaş hücuma kalktığında geriye dönmeye başlayan Gökhan Gönül'e sen içeri gir diyen Bekir'in yediği çalım neticesinde geldiki, Serdar Kesimal'ı dört gözle bekliyorum. Fenerbahçe yeniden toparlandı ve karşı kale önünde etkinliliğini arttırmaya devam ettirdi.Alex ile girdiği pozisyondan yararlanamayan Fenerbahçe maçın son anlarında kazanılan frikik ile golü buldu. İbb maçındaki gibi topun başına beraber geçen Alex ve Baroni ikilisinden Baroni'nin mesafe itibariyle topa vuracağı belliydi. Kaleci Cenk'in baraj hatasını da değerlendiren Fenerbahçe, Baroni'nin ayağından golü bulup skoru eşitledi. Ardıdan Fenerbahçe Özer ile Beşiktaş ise Aurelio ile girdiği pozisyondan yararlanamayınca maç 2-2 berabere bitti. Maçtan geriye güzel goller ve pozisyon zenginliğinin yanı sıra, Fenerbahçe'nin geriye düşmesine rağmen galibiyete olan inancı ve maçın en başında II. Truva hareketini gerçekleştiren akıncı Fenerbahçe taraftarları ve maç sonunda depremzedeler için atkılarını atan Beşiktaş taraftarının güzel görüntüleri kaldı.

18 Ekim 2011 Salı

Mersin İdman Yurdu 1 Fenerbahçe 2

Deplasman maçlarında takıma birşeyler oluyor. Bu maçta aynı seyirde devam etti. Maç başladığında takım yine eksik oyuncularla doluydu. Milli maç arası sonrası tam kadro oluruz diye düşünürken Volkan'i bile fire verdik. Buna rağmen yine kazanmayı bildik. Kayserispor maçındaki gbi erken gol ile rahatladık. Bu sefer attığımız gol her zaman görebileceğiniz türden değildi. Özer yaklaşık 45 metreden müthiş bir vuruşla takımı 1-0 öne geçirdi. Maç öncesi Mehmet Topuz'un yerine kim oynar adayları arasında sıyrılıp ilk 11 başladı ve golü yaptı. Aykut Kocaman deplasmanlarda Stoch ve Dia'yı kanatlarda görevlendirmek istemiyor çünkü bu oyuncuların defansa katkıları ve takım savunmasındaki güçleri çok sınırlı. İbb maçında müthiş oynayan Stoch ve Dia yedekken, sol kanat Caner'e sağ ise Özer'e emanetti. Kalede Volkan'ın yerine Mert oynadı ve maç genelinde iyiydi. Sol bek Ziegler ve orta alanda Baroni müthiş işler yaptılar. Bienvenu gole rağmen çok tutuk, Bekir her zamanki gibi kötü, Orhan ise İbb maçının etkisini üzerinden atamamış durumdaydı.

Fenerbahçe maça golle başlayınca oyunuda rahatça yönlerdirmeye devam etti ancak birden başlayan yağmur önce Fenerbahçe'nin pas trafiğini ardından Lig Tv yayınını sekteye uğrattı hatta Lig Tv'yi komple iptal etti. Bu izleyemediğimiz dakikalarda Caner ile gole yaklaşan Fenerbahçe başarılı olamayınca ilk yarı böyle bitti. İkinci yarı sakatlanan Hakan Arıkan yerine değişiklik ile başlayan Mersin'de gol bulma arayışı sürerken, Fenerbahçe yine olmuyacak bir pozisyonda Bienvenu ile golü buldu ki, gol olan bu pozisyonun öncesinde Bienvenu topu dahi kontrol edememişti. Ardından İbrahim Kaş'ın atılması ile kontrol bize geçti ama oyuna giren Stoch ve Bienvenu öylesine pozisyonları harcadılar ki, Fenerbahçe'nin en sakin iki adamı Aykut Kocaman ve Alex bile sinirlerine hakim olamadı. Bu pozisyonları değerlendiremeyince Mersin'in hevesini kıramayan Fenerbahçe en sonunda 90+2'de golü kalesinde gördü ve maç 2-1 üstünlüğümüz ile sona erdi. Deplasman galibiyetleri serimizin yanı sıra yenilmemezlik serimiz devam etti ve eksiklere rağmen yine lideriz. Fenerbahçe'nin deplasman perfonması çok iyi olmasına rağmen oyun açısından aynı şeyi söylemek mümkün değil. Volkan, Serdar Kesimal, Gökhan Gönül ve Mehmet Topuz'un kadroya dönmeleri şart. Kendi evimizde kaçırdığımız pozisyonları telafi edebiliriz ancak deplasman da bu kadar rahat gol kaçırmak başımızı ağrıtabilir. 40 dakika 10 kişi oynayan Mersin'e karşı golü bulup maçı erkenden bitirmeliydik. Aykut Kocaman'ın temel rahatsızlığı da bu yöndeydi. Şimdi içerde Samsun ve ardından deplasmanda, kötü giden Beşiktaş maçı. Gemi iyi yol alıyor ama bazı uyuşuk tayfaları da kaptan denize atabilir.

8 Ekim 2011 Cumartesi

Türkiye 1 Almanya 3

Maç öncesi muhabbet yine Mesut üzerine yoğunlaşmıştı. İlk 18'e Klose ile birlikte alınmadığını öğrendiğimizde nihayet maça odaklanabildik. Hiddink'in, Almanya karşısında kendini dev aynasında gören gazetecilere yaptığı uyarıları kendisi de pek dikkate almamış olucak ki, orta alanda Sabri tercihini bu bakış açısıyla ancak açıklayabilirim. Sakatlıktan çıkan Servet ve Hamit doğru düzgün 90 dakika forma giymeden ilk 11'de yer alırken bir diğer sakatlıktan çıkan isim olan Gökhan Gönül ise sadece 90 dakika forma giymişti bu maç öncesinde. Tüm bunlar herhangi bir rakiple oynarken yeterince soru işareti olarak  önümüzde dururken maç öncesi milli marşlar söylenirken rakibimizin Almanya olduğunun farkına nihayet varabildik. Deplasmanda yapılmak istenen ancak Aurelio saktlandığı için 90 dakika sürdürülemeyen sistem bu maç yeniden sahadaydı. Aurelio defansın arasına gömülecek ve top yapma özelliği sıfıra yakın olan iki isim Servet ve Egemen'den topu alıp orta alan ile bağlantıyı sağlayacaktı. Bu sistem ilk maçtaki gibi kısa bir süre etkili oldu hatta 5. dakikada Hamit ile bir pozisyonu harcadık ardından Selçuk ile müsait bir pozisyonda yine golü kaçırdık. Her iki pozisyon gol olsa dahi maçın sonunun Almanya lehine olacağı  aşikardı. Almanya kendi seyircisi önünde oynuyormuş gibi rahatça topla hareket ediyor ve pozisyona girebiliyordu. Nitekim maaile hücuma gidilen bir pozisyonda, Neuer topu eliyle oyuna soktu ve orta alandan top hızlıca Gomez'e aktarıldı, Servet'i müsait yerde araçtan indiren Gomez sol ayakla ağları çok rahat bir şekilde buldu ve bu golde toplamda 3 kişinin hamlesi vardı. 

İkinci yarı öncesinde milli takımda oyuncu değişikliği vardı. Sahanın en iyi ismi Sabri sahadaki yerini korurken Selçuk İnan kenara alınıp yerine sağ kanata Gökhan Töre oyuna dahil edildi. İkinci yarı Almanya'nın daha rahat bizim kale önünde gözüktüğü anlarda ve bu dakikalarda defans ile ofans arasındaki aralık gittikçe açılıyordu. Nihayetinde sol kanattan getirilen topu boş kaleye plase yaparcasına rahat ve düzgün bir vuruşla gol yapan Müller aslında maçın sonucunu ilan eden isimdi. Ayda yılda bir gittiğimiz bir pozisyonda Gökhan'ın ortasını arka direkte ilk kez hücuma kalkan Hakan Balta gol yapınca, eve gitme derdine düşmüş seyirci biraz hareketlense de gerisi gelmeyince herkes metroya yetişelim, trafiğe takılmayalım derdine düşüp stadı terk etmeye başladı. Son olarak penaltı ile Almanya maçın sonucunu ilan edince maç bitti ve Belçika'nın 4-1'lik galibiyeti ile grupta 3. sıraya geriledik. Son maçımızda biz evimizde Azerbaycan ile oynarken, ikincilik için çekiştiğimiz Belçika ise Almanya deplasmanında olucak. Bizim galip gelmemiz halinde Belçika'nın gruptan çıkabilmesi için Almanya'yı yenmesi şart. Almanya'nın, Belçika'ya yenileceğine dair inancım bizim uzaya çıkmamız ile aynı değere sahipken, evimizde Azerbaycan'ı yeneceğimizde dair inancım da Sabri'nin Barcelona'nın değişmez elemanı olması ile aynı seviyede. Salı günü yine ahlar ve vahlar ile izleyeceğiniz, 10 yıldır yeniden yapılanan ve her yenilgiye bahane bulan milli takımımızın play-off'lara kalması dileğiyle. Play-off larda içimizdeki İrlandalılar ile tanışma fırsatını da yakalamıış oluruz.

3 Ekim 2011 Pazartesi

Fenerbahçe 4 İbb 2

Bu sezonun lige en iyi giriş yapan iki takımı karşılaştı 5. haftada. Kadıköy'e dönüş cezası bitince taraftarda tribündeki yerini aldı. Maç öncesi Fenerbahçe'de Gökhan ve Mehmet Topuz'un takıma dönmesi ile daha dengeli bir oyun izleyeceğimizi tahmin ediyorduk. Rotasyon her anlamda takımda gözleniyordu ve Stoch ilk kez 11'de yerini alırken defansta Bilica'nın yerine Bekir, orta alanda Gökay'ın yerine topuz solda Caner'in yerine Stoch yer alıyordu. Asıl değişiklik bu sezon zaman zaman izleyeceğimizi umduğumuz sağ bek Orhan sağ açık Gökhan Gönül dizilişi ile oldu. Takım bu yeni kadro ve dizilişle iyi bir takım olan İbb karşında mücadeleye başladı. İlk 5 dakikanın ardından İbb oyunun hakimiyetini eline aldı ve sağ kanattan gelmeye başladı. Sağ kanatta Orhan-Gökhan uyumsuzluğu hem defans hem ofansta kendini gösteriyor, sağ kanattan atak geliştiremeyen Fenerbahçe aynı kanattan rakibe pozisyon vermeye devam ediyordu. Tüm bu uyumsuzluk üzerine ileride Semih ile topu buluşturamayan Fenerbahçe, Alex'te markaj altında kalınca birden sıradan bir takım haline geldi. Fenerbahçe'nin pas organizasyonunu ve topu ileri taşıyacak ya da topu ileride tutucak adamlarını etkisiz hale getiren İbb, presle kaptığı topları hızla kullanarak kale önünde etkisini arttırdı. Nitekim bu pozisyonların birinde  yaratıcılığını!! kullanan Bekir'in ceza sahası içerisinde kalabalığa aldırmadan verdiği pas ile İbb gole yaklaştı ancak Fenerbahçe bu pozisyonu hela pozisyonu alan Bekir'in aksine mücadeleye devam eden Volkan Demirel sayesinde atlatmayı başardı. Orta alan ve sağ bek ile başlayan bu uyumsuzluk defansta da hatalara sebep vermeye başlayınca Aykut Hoca daha ilk yarının ortalarında Sezer ve Bienvenu'ya ısınmalarını söyledi. İlk yarıyı 0-0 ancak rakibin baskısıyla geçiren Fenerbahçe'nin ikinci yarıya oyuncu ve diziliş değişikliği ile başlıyacağı ortadaydı. 

İkinci yarı ilk yarı etkisiz kalan iki isim Orhan ve Semih kenara gelirken Sezer ve Bienvenu oyuna dahil oldu. Gökhan Gönül asıl pozisyonu olan sağ beke, Mehmet Topuz orta alandan sağ açığa kayarken Sezer orta alanda Baroni'nin yanında defans ile Alex arasında köprü vazifesini aldı. Bu değişiklik meyvesini o kadar çabuk verdi ki, Fenerbahçe, Stoch ile ikinci yarının hemen başında 1-0 üstünlüğü ele aldı. Klasik bir Stoch golü olan bu pozisyonda ilk yarıda denemelerde başarısız olan Stoch bu kez ağları buldu ve Fenerbahçe rahatladı. Ardından oyunun ve topun sahibi olmayı sürdüren Fenerbahçe kaptanın mükemmel vuruşu ve ardından Gökhan'ın golü ile maçı 3-0' a taşıyarak iyice rahatladı. Bu rahatlık bize fazla bir güven duygusu vermiş olacak ki, İbb'nin ve ligin en formda golcülerinden biri olan Webo'nun iki golü ile bir anda maç yeniden tehlikeye girdi. Hemen akabinde Caner'in düşürülmesi ile kazanılan frikik atışını bu sezon gerçekten bir başka oynayan Baroni gole çevirince maçı 4-2 kazanan Fenerbahçe, milli maç arası öncesinde ligi zirvede bitirdi.

Takımın 5 maçta 13 puan toplayarak ligi iyi bir giriş yapması gerçekten güzel. Üstelik bunu çokça sakat oyuncularının yokluğunda ve zor deplasmanlarda gerçekleştirdi. Kötü oynayanlar ve yerini yadırgayanlar ile formsuz olanlar olsa bile herkesin forma şansı bulduğu bu dönemde takımın bütünleşmesi ve geçen seneden beri devam eden kazanma azmini devam ettirmesi gerçekten önemliydi. Emre ve Serdar Kesimal'ın takıma dönüşleri ile takımın kadro derinliğini açıkça hissedeceği ortada. Yaşanan olumsuzluklar elimizden birçok şeyi aldı götürdü ama geriye pes etmeyen ve mücadele gücünü hep yüksek tutan bir takımı da bıraktı. Tüm bu sürecin özellikle derbi maçlarda daha güçlü bir Fenerbahçe yaratıcağını yakında gözlemliyeceğiz.

26 Eylül 2011 Pazartesi

Kayserispor 0 Fenerbahçe 1

Sezon başından beri hazırlık maçlarıda dahil Fenerbahçe'nin en kötü oyununu oynadığı maçtı. Her hafta yaşanan sakatlıklar nedeniyle değişen kadro yine değişime ugrmıştı. Dia-Semih ve Bekir kulübeye gelirken yerlerini Özer, Bienvenu ve Orhan Şam almıştı. Geçen hafta orta alanda yerini alan Gökay Iravul'da orta alanda formayı kapmıştı. Fenerbahçe maça rakibi biraz tartarak başladı ve geliştirdiği ilk atakta Alex ve Baroni'nin aktardığı topu Caner'in düzgün bir vuruşla ağlara göndermesi ile 1-0 öne geçti. Bu dakikadan sonra karşı kale önünde 84 dakika etkili bir biçimde hiç gözükmedik. Galibiyeti getiren bu gol takıma adeta bir el freni görevini yaptı ve yoğun fikstür ve sakatlıklar düşünüldüğünde takımın skoru koruma  güdüsü içerisine girmesi anlaşılabilir bir durum.
Kayserispor golün ardından Fenerbahçe'nin oyunu kendi yarı alanında kabul etmesi ile birlikte karşı kale önünde etkinliğini had safhaya çıkardı. Kale önünde çok ciddi pozisyonlar bulamamasına rağmen özellikle Amrabat'ın uzaktan şutları ile etkili olmaya çalıştılar. Bu dakikalarda Aykut Hoca'nın topa baskı yapın ve topu aldığınıza oyunu kanatlara yayın direktiflerini takımın uygulayabildiğini söylemek zor. Kayserispor özellikle ilk yarının ortalarına doğru ataklarını arttırsa da golü bulamadı ve ilk yarı 1-0 üstünlüğümüz ile geçildi. İkinci yarıda ilk yarının kopyası gibiydi. Fenerbahçe oyunu kendi yarı sahasında kabul ediyor, kale önünde etkili olamayan Kayserispor uzaktan şutlarına devam ediyordu. Her iki takımda 60. dakikadan sonra fiziksel olarak oyundan düştüler. Fenerbahçe sakatlıktan yeni çıkan Orhan Şam'ın yerine oyuna Bekir'i, yorgunluğu bariz bir şekilde gözlenen Alex'in yerinede Sezer'i oyuna alarak fiziksel direncini arttırmaya çalıştı ve maç bu şekilde devam ederek 1-0 üstünlüğümüz ile sona erdi. İkinci yarıda Bilica'nın eline çarpan topta penaltı Kayserispor lehine verilmeliydi ancak hakem Kuddusi olunca bu işler zor. Bir diğer penaltı iddası olan Orhan'ın elle oynama diye itiraz edilen topunda ise bana göre kasti bir hareket yoktu ve devam kararı doğruydu. Tüm bu defansif futblomuzda sıfır hata ile oynayan Yobo'ya bir kez daha selam olsun.

Fenerbahçe ilk 11'den en az 4 as oyncusunun sakatlığı nedeni ile oynayamadığı bu 4 maçlık periyodu olabilecek en iyi şekilde geçerek 10 puana ulaşmayı başardı. Manisaspor maçında son dakikada Semih'in pozisyonu gol değeri kazansa şu an 12 puana ulaşmış olucaktı. Bu 4 maçlık periyotta en iyi futbolunu Gaziantepspor deplasmanında oynayan Fenerbhaçe en kötü futbolunu ise Kayserispor deplasmanında sergiledi. Kayserispor ve Gaziantepspor deplasmanlarını rakipler bu kadar kötü durumda iken geçmek tüm bu olumsuz periyotun tek artısıydı. Şampiyonluk adayı takımların her iki deplasmandan toplam 6 puan çıkartacaklarını sanmıyorum. Şimdi önümüzde bizimle birlikte zirvede yer alan İstanbul Büyükşehir Belediye ile oynayacağımız maç var.  Bu maç milli maç arası öncesinde ligin zirvesini de belirleyecek maç aynı zamanda. Bu maça daha fazla dinlenerek ve bazı sakat oyuncuları takıma dönmüş halde çıkıcak  Fenerbahçe ve en önemlisi taraftarın müthiş desteğini arkasına alacağı (bayanların müthiş desteklerini saymazsak) ilk maçı olucak. İçeride taraftarı önünde, dinlenmiş bir Fenerbahçe'nin güzel bir futbolla üç puanı alacağına inanıyorum.

21 Eylül 2011 Çarşamba

Tribünde Görmek İstediğimiz Hareketler Volume 17

Fenerbahçe 1 Manisaspor 1

Seyircisiz oynama cezasının kaldırılıp bunun yerine kadınların ve 12 yaşından küçük çoçukların stadtlara alınmasının ilk uygulaması Fenerbahçe'ye nasip oldu. Fenerbahçe'li kadınlar ve çoçuklarda bazı takımlarımızın erkek taraftarlarının dahi ulaşamadığı seyirci sayısına erişerek bir rekor da kırdılar. Maç boyunca takıma ellerinden gelen en büyük gayretle destek oldular ve maç gerçekten boş tribünler yerine böylesi bir ortamda oynansın daha iyi sözünü taraflı tarafsız herkese benimsetmiş oldular. Maç boyunca destekleri için ben kendilerine sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. 

Maça gelicek olursak sahada geçen haftadan farklı olarak Mehmet Topuz'un yerine oynayan Dia vardı. Takım sakatlıklar nedeni ile kadroda pek değişiklik olmadan seyircinin önüne çıktı. Maç başladıktan sonra Manisaspor'un özellikle orta alanda uyguladığı pres ve kaptığı topları Simson ve Yiğit ile ileriye hızlıca taşıması  Fenerbahçe defansına zor anlar yaşattı. Sakatlıklar kervanına maç içerisinde Selçuk'ta eklenince yerine Gökay Iravul dahil oldu. Orta alanda boy ortalamamız kısalırken pas organizasyonumuz nispeten arttı. Dia ve Caner ile karşı kaleye gitmeye çalıştık ama orta alanda topla buluşturmamız gereken Alex ve ileride bulunan Semih sıkı markaj altında maçı tamamladılar. Golümüz Caner'in maç içerisindeki belki tek olumlu bindirme ve pasında geldi. Alex'in çapraz koşusu ile defansı üzerine çekip arkada Dia'yı bomboş bıraktığı anda Caner'in asistine Dia, düzgün bir vuruşla topu ağlarla buluşturdu.

İkinci yarıya skor avantajı ve seyircimizin desteği ile girdik. Bulacağımız tek gol bizi epeyce rahatlatıcaktı. Gol ararken bir yardım da Manisaspor tarafından geldi. Nizamettin Çalışkan ikinci sarıdan atılınca daha ikinci yarı başlayalı 5 dakika olmasına rağmen Manisaspor 10 kişi kaldı ve  ibre Fenerbahçe galibiyetine doğru iyice belirginleşti. Ayağa paslarla oyunu kanatlara yayıp karşı kalede etkinliğimizi arttırmak yerine kötü pas tercihleri ve özellikle Caner'in kötü şut tercihi ve çalım sevdası nedeni ile golü bir türlü bulamadık. Sağ kanatta Bekir zaten bindirme yapamadığı için atak geliştiremezken sol tarafta da Caner bindirme yapan Ziegler'i beslemek yerine egoistçe terichler yapınca yavaş yavaş oyundan kopmaya başladık. Kırmızı karttan sonra oyuna giren Mehmet Güven'in orta alanda Manisaspor'un pas ve hücum organizasyonlarını yönlerdirmeye başlaması ile 10 kişi kalan Manisaspor ilk yarıda olduğu gibi yine kolayca orta alanı geçip karşı kale önünde etkili olmaya başladı. 2 maçtır iyi oyununu sürdüren Bilica, öncesinde Zieglerin uzaklaştırmakta geç kaldığı topa yaptığı hamle sonucunda Ömer Aysan'ın vuruşu Bilica'ya çarparakta olsa ağlarla buluştu ve durum 1-1 oldu. Golün Fenerbahçe için tek olumlu tarafı geldiği dakika ve rakibin 10 kişi olması olarak gözüküyordu çünkü sahada sergilenen oyun 2. golü atabiliriz ışığını vermiyordu. Kimse top almak ve oyunu yönlerdirmek için çaba sarf etmediği için ataklar başlamadan bitti. Manisaspor golü bulduktan sonra kontraatak futbolunu sürdürmeye devam etti ve başarılıda oldu. Önce Dia'nın yerine Bienvenu ardından sakatlıktan dönen Orhan'ın, Bekir'in yerine oyuna girmesi ile oyunu lehimize çevirmeye çalıştık ama başarılı olamadık. Semih'in direkten dönen şutu ve son dakikada Alex'in çektiği ve kaleciden dönen topu ağlara gönderen Semih'in diğer şutu ofsayt nedeni ile gol sayılmayınca maç 1-1 sona erdi.

Fenerbahçe çok kısa sürede 3 maç oynamak zorunda kaldı ve bu maçın ardından hemen Kayserispor ile karşılaşıcak. Sakatlıkların üzerine bu yoğun maç temposunda yaşanan yorgunlukta eklenince öne geçmesine rağmen puan kaybetmeyi normal görüyorum. Orhan ve tedbir amaçlı bu maçta oynamayan Emre'nin önümüzdeki maçta takıma dönmesi ile hem pas hem kanat organizasyonlarında bir artış gözlemleyeceğimizi düşünüyorum. 3 maçta 7 puan çokta kötü durmuyor.

17 Eylül 2011 Cumartesi

Gaziantepspor 1 Fenerbahçe 3

Lig başladığında mevcut oyuncu kadrosuna sakat oyuncular da eklendiğinde işimizin hiç kolay olmadığı görülüyordu. Defans hattında yaşanan zorunlu tercihlere orta alanda  ileriye çok fazla çıkamayan bir kadro eklendiğinde ortaya pozisyon üretmekte zorlanan bir takım çıkacağını düşündük. İşte, Alex böyle durumlar için var. Her zaman yanındaki oyuncudan bağımsız sahada yapıcak birşeyleri olan kaptan, Antep deplasmanın da kilidini açan oyuncuydu. 

Maça Orduspor maçından farklı olarak Dia & Caner değişikliği ile başladık. Orduspor maçının ikinci yarısında oyuna girip iyi bir futbol ortaya koyan Caner, Antep deplasmanında da takımın Alex ile birlikte etkili isimlerindendi. İlk yarı istediğimiz şekilde başlamadı ve oyun kontrolü Gaziantep tarafındaydı. Wagner ve Olcan ile devam eden ataklar en sonunda frikikten Olcan'ın muhteşem golü ile Gaziantep'i öne geçirdi. Bu dakikadan sonra sahada daha istekli hatta geçen sezonun ikinci yarısındaki pes etmeyen Fenerbahçe'yi, kadro zaafiyetine rağmen sahada direnen takımı yeniden izledik. Mehmet Topuz'da sakatlar kervanına eklenince zorunlu değişiklik hiç beklenmeyen bir isim Uğur Boral olarak üstelik sağ kanata yapıldı. Uğur'un girer girmez verdiği pas ile Alex golü yaptı ve beraberlik golü hemen yakalandı. Bu dakikadan itibaren ilk yarı karşılıklı ataklarla geçti ve Fenerbahçe gole rağmen ilk yarı çok etkili değildi. 

İkinci yarının hemen başında bu sefer ilk yarı kötü bir şekilde sakatlanan Olcan'ın değişikliği ile Gaziantep hücum hattında zayıfladı. İkinci yarı Fenerbahçe oyunu daha fazla kontrol eden ve topu kanatlara açan taraftı. Soldan Alex'in kornerden verdiği pas ile ilk golde de ortayı yapan Ziegler, Semih'e müthiş bir orta kesti ve Semih'in kafa vuruşu direkten döndü, spiker ve kameramanın pozisyonu takip etmeye çalıştığı anda Alex çoktan golü yapmıştı. Aykut Hoca hemen Bienvenu-Semih değişikliğine gitti ve takımı biraz daha diri tutmaya çalıştı. Caner sol açıktan orta alana kayarken Bienvenu geçen sezon Niang'ın zaman zaman değerlendiirliği gibi sol açık mevkisine kaydı. Alex'im muhteşem ara pası ile kaleci ile karşı karşıya kaldı ve penaltıyı takıma kazandırdı. Kaptan'ın tek kusuru penaltıyı kaçırması olabilir ama bunu bile kaleci yapamadı ve topu direğe nişanladı. Buna rağmen Fenerbahçe paniklemedi ve oyunu yönlerdirmeye devam etti. Maç boyunca 3. kez etkili bir orta kesen Ziegler kendisi gibi yeni transfer Bienvenu'yu golle tanıştırdı ve takım skoru 3-1'e taşıyarak maçı noktaladı. 

Sezonun geç başlamsı ve play-off sisteminin ekstra maç sayısı getirmesi ile birlikte takımın tüm oyuncuların kendilerini hazır tutmaları ve takım için sahada zaman zaman yeteneklerini dahi aşan bir oyun sergilemesi uzun vadede olumlu bir sinyal. Gökhan ve Serdar Kesimal ile orta alanda Emre'nin takıma dönüşleri uzayabilir bir durumdayken takımın iyi bir oyun sergilemesi ve kaptanın geçen sezondan beri hiç vites düşürmemesi en önemli kazancımız.

13 Eylül 2011 Salı

Fenerbahçe 1 Orduspor 0

Yeni sezonun ilk maçını maalesef seyirsiciz açtık. Shaktar maçındaki olaylar neticesinde alınan 2 maçlık cezanın ilk maçını kazasız belasız tamamladık. Maç öncesi Emre, Gökhan ve Serdal Kesimal'ın sakatlıklarına Orhan Şam'da eklenince kadroda biraz sıkıntı yaşandı ama asıl sıkıntı oyunu yönlendirmede ve kanat akınlarındaki eksiklikte görüldü. Emre'nin yokluğu orta alanı, Gökhan'ın yokluğu sağ kanat bindirmelerini etkiledi. Ziegler'in ilk maçı olması ve onun önünde Dia'nın etkisiz oyunu birleşince sol kanatta oyuna pek dahil olamadı. Lige yeni yükselmesine ve çok fazla transfer yapmasına rağmen Orduspor sahada ne yapmasını bilen bir görüntü sergiledi ve ilk yarı çok etkiliydi. Fatih Tekke ile biri %100 olmak üzere 2 pozisyondan yararlanamadılar. Ardından defansta yaptıkları ilk hatada Mehmet Topuz topu Semih'e o da topu boş pozisyondaki Cristian'a aktarınca Fenerbahçe sezonun ilk golünün sevincini yaşadı.

İkinci yarı ile birlikte skor avantajına sahip olmamıza rağmen çok fazla tempo yapabildiğimizi söylemek zor. Zeminin çok erken bozulması  pas organizasyonu etkilendi ve Orduspor ataklarını devam ettirdi. Semih'in müthiş aşırtması direkte patladı ardından Alex'in röveşatasını kaleci kurtardı ve 2. golü bulamadık. Oyundan düşmeler başlayınca Semih ve Dia kenara gelirken Caner ve yeni transfer Henri oyuna dahil oldu ve takımın direnci arttırılmaya çalışıldı. Caner ile yakaladığımız sol kanat etkinliğinde bir penaltımızın verilmediğini de ekleyelim. Maçın geri kalan bölümü çok etkili ataklar yapılmayarak geçildi ve maç 1-0 galibiyetimiz ile noktalandı. Her iki kanattan hücum etkinliği yakalayamadığımızı belirtelim. Emre ve Gökhan'ın takıma dönmesi ve yeni transferlerin oyun planına daha iyi adapte olmaları ile takımın daha iyi bir noktaya geleceğini söyleyebiliriz. Orduspor'un iyi bir futbol ortaya koyduğunu ve yeni transferlerin fazlalığına rağmen uyumlu bir futbol oynadığını söyleyelim. Ligin ilk maçında seyirci yok, zemin ve oyun kötü ama 3 puan vardı, önemli olanda şu zamanda bu.

Fenerbahçe - 2011-2012 Sezonu


Takım ilk defa transfer dönemini erken kapatıp iyi bir hazırlık döneminin ardından hem lige hem Şampiyonlar ligine iyi bir başlangıç yapıcak seviyedeydi. Önce şike soruşturması nedeni ile transfer hamleleri durduruldu ardından Uefa'nın, Tff eliyle bizi Şampiyonlar Ligi'nin dışına itmesiyle, kulüp maddi sıkıntı içerisine girdi. Emenike ile başlayan süreç, Lugano, Santos ve son olarak Niang'ın gidişi ile zirve yaptı. Sezer, Serdar Kesimal, Orhan Şam ile tamamlanan yerli transferine gidenlerin yerine Ziegler ve Yobo kiralık olarak, Henri Bienvenu ise bonservisi alınarak dahil edildi ve transfer sezonu kapandı. Şampiyonlar Ligi'ne katılım durumunda alınacak üst düzey bir orta saha ile forvet transferi iptal oldu. Bilica ve Baroni'nin gitmesi beklenirken onlarda takımda tutuldu. 
KALE
Kalemizde pek sıkıntılı bir durum yok. Süper Lig'in en iyi kalecisi olan Volkan Demirel kadroda. Mert Günok onun iyi bir alternatifi olarak ikinci sirada.Fenerbahçe'ye gelmeden önce benim çok beğendiğim Serkan Kırıntılı özellikle kupadaki Buca maçı performansı sonrası iyice gözden düştü ve 3. sırada yer alıyor. Geçen sezon Kayserispor'da kiralık olarak oynayan Volkan Babacan Manisaspor'a, bir diğer genç kalecimiz Mahmut Ertuğrul Taşkıran ise Samsunspor'a tecrübe kazanmaları için kiralandı.

DEFANS
Lugano ve Santos takımda tutulsa yeni yapılan Serdar Kesimal transferi ve Yobo'nun yeniden kiralanmasına ek olarak sağ beke Orhan Şam transferi ve Bekir'i de işin içine kattığımızda Türkiye standartlarının çok üstünde bir defans hattına kavuşacaktık. Lugano ve Santos'un takımdan ayrılması neticesinde defans hattımız biraz geriledi ama takımın sadece lig ve kupada mücadele edeceğini düşündüğümüzde bu kadro bile fazlası ile yeterli. Ben Ziegler haricinde sol bek orijinli bir oyuncu görmeme rağmen Caner ve Ugur'u kullanarak bu sezon geçirilicek. Burda en büyük avantajımız Ziegler'in Sampdoria'da geçirdiği 2 sezonda 30 maç üzerini sezon başına görmesi. Sağ bek ve stoper ise Türkiye liginin çok üzerinde bir rotasyona sahip. Okan Alkan'ın tecrübe kazanması amacıyla Kayserispor'a kiralandığını da ekleyelim.

ORTA SAHA
Sezon öncesi bazı hazırlık maçlarında Aykut Kocaman üçlü orta sahayı denedi ve Mehmet Topuz'u burada kullandı. Orta alan tercihlerinde geniş bir oyuncu havuzu var. Emre, Cristian, Selçuk ve Gökay'a ek olarak Mehmet Topuz ve Sezer dahi bu bölgede değerlendirilebilir. Orta sahanın ortasında  yaşanan bu bolluğa kanatlarıda ekleyebiliriz. Stoch, Dia, Özer, Uğur, Caner, Mehmet Topuz kanatlarda kullanabileceğimiz oyuncular. Yine sezon öncesinde oynadığımız maçlarda sağ bekte Orhan Şam'ı kullanıp sağ açık mevkisinde Gökhan Gönül'ün ofansif gücünden yararlanma yoluna gidildi. Oyuncularımızın birden fazla mevkide oynaması sebebi ile orta saha en rahat olduğumuz alan. Takımın topa sahip olma ve bunu kullanma açısından sorun yaşayacağını sanmıyorum.

FORVET
Geçen sezon kadrosunda forvet bolluğu yaşayan Fenerbahçe için bu sene aynı şeyi söylemek zor. Gökhan Ünal, Guiza ve Niang takımdan ayrıldılar. Emenike formayı giyemeden gitti ve elde Semih Şentürk haricinde bir forvet kalmadı. Transferin son gününde Henri Bienvenu kadroya dahil edildi ve forvet sayımız ikiye yükseldi. Semih'in ilk defa birinci tercih haline geldiği bir sezonu yaşayacağımızı söyleyebiliriz. Henri genç ve atletik bir oyuncu, aynı zamanda fiziğine göre ince bileklere de sahip. Alex ve takımla olan uyumu arttığında daha faydalı olucaktır. Niang örneğinde olduğu gibi sol kanatta zaman zaman taktiksel anlamda değerlendirilmesi de ihtimal dahilinde. Tek forvet oynadığımız için Semih ve Henri'ye ek olarak genç yetenek Berk Elitez'in değerlendirilebileceği bir sezon yaşayacagız. Gökay ve geçen sezon Okan gibi onuda bu sezon bazı maçlarda  sahada görebiliriz. Devre arasında ben yine de forvet transferinin gerekli olduğu kanaatindeyim. Kaptan yine takımın gol yükünü çekicektir ama alternatifli bir kadronun forvet hattınında aynı ölçüde derinleşmesi gerektiğini söyleyebiliriz. Ara transferde ligin gidişatına göre önerim Cenk Tosun transferi.

SONUÇ  
Fenerbahçe lig ve kupada mücadelesini sürdüreceği için alternatifi bol bir kadro ile sezon sonunu rahatlıkla şampiyon olarak getirebilir. Sol bek ve forvet haricinde takımın alternatif açısından bir eksikliği yok. Yaşanan bu olumsuz süreç bazı oyuncuları kazanma açısından fırsata dönüşebilir. Sık maç programı ve play-off sitemi de düşünüldüğünde herkesin forma şansı bulacağı uzun bir maraton bizleri bekliyor. Geçen sezondan bu yana aynı hoca yönetiminde kan kaybetsede beraber çalışan bir oyuncu grubu var. Geçen sezonu şampiyon tamamlayan ve galibiyetlere alışık bu takım yeni sezonda da ipi gögüslüyecektir. Yaşanan olaylar hem taraftar hem takımın daha fazla hırslanmasına ve mücadele gücünü arttırarak mutlu sona ulaşmasına neden olucaktır. Yeni sezonda sakatsız ve mutlu bir dönem geçirmek dileğiyle.

7 Eylül 2011 Çarşamba

Avusturya 0 Türkiye 0

Geçen maça göre kadro neredeyse yenilenmişti. Cezalı Selçuk ve sakat olan Emre ve Serdar Kesimal ile birlikte hocanın tercihi nedeniyle Mehmet Ekici ve Kazım kesik yemiş ve milli takım 5 yeni oyuncu ile maça başlamıştı. Sakatlığı geçen Servet defanstaki yerini alırken orta sahada Selçuk Şahin-Mehmet Topal ikilisine sonradan kadroya dahil edilen Yekta eklenmiş, Umut forvette yerini alırken Burak sağ kanata kaydırılmıştı. Son dakikada gelen Kazakistan galibiyeti bizi grupta 2. sıraya yerleştirirken bu maçın öncesinde yapılan açıklamalardan milli takımın 1 puan için Avusturya'ya geldiğini anlıyorduk. Maça topun kontrolünü rakibe bırakıp oyunu kendi sahamızda kabullenerek başladık. Avusturya özellikle Alaba ile defansımıza çok zor anlar yaşattı ve kalemizde etkili oldu. Orta alanda pas yapmaya başlamamız ile birlikte top hakimiyetimiz bizleri yavaş yavaş pozisyona sokmaya başladı ancak milli takımda her şeyi Arda'dan yapmasını bekleme hastalığımız bizi yine yavaşlattı ve oyunumuz tek bir plan üzerinden yürümeye devam etti. 
Burak ile girdiğimiz tek pozisyon haricinde etkili bir atağımız yoktu keza Avusturya'da çok tehlikeli bir atak geliştiremedi. İkinci yarı başlarken Avusturya'nın daha agresif olabileceğini düşünmüştü ama kadro yapıları itibariyle bunu yapmaları çok zor. Eksik ve formsuz bir Türkiye karşısında dahi oyunu yönlendiremiyorlar. İkinci yarı özellikle Sabri'nin ortasında -ki bu çok sık gerçekleşen bir şey değil- Burak güzel vurdu ama top direkten döndü. O dakikaya kadar maçın tümünde izlediğimiz en etkili pozisyon buydu. Çokça duran ve yavaş bir tempoda giden maç izleyenler için adeta eziyet halini aldı. Uefa başkanı Planiti bile daha fazla dayanamayıp maç bitmeden stattan ayrıldı. Her iki takım oyundan düşmeye başladığında oyuncu değişikliklerini bekledim ama Hiddink pek oralı olmadı. Avusturya oyuncu değişiklikleri ile oyunu değiştirmeye çalışsa da başarılı olamayınca oyun son dakikalara kadar sıkıcı bir halde sürdü. Son dakikalarda Selçuk Şahin'in içine Xavi kaçmış bir şekilde attığı mükemmel pası kontrol eden Burak, Avusturya kalecisi tarafından düşürülünce penaltı kazandık ve şans kapımızı resmen kırıp içeri girdi. Kazakistan maçındaki penaltı faciasından sonra yine aynı maçın son dakika kahramanı topun başına geldi ama sonuç yine aynı oldu. Üst üste iki maçta penaltı kazanmamıza ve bu penaltılar oyunu lehimize çevirecek dakikalarda olmasına rağmen bunlardan yararlanamadık ve maç 0-0 sona erdi. Gelirken bulunduğumuz 2.lik durumunu maç sonunda da sürdürdük. Kalan iki maçımızda bu pozisyonu devam ettirip play-off kovalamaktan başka şansımız yok. İyi oyun zaten bize uzak, hep zor bir dönemden! geçiriyoruz ülkece.

3 Eylül 2011 Cumartesi

Türkiye 2 Kazakistan 1

Milli takım kendi evinde Kazakistan'ı 90+7. dakikada attığı gol ile 2-1 yenmeyi başardı. Maçı izlemeyen birine maçı anlatmak için yeterli olucak bir cümle. Futbolumuz hiç bir zaman mükemmel olmadı, kadro seçimleri, ilk 11 tercihleri hep tartışıldı ve bundan sonra da tartışılmaya devam edicek. Azerbeycan'a yenildiğimizde ülkemizde bu skora şaşıran insan sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Evimizde Kazakistan'ı son dakika golü ile yenmemize kimse şaşırmaz ama gruplar açıklandığında lokumlar, tatlılar, yeme de yanında yat rakipler süsler gazete manşetlerini. Dün sahada olan defans hattı,orta saha ya da forvet tercihleri, yapılan yapılmayan değişiklikler değil mesele. Asıl sorun biz niye standart bir hale bürünemiyoruz, takımımız neden sürekli bir sirkilasyon içerisinde, bunlara cevap bulmamız gerekiyor. Fatih Terim'i eleştiren biri olarak bugün  Hiddink tercihlerini de aynı oranda anlayamadığımı üzülerek belirtmek istiyorum. Futbol gibi güzel bir oyunda niye hep trajedi tadında elemeler, maçlar, ölümler-kalımlar yaşıyoruz? Korneri Sabri ve frikik ile penaltı atışlarını neden Burak Yılmaz kullanıyor? Orta alanda Kazakistan'a karşı çift oyuncu ve tek forvet ile oynamak ne kadar mantıklı, hele bu hedef santraforun Burak Yılmaz olması ne derece doğru? İki bekimiz Kazakistan gibi oyunu kendi alanında kabul eden bir takıma karşı dahi ileriye çıkmayı ve bindirme yapmayı neden tercih etmiyor? 

Sorularımızı uzatabiliriz ve bunların her birine verilecek cevaplar da olabilir ama milli takımımızın düzensizlikten yıklan organizasyonu artık bıkkınlık seviyesinde. Katılırsa yarı finalleri oynayan bir takım, Kazakistan gibi gücü belli bir takıma karşı kendi evinde dahi baskı kuramıyacak bir durumda mı gerçekten? Son dakika da Arda'nın vuruşunda rakibe çarpıp gol olan top bizleri rahatlattı mı yani? Bu maçı zafer havasında kutlamanın ne gibi bir anlamı var? Zor durumdayız, iyi futbol beklemeyin geyiklerinden kurtulamayacağız bu gidişle. Avusturya'yı yendik en iyi ikinci olduk ya da play-off'a kaldık, eşleştiğimiz takımı yenebileceğimize inanan kim var?  Ligimizin her tarafı delik deşik edilmiş hali ve kulüplerimizin Avrupa'daki içler acısı hale göz önüne alındığında bu soruların her birine gerçekçi cevaplar veremeyiz,.son dakikalarla kendimizi avutarak her elemeyi, her maçı final havasında geçirip kendimizi kandırırız. Bir ekolümüz, bir oyuncu havuzumuz, mantıklı ve istikrarlı bir 11 tercihimiz ve en önemlisi milli takıma güvenimiz yok. Başladığımız cümle ile bitirelim:'' Milli takım kendi evinde Kazakistan'ı 90+7. dakikada attığı gol ile 2-1 yenmeyi başardı.''

25 Ağustos 2011 Perşembe

Kaos


Zurnanın son deliğine nihayet dün akşam itibariyle gelebildik. Öncelikle Fenerbahçe, Şampiyonlar Liginden men edildi haberi servis edildi. Büyük bir şok ve ardından yaşanan nasıl sorusu. Önce Uefa yaptı dendi sonra top Tff'ye yöneldi. Uefa sen at dedi, Tff hemen topu Fenerbahçe'ye attı sen çekil dedi, Fenerbahçe niye çekileyim ben suçlumuyum dedi? Tff yeniden döndü kafasını Avrupa'ya; bu sefer ceza veririm size hepinizi men ederim dedi, Tff tırstı bu karardan, ben men ettim dedi. Buraya kadar saçma olmasına rağmen kararı kabul ettik diyelim. Esas saçmalık bundan sonra başladı. Fenerbahçe'nin yerine Trabzonspor gidicek kararı açıklandı. Trabzonspor'un maçı ital edildi, Atletico Bilbao doğrudan Avrupa Ligi'ne, Trabzonspor ise Şampiyonlar Ligi'ne alındı. Trabzonspor'un başkanı ve asbaşkanı aynı davadan yargılanıyor üstelik başkanlarının yurtdışına çıkma yasağı var, tek farkları tutuksuz yargılanmaları derken en manyak karar en sona bırakılmıştı. Beşiktaş kupayı iade ettiği için iyi niyet göstergesi nedeni ile Avrupa'da yoluna devam etti. Hayatımda bu kadar saçma kararları bu kadar saçma bahanelerle birlikte kısa bir süre içinde duymamaıştım. Üstelik tüm bu karara Şampiyonlar Ligi kura çekimine 24 saatten az bir süre kala varıldı. Fenerbahçe suçlu olup olmadığı bilinmediği halde şike yapan takım etiketini daha dava görülmeden Tff ve Uefa aracılığı ile üzerinde buldu. Yasal hakkı olan Şampiyonlar Ligin'de mücadele etme hakkı ortak bir karar ile gasp edildi. Yaşadığı ekonomik kayıplar falan bir yana, marka değeri gibi saçma sapan konuşmalarla Avrupa'dan uzaklaştırıldı.


Akıl tutulması bunula kalmadı.Tff yarın lig fikstürü çekicez duyurusunu yaptı. Şike yaptığını kabullendiği ve Avrupa kupalarına göndermediği bir ortamda ligde yoluna devam edebilirsin dedi Fenerbahçe'ye. Lig için karar vermeden önce mahkeme sonucunu bekleme zahmetine katlanıcağını anlıyoruz buradan. Yani geçen seneki şampiyonluğuna gölge düşürülmüş ve korkutularak ucube bir karar vermek zorunda bırakılmış Tff, Fenerbahçe'yi bu mantıkla ligden düşürmesi gerekirken yola devam dedi. Hatta MAA bu karar Fenerbahçe için faydalı bile oldu, bir şey çıkarsa ceza almaktan kurtulurlar dedi. Bu durumda Trabzonspor ve Beşiktaş'ın şike ve teşvik primi verdikleri kanıtlanırsa ne gibi bir yaptırımla karşı karşıya kalıcakları belli değil. Fenerbahçe'nin dava sonunda aklanması neticesinde açabileceği tazminat davalarını da Uefa ben öderim demiş, canım benim. İşin özü lig tamamiyle piç edildi, bu saatten sonra böylesi abuk sabuk kararlara imza atan bir yönetim kadrosunun yönettiği  fedarasyonun organizasyonlarında yer almanın bir anlamı yok. Temmuz ayından beri resmen bu kulüple dalga geçiliyor. Bırakın hakkımızı aramayı, kesinleşmiş karar olmadan var olan haklarımız dahi gasp ediliyor. Bu saatten sonra güzel futbol, marka değeri, yükselen Türkiye Süper Liği, adil ve tarafsız yönetim ve en önemlisi adaletten kimse bahsetmesin. Bu kulubü ateşe atmayı düşünenleri, büyük Fenerbahçe taraftarı daha büyük bir ateşte cayır cayır yakmasını da bilir.

11 Ağustos 2011 Perşembe

Türkiye 3 Estonya 0

Ligler ertelendi ahali futbol maçının hasreti ile yanıp tutuşuyor lafı hikaye. Stat tam dolu olmadığı gibi milli maça kulüp maçı kafası ile gelip milli takım kaptanını yuhalayan adamlarda aramızda. Türk futbolu ve taraftar profili geriler diye üzülmeyin çünkü ilermiş de sayılmaz. Kazakistan ve Avusturya maçları öncesi son hazırlık maçımızı oynadık. Dünya Kupası elemelerinde de aynı grupta yer aldığımız rakibimize karşı ilk yarıda bulduğumuz 3 golle işi bitirdik. Arda'nın son kez kendi seyircisi önüne çıktığını saymazsak maçı önemli kılan bir unsurda yoktu. Sinan Bolat'ı kalede izleme imkanı bulduk ama biraz heyecanlı idi. Solda büyük yetenek Hakan Balta yerini almıştı önlerinde double Selçuk ve Emre ile solda Arda, sağda Kazım en ileride toptan hızlı koşup topu unutan Burak Yılmaz. İlk dakikalarda Emre  topu her ayağına aldığında yuhalamalar ve en sonunda Emre'nin kazandığı penaltı. Penaltıyı atıcağı daha hakem penaltıyı çaldığında belli idi ve golü yapıp formayı öperek olayı kapattı. Ardından Kazım'ın belki bir daha gözlemleyemeyeceğimiz bir maçta attığı 2 klas gol ile skor birden 3-0 taşındı. 

İkinci yarı başlarken Hiddink; Selçuk İnan, Emre ve Arda Turan'ı kenara almıştı. Mehmet Ekici ve Gökhan Töre ile birlikte Sabri oyuna dahil oldu. İkinci yarı Burak girdiği pozisyonlarda ya ofsayt ya da son vuruşlarda etkisiz olunca ikinci yarı  skor pek değişmedi. İlk yarı defansımızın arkasına çok rahat sarkan Estonya ise ikinci yarı pek pozisyona giremedi ama oyun disipinlerini kaybetmediklerini söylemek lazım. Gökhan Zan, Mehmet Topal ve Semih oyuna alınarak maç tamamlandı ve Kazakistan ve Avusturya maçları öncesi milli takım morallenmiş oldu. Maçın ardından geriye Ertem Şener'in ifadeleriyle 'ilk kez milli olan bir fedarasyon'' , ''çok uluslu bir milli takım!!!!'' ve Estonya'da cep telefonu kullanım oranının %80 olduğu ve her ödemenin cep telefonu aracılığı ile yapıldığı gibi başka hiç bir yerde bulamayacağınız muazzam bilgiler kaldı.

31 Temmuz 2011 Pazar

2014 Dünya Kupası

Group D
1 Netherlands
2 Turkey
3 Hungary
4 Romania
5 Estonia
6 Andorra

2014 yılında Brezilya'da yapılacak dünya kupası için mücade edeceğimiz takımlar bunlar. Hollanda haricinde diğerlerini rahatlıkla geçebiliriz ama Hollanda'yı yenip diğer takımlara yenilip, gidemeyebiliriz de.Türkiye söz konusu olunca kesin bir şey söylemek zor. Lokum değil, sirke değil ikisinin ortası bir durum. Biz Euro 2012 işini bir halledelim de sonra bunu uzun uzun düşünürüz. Parayı bulursak belki bizde Brezilya yollarını tutarız, di mi güntekin?

29 Haziran 2011 Çarşamba

Twitter ve Fenerbahçe

Twitter'ın dünya genelinde ve ülkemizde yaygınlaşmasını uzun uzadıya anlatmaya gerek yok sanırım. Kıyısından köşesinden internete bulaşmış herkesin resmi facebook ve twitter adresleri üzerinden takipçilerini sürekli bilgilendirmeye çalıştıklarını görüyoruz. Birçok kulüp bu konuyu erkenden fark edip bu mecralarda yer aldılar ve buradaki resmi adreslerini kulüplerin resmi siteleri aracılığıyla da duyurdular. Fenerbahçe'de henüz böyle bir adım gözlemleyemiyoruz. Böyle bir adres alındıysada duyuru yapılmadığı için bilemiyoruz. Resmi sitemizde de iletişim bölümünde böyle bir bilgilendirme yok. Kurumsal yapılaşma ve taraftar sayısı ile kuru kuruya övünmenin bir anlamı yok. Milyonlarca taraftarı olan ve Avrupa'da ki birçok kulübün toplamından daha fazla taraftara sahip olan Fenerbahçe'nin hem internet sitesinin hali hem de bu tip sosyal paylaşım alanlarındaki eksikliği büyük kulüp imajına yakışmıyor. Dezenformasyonun adeta kaynağı olan spor medyamıza karşı böylesine güçlü iletişim araçları kullanarak taraftara direkt olarak ulaşmak sanırım akıllarından geçmiyor. 

Transfer söylentilerini yalanlamakla geçirdikleri zamanın çok azı bir süreye böylesine bir adım atabilecekken hala bir adım atmamalarıda enteresan. Hadi Aziz Yıldırım bunlardan haberdar değildir ya da fazla umursamıyordur ama Ali Koç gibi bir yöneticinin bunu fark etmemesi ve bu eksikliğin giredilmesine yönelik bir adım atmaması enteresan .İnsanlar twitter ve facebookta resmi site diye olmuyacak yalan dolan haberleri paylaşan ve Fenerbahçe adını kullanarak prim yapmaya çalışan insanların sahte hesaplarını takip ediyor. Logosu bile sarı-lacivert olan bu icadı kullanmak bu kadar  zor olmamalı.

Not: Resmi siteden 11 Ağustos  2011 tarihinde yapılan açıklama ile resmi twitter ve facebook adresleri ilan edildi. Kulüp ile ilgili gelişmeleri ilk ağızdan bu adreslerden takip edebilirsiniz.