17 Aralık 2012 Pazartesi

Galatasaray 2 Fenerbahçe 1/Defans Yorgunluğu

Fenerbahçe'nin deplasman planının iç saha planından pek farkı yok. İç sahada orta saha etkinliğini hedefleyen Fenrbahçe'nin, deplasmanda Galatasaray'a karşı aynı planla çıkması doğru. Yanlış olan daha önceki deplasman performanslarında da gözlemlediğimiz ve eleştirdiğimiz savunma anlayışındaki hata. Yani geriye yaslanalım, oyunu kendi sahamızda kabul edelim, rakibin kendi sahasından hiçbir engelle karşılaşmadan üzerimize gelmesini bekleyelim ve yakalarsak 1 gol sallayalım. Bu taktik Süper Lig'de hiç işlemezken,Avrupa Ligin'de grup liderliğini getirdi. Avrupa Ligin'de, Volkan'ın 3 maçtada mükemmel performansı vardı. Dün akşam önce bir diğer formda isim Bekir golü bizim kaleye attı ardından Fenerbahçe'nin en formda ismi Volkan yanlış bir hamleyle Selçuk'un zekasına mağlup oldu. Galatasaray, Fenerbahçe karşısında son 2 sezondaki en kötü oyununa rağmen galip gelmeyi başardı. Çünkü Galatasaray, ligin en golcü hücumcuları Burak-Umut'un maç boyunca topla buluşmamasına, Amrabat sürekli top ezmesine rağmen maça 2 forvet ve bir hücumcu sol açıkla başlama cesaretini gösterdi. Bu plan, topun sürekli ileri taşınması, defansın orta sahaya kadar çıkarılması ile birleşince çok iyi oynamasına rağmen galibiyeti getirdi. 

Fenerbahçe, sürekli geri çekilmeye ve orta sahada rakibi karşılamayı bırakınca ileride olan Moussa sow ile Yobo arasında 60 metreye çıkan mesafaler oluştu. Fenerbahçe golden sonra ilk ileri çıkışında Hasana Ali'nin sağ! ayağı ile golü buldu. Çünkü Galatasaray'a gol atmak için Hasan'ın sol ayağına bile ihtiyacınız yok ancak bu hücum düşüncesi önce Aykut Kocaman'da ardından sahaya çıkan kadroda olucak. Karabükspor'un 3 gol attığı Galatasaray defansına karşı hücum etmemek mantıksızlık. Nitekim Galatasaray'ın en iyi noktası Burak-Umut'u durdurmasına rağmen Fenerbahçe yenildi. Bu mantıkla devam ettiği takdirde deplasmanda yenilmeye ve puan kaybetmeye devam edicek. Hafta içi Sivas maçı ile birlikte hücumcu denemelerin acilen başlaması lazım. Sürekli defansı ilk planda (üstelik iç sahada bile) tutan bir takımın şampiyonluk şansı az, hele bu deplasman performansı ile hayal bile edilemez. Kadro hücum oynamaya müsait, yeterki hoca kafasında bu devrimi yapsın. Yoksa ister forvet arkasına ister forvete devre arası transferi yapın, defans yapamayan takıma karşı dahi hücum etme cesaretinizi gösteremezseniz, bir şekilde dün akşamki gibi golü yersiniz. Çünkü Volkan'da insandır hata yapıcaktır, Bekir'de her ne kadar muhteşem bir sezon geçirsede hatalı bir gol yenmesine sebep olucak ve ya kendi kalesine golü atıcaktır. Sürekli geriye çekilerek savaş kazanılmaz,hücum bu takımın karekteri olmalı.

9 Aralık 2012 Pazar

Fenerbahçe 2 İbb 1

Fenerbahçe bu maça da Stoch mevzusunun gölgesinde başladı. Artık olaysız, sıkıntısız bir maç önü geçiremez olduk. Avrupa Ligin'de rotasyon sonrası ideal kadro sahadaydı ve golde çok güzel bir şekilde Baroni'nin vuruşu ile erken dakikalarda geldi. Bu golden sonra topa daha fazla sahip olmamızı beklerken orta alanda İbb'nin sert oyununa cevap vermekte zorlandık. Aynı sertliği biz İbb'ye karşı göstermeye başladığımızda da devreye Süleyman Abay girdi. Yere düşen her İbb'liye faul vermeye devam etti ve duran toptan golü yedik. İlk yarının sonuna kadar oyuna hakim olamadığımız gibi rakip sahaya geçicek pas organizasyonunu da başaramadık. Sol kanattan Hasan Ali ve Caner Erkin ile fazlasıyla etkili olmamıza rağmen Sow ileride çok yanlız kaldı ve etkisiz gözüktü. Kuyt'ın müthiş enerjisi ve topa yaptığı baskıya rağmen ilk yarı işler aleyhimize gözüküyordu.  

İkinci yarıya oyun sıkıştığında artık klasikleşen Sezer hamlesi ile başladık. Mehmet Topal'ın çıkması ve Baroni'nin geriye gelmesi ile Sezer ön alana geçti. Geçen maçların aksine Sezer çok güçsüzdü ve İbb defansının baskısı karşısında çabuk pes etti. Baroni ya da Sezer yerine bu bölgede Kuyt'ın denenmesi, Kuyt'ın enerjisi ve takım savunmasına katkısı düşünüldüğünde daha iyi bir fikir olarak duruyor. Bu hamle de ileride etkinlik yaratmaya katkı sağlamayınca, bu sefer Krasiç hamlesi fakat sol kanat olarak geldi. İleride baskı ve kornerler artmasına rağmen oyun bir türlü açılmadı. Son olarak devreye, defansa katkısının yanında gollere de katkı sunmaya başlayan Bekir girdi ve İbb'nin fişini çekti. Bu kadar korner kullandığımız bir maçta golünde buradan gelmesi gerekiyordu. Yobo ve Bekir'in uyumu ile Kuyt'ın enerjisi maça damga vurdu. Topal ve Meireles'in sarı kart görmeden bu hakeme rağmen maçı tamamlamaları başlı başına bir mucize. Hafta içi önce Göztepe maçı ardından Galatasaray deplasmanı var. Kupada muhtemelen yine rotasyon olucak ve derbiye yine bu maçın ilk 11'i ile çıkacağız. Galatasaray maçında özellikle Avrupa Ligin'de sergilediğimiz deplasman performansını yinelemeliyiz. Takım kazanıyor ancak şampiyonluk için hala 1-2 seviye yukarı çıkmak lazım. Mehmet Topuz'un sağ kanata sakatlık sonrası dönmesi ya da Krasiç ve Stoch'un kanatlara yerleştirilip Sow'un arkasına Dirk Kuyt'ın yerleşmesi daha hücumcu ve yaratıcı bir Fenerbahçe ortaya çıkarabilir.

2 Aralık 2012 Pazar

Kayserispor 1 Fenerbahçe 1

Fenerbahçe'nin geriye kalan tek sorunu deplasmanda alacağı galibiyetler. Takımın sakat ve cezalılardan arındığı bu dönemde geçmiş deplasmanlara göre daha fazla ön alan baskısı yapan ve rakibe oynama fırsatı vermemeye çalışan bir hali vardı. Geçmiş deplasmanlara göre en büyük artı bu, bu maç belki puan kaybı ile sonuçlandı ancak deplasmanda da galibiyetler gelicektir. Cezası biten Caner'in sol önde yerini almasıyla ideal ve tahmin edilebilir bir Fenerbahçe sahadaydı. Özellikle Baroni ile çok net pozisyonlar yakalamamıza rağmen son vuruşlardaki beceriksizlik nedeniyle golü bulamadık. Buna rağmen ilk yarı Kayserispor, ikinci yarıya göre daha az pozisyon buldu. Oyun sıkıştı ve her iki takımda kanat atakları ile birbirini sıkıştırmaya çalıştı. 

İkinci yarı ise her iki takımın müthiş pozisyonları vardı. Fenerbahçe ikinci yarının hemen başında santra ile gole yaklaştı ancak Baroni diğer pozisyonlarda olduğu gibi yine golü yapamadı. Ardından Meireles-Sezer değişikliği ile ofans gücünü arttırmak istedik. Sezer geçen maçların aksine hücum gücüne katkı sağlayamadığı gibi Meireles'in çıkması takım savunmasında da açıklara neden oldu. Bobo ve Sefa Yılmaz sayısız pozisyon buldu ve bu süreçte Volkan Demirel maç boyu olduğu gibi ayakta kalan isimdi. Bekir'in, Bobo'yu kaçırdığı pozisyonda Volkan'da çaresiz kalınca Kayserispor 1-0 öne geçti. Bunun hemen ardından Stoch ve Semih değişiklikleri de hücum gücümüzü arttırmadı ve gol Kuyt'un akıllıca vuruşu ile son dakikalarda geldi. Geçen maçlara göre Fenerbahçe çok fazla pozisyon verdi ve maçı kaybedebilirdi. Kuyt'un son dakika golü ile 1 puanı zor kazanmış gözüken Fenerbahçe'de özellikle Baroni ile maçı koparabilirdi. Deplasmanda mücadele gücü artmış ama fazla pozisyon vermeye devam eden Fenerbahçe'nin çözmesi gereken son sorunlarıda bunlar. Daha az pozisyon verdiğinizde her maç bu kadar pozisyon kaçırmayacağınıza göre daha umutlu olabilirsiniz. Hafta içi yine rotasyon olucak ve içeride İbb maçı sonrası Galatasaray deplasmanı var. İkinci devrenin başlamasıyla deplasman sorunu çözülür ya da minimize edilirse, şampiyonluk için kadro kalitesi fazlasıyla yeterli. Son dakika 1 puan belki ileride daha anlamlı olabilir ancak bu akşam için bir başarı olarak gözükmüyor.

26 Kasım 2012 Pazartesi

Fenerbahçe 4 Gençlerbirliği 1

Marsilya deplasmanından sonra içeride Gençlerbirliği ile oynamak kolay değildi nitekim ilk golü buldular ve ilk yarı Fenerbahçe beraberlik golünü atana kadar oyunu kontrol ettiler. Kuyt&Sow A.Ş işbirliği ile beraberliği yakaladık ve 2. yarı vitesi birden 5'e taktık. Oyunu rakip sahaya yıkan Fenerbahçe; Meireles, Kuyt ve ilk 11'i istiyorum diye bağıran Sezer Öztürk'ün golleriyle maçı kazanmasını bildi. Özellikle ikinci yarıdaki oyun mükemmeldi. Paslaşma, alan daraltma, her iki kanadı etkin kullanma ve goller harikaydı. Fenerbahçe'nin bu sezon oynadığı en iyi futboldu diyebilirim. Özellikle gollerin gelmesiye daha da isteklenen ve rakip kale önünde etkili olan bir Fenerbahçe vardı. Mehmet Topal'ın çıkıp Sezer Öztürk'ün girmesiyle orta alanda pas varyasyonlarının hızlı bir şekilde arttığı Fenerbahçe hızlı hücumları çok başarılıydı. Bu oyunda Gökhan Gönül'ün sağ kanattan Hasan Ali Kaldırım'ın ise sol kanatta bindirmeleri ve asistleri Alex sonrası oyunu merkezden kanatlara yaymaya başlayan Fenerbahçe için kilit öneme sahipti. Özellikle Hasan Ali'nin ayrıca tebrik edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Hem hafta içi kupa maçında hem de ondan sonra Avrupa maçında dinlendirilmesi şart. Sow'un golü usta işiydi, röveşeta denemesinde kaleci başarılydı ama Kuyt ile birlikte sürekli istekli ve golü arayan bir ikili olduklarını ve sezonu mükemmel geçirdikleri söylemeliyiz.

Fenerbahçe Avrupa Ligin'de gruptan lider çıkmayı garantiledi ve Eskişehir maçı hariç (skor anlamında) oyununu rakiplere kabul ettirmeye başladı. Ligde aldığı galibiyetler ile ikinciliğe yerleşti ve puan farkını kapadı. Artık devre arasına kadar lige konsantre olucaklarını söyleyebiliriz. Hafta içi Pendik maçı daha sonra ise içerdeki B.Mönchengladbach maçlarında rotasyon yapılıcağı aşikar. Serkan Kırıntılı'dan, Özgür Çek'e; Krasiç'ten, Salih'e ve Recep Niyaz'a, herkesin maç kondüsyonu ve hocaya kendini ispat etmek açısından fırsatı var. Egemen ve Mehmet Topuz'un sakatlık sonrası uzun soluklu denemeleri ve mutsuz Semih-Bienvenu ikilisinin ilk 11 hasretleri bu maçlarla dindirelebilir. Çok fazla maç yaptığımız bu süreçte bu bir zorunluluk aynı zamanda. Haftaya Fenerbahçe, dinlenmiş şekilde ve yedek kadro ile kupa maçını geçtikten sonra Kayserispor deplasmanında olucak. Bir ivme yakalandı, özellikle oyun ve istek umarım böyle devam eder.

24 Kasım 2012 Cumartesi

Marsilya 0 Fenerbahçe 1

Fransa'ya giderken 1 puan işimizi görüyordu. Onun için temel planın, savunma planı ile yakalarsak bir gol olacağı sır değildi. Oyun planı son 10 dakikada geriye yaslanmamız dışında iyi işledi ve 1 puan yeterken 3 puan ile hem turu hem liderliği garantiledik. Bir üst turda deplasman maçıyla başlayacak olmamız avantajıda cepte. Maçın genelinde iyi koşan ve yardımlaşan bir Fenerbahçe vardı. İk golü atana kadar Marsilya'ya çok az pozisyon verdik. Gökhan'ın klasikleşen aşırtmasında sezonun formda isimlerinden Bekir kendisinden beklenmeyecek derecede güzel bir vuruşla golü bulduğunda işler tamamen bizim lehimize dönmüştü. İkinci yarı Fenerbahçe daha fazla geriye yaslanan bir oyun ortaya koydu ve bu taktik son dakikalarda ilk maçtaki gibi başımıza iş açabilirdi. Fenerbahçe'nin artık önünde taktik açıdan geliştirmesi gereken tek konu skor avantajını ele geçirdikten sonra oyun planını defansif anlamda değiştirmemesi olmalı. Takım halinde fazlasıyla yardımlaşan ve koşan Fenerbahçe, defans ve takım savunması kurgusunuda geriye yaslanmaktan çıkartmalı. Temel hedef baskıyla birlikte top kazanma ve alan savunması olmalı. Aksi takdirde orta alana kadar hiçbir direnç ile karşılaşmayan rakip takımın kale önünde durdurulması daha zor. 


Deplasmanda hem de Almanya ve Fransa gibi Avrupa'nın en zor deplasmanlarında üst üste galibiyetler almak Fenerbahçe açısından çok önemli. Ligde de bu oyun anlayışı devam ettiğinde deplasman karnesinin hızla değişeceğini söyleyebiliriz. Caner'i, Eskişehir deplasmanında sonra çok hırslanmış gördüm. Takıma hızla ileriye taşımada ve rakip kalede şut tehdidi yaratmada en önde olan isimdi. Aykut Kocaman, koşu mesafesi ve tekniği Baroni'den daha iyi olan Caner'i bu bölgede denemeli. Asıl mevkisi genç milli takımlarda da uzun yıllar burasıydı. Caner'in Sow'un arkasına Stoch'un sol kanata gelmesi Fenerbahçe'nin rakip sahada hücum gücünü muazzam arttırır. Son maçta artık Recep Niyaz'ı ilk 11 izleme şansımız olucak, Aykut Kocaman'da bunun sinyallerini verdi. Hem takımda üzerine aşırı yük binen (Hasan Ali, Kuyt, Gökhan, Sow) gibi isimler dinlendirilir, hem de diğer oyuncuların maç kondüsyonu ve Avrupa Ligi tecrübesi yaşamaları sağlanır. Bu sezon hiç oynamayan Özgür Çek, Serkan Kırıntılı gibi isimlerle birlikte ben niye oynamıyorum diye sızlanan Bienvenu ve Semih içinde iyi bir fırsat olur. Avrupa kadrosunda isimleri bildirilmeyen Salih ve Sezer Öztürk'ün ise Pendik maçında forma şansı bulacaklarını düşünüyorum. Fenerbahçe artık lige dönerek puan farkını kapamaya ve liderliği ele geçirmeye çalışıcaktır. Bu kadro sakatlık sorununu da aştığına göre ligde bir seri yakalamanın hesaplarını yapmaya başlamalı. Pfdk'nın art niyetli kararlarına rağmen Gençlerbirliği maçı, bu serinin başlangıcı için iyi bir fırsat.

18 Kasım 2012 Pazar

Eskişehirspor 1 Fenerbahçe 1

Fenerbahçe açısından çok zor bir deplasmandı. Sakatların iyileşmesi ve son haftalarda sergilenen iyi performans haricinde, hem taraftar hem iç sahadaki iyi performansı ve kadrosu düşünüldüğünde Eskişehir maçta bir adım öndeydi. Fenerbahçe'de, Aykut Kocaman bu tip deplasmanlarda yaptığı gibi sol önde Caner Erkin ile başladı. Maçın kırılma noktası olan kırmızı kart pozisyonu ve akabinde yaşananlar haricinde, iki takımında hırslı ve oyuna odaklanmış bir performans sergilediğini söyleyebiliriz. Fenerbahçe 10 kişi kalmasına rağmen mücadelesini arttırarak 1 puan almayı başardı Eskişehir deplasmanında. 11 kişi bile zorlanabileceğiniz bir deplasmanda hakem faktörü ve 10 kişi ile 60 dakikadan fazla mücadele ettiğimizi düşündüğümüzde, ileride değeri daha iyi anlaşılacak ''1'' puan aldık. Galip gelicek pozisyonları yakaladık ancak başarılı değildik, aynı şekilde ikinci yarının ilk 10 dakikasında Eskişehir'de çok net pozisyonlardan yararlanamadı. Kuyt'ın müthiş çabası ile yarattığı pozisyonda Sow müthiş vuruşla golü yaptığında, takım da 10 kişi kaldıktan sonraki çabalarının meyvesini almış oldu. Fenerbahçe'nin puan kaybından daha önemli olan yönü ise, takım halinde birbirlerinin açıklarını kapatmak için sergiledikleri mücadele azmi ve taktik disiplini maç boyunca korumları oldu. 10 kişi olmasına rağmen maç boyunca performans açısından, bunu maçı izleyenlere hissettirmediler. Bu bütünlük korunduğu takdirde deplasmanlarda da galibiyetler gelicektir. Bu sezon oynanan Kasımpaşa deplasmanı ile Eskişehir deplasmanında oyun, mücadele ve taktik disiplin açısından dağlar kadar fark var. Birinde 11 kişi oynamasına rağmen sahada gezinen ve 2-0 yenilen Fenerbahçe varken, diğerinde 10 kişi, Eskişehir gibi zor bir deplasmandan 1 puanı alan Fenerbahçe vardı. Volkan ve Sow'un bireysel anlamda öne çıkan performanslarına rağmen Fenerbahçe'nin dün takım halindeki oyunu mükemmeldi. Oyun planına sadık kalan ve mücadelesini her maç eşit oranda gösteren Fenerbahçe uzun vadede istediği noktaya gelicektir. 
Dün akşam futbol oynamaya çalışan iki takımı bir kenara koyduğumuzda geriye Fırat Aydınus'un one man show'u kalıyor. Caner'in atıldığı pozisyonda, ne duydu o mesafeden, nasıl bunu başardı, sırtı dönük olmasına rağmen Caner'i nasıl tespit etti, bunları bilemiyoruz. Ancak Aykut Kocaman gibi sakinliği ile tanınan birisini ilk defa maç esnasında sahaya girip itiraz edicek konuma getirdi ki,bu başarısı nedeniyle kendisini kutlamak gerekir. Maç içerinde karşılıklı faulleri cezalandırmada yetersiz kaldı, oyuncuların kavga ettiği pozisyonu dahi uyarı ile geçirdi. Fenerbahçe aleyhine verdiği penaltıda 4 dakikalık uzatma sona ermiş olmasına rağmen oyunu devam ettirdi. İkinci yarı Sezer'in kaşı yarılmasına rağmen oyunu devam ettirmek gibi Fifa nezninde skandal sayılabilecek bir hatası daha var ki, buna yan ve 4. hakemde ortak oldu. Kısacası dün akşam maçın önüne geçmek gibi bir niyeti vardı Fırat Aydınus'un ve bunu başardı. Başarılarının!! devamını diliyorum. Aykut Kocaman'ın maç sonu basın toplantısında yaptığı konuşmanın altına ise imzamı atarım: ''3 Temmuz'dan itibaren cezamız devam ediyor.''

12 Kasım 2012 Pazartesi

Fenerbahçe 2 Orduspor 1

Fenerbahçe Avrupa dönüşlerinde hep zorlu maçlar oynadı. Ael maçı sonrası Ordu maçı performans açısından zorluklar içeriyordu. Maçın ilk 10 dakikasının ardından hafta içi maçı Fenerbahçe değilde Orduspor oynamış gibi bir durum vardı. Fenerbahçe ön alanda baskı yapıyor, Stoch ve Kuyt ile ileriye topu taşıyor hatta defansını sık sık orta sahaya yakınlaştırarak alan daraltıyordu. Fenerbahçe bu anlayışın meyvesini sakat! Sow ile henüz 11. dakikada elde etti. Kuyt'un asistinde Sow müthiş bir top kontrolü ve driblingin ardından güzel bir vuruşla takımı rahatlattı. Bu golün ardından maçın sonuna kadar ise şut bombardımanı başladı. Stoch ve Baroni direğe takıldı, duran toplar sürekli ceza sahası dışında bekleyen Meireles'e doğru atıldı, Topal'ın şutunu kaleci kurtarırken oyuna sonradan giren Sezer'in mükemmel şutunda ise kaleci çaresiz kaldı.  Fenerbahçe orta alanda Topal ve Meireles varken hem defans hem ofans açısından daha iyi bir performans sergiliyor. Buna sık sık Gökhan'ın kademesine giren Kuyt'un çalışkanlığı ve defansta Yobo-Bekir uyumu da eklendiğinde, seyrederken keyif alınan bir Fenerbahçe ortaya çıkıyor. Aykut Kocaman'ın, sakatların dönüşü ile oyun planını daha kolay uyguladığını da belirtmemiz gerekiyor. 

Orduspor gibi iyi defans yapan ve Hector Cuper'in felsefesini sahaya tam olarak yansıtan oyununa karşı Fenerbahçe maç boyunca ilk 7-8 dakika haricinde hiç zorlanmadı hatta golü bulduktan sonra Orduspor'u rakip sahaya itip kendi defansını öne çıkarmaya başladı. İkinci yarı boyunca Bekir'in 2-3 kez topla beraber ileri çıktığını hatta pozisyon yarattığını söylemeliyiz. Fenerbahçe bu tempoyu sürdürdüğü takdirde ligde zorlanacağı bir maç yok. Şu noktada sadece deplasman performansı soru işareti olarak gözüküyor. Avrupa'da lider pozisyonda olunması, ligde lider ile olan farkın 3 puana indirilmesi ve en önemlisi takımın oyun ve istek olarak 1 kademe yukarı çıkması ileriye yönelik umutları arttırıyor. Sakatların(Mehmet Topuz, Egemen Korkmaz) takıma dönmesi ve formsuzların (Krasiç, Semih, Bienvenu) performanslarını arttırmalarıyla daha alternatifli ve daha güçlü bir Fenerbahçe izleyebiliriz. Şimdi çok zor bir deplasman olan Eskişehir maçında takım nasıl bir oyun anlayışı ve performans sergileyecek onu görüceğiz. Eğer bu maçtan da galibiyet ile ayrılınırsa Fenerbahçe önünü daha rahat görebilir.

9 Kasım 2012 Cuma

Fenerbahçe 2 Ael Limassol 0

Fenerbahçe uzun bir aradan sonra Egemen Korkmaz haricinde ideale yakın kadrosu ile sahadaydı. Orta alana Meireles, defansa ise Yobo'nun gelmesiyle Aykut Kocaman'ın elide rahatlamış oldu. Her iki oyuncu ciddi sakatlıklardan dönmüş olmalarına rağmen fark yaratmayı başardılar. Buna önlerinde son yıllarda izlediğim en kuvvetli Fenerbahçe forveti olan Sow ve sezonun en akıllıca transferi Kuyt eşlik edince galibiyet zaten kendiliğinden geldi. Direkten dönen topların yanı sıra Baroni ve Stoch'un kaçırdığı pozisyonlar ön alanda üretkenliğin meyveleriydi. Özellikle Topal-Meireles ikilisinin orta alanda oyun ve alan parselizazyonu konusunda üst düzey olmaları, hem defansı rahatlattı hem de Baroni'nin daha rahat hücuma katılmasını sağladı. Aykut Kocaman bu maçta 10 dakikalık bir süre Baroni'nin mevkisinde Meireles'i denedi ki, bu ileriye doğru daha farklı bir dizilişin planı olarak gözüktü. İkinci yarı Recep Niyaz'ın oyuna girmesi önemliydi, yine sezon başından beri gerek milli takım gerekse Fenerbahçe'de her maç sahada olan Hasan Ali Kaldırım'ın ikinci yarı oyundan alınarak dinlendirilmesi doğruydu. Hasan Ali maç boyunca uzun toplarla Stoch'u besledi ve en az 3-4 kez geriden bindirmeler ile hücuma katkıda bulundu. Maç tecrübesi arttığında birçok kişinin aksine Fenerbahçe açısından vazgeçilmez olacağını düşünüyorum. Burada asıl sıkıntılı nokta, Hasan Ali'nin yerine giren Caner'in formsuzluğu, hatalı pasları ve çalım atmak isterken kaptırdığı top sonrası yaptığı faul neticesinde gördüğü sarı kart idi. Sol bek rotasyonunda ikinci alternatif Caner yerine Özgür Çek olmalı. Takımın geçirdiği çalkantılı dönem nedeniyle gerek Özgür Çek gerekse Salih Uçan(ismi bildirilmemiş) ve Recep Niyaz forma şansını yakalayamadı. Bu oyunculara en azından teker teker as kadro içinde şans tanınmalı ya da Marsilya maçı sonucu gruptan çıkma garantilendiğinde içerideki B.Mönchengladbach maçında 90 dakika şans verilmeli.

Sow maç boyunca istekliydi. Rakip defansın çekme ve itmelerine rağmen pozisyonları sürekledi. İlk yarı çok akıllıca bir hareketle golünü attı, ikinci yarı rakibi oyundan attırdı. Bu adama sakat diyeni Allah çarpar. Hem Sow'un hem Kuyt'un sezon başından itibaren uyumu ve attıkları goller düşünüldüğünde, Semih Şentürk'ün eşinin twitter'ı aracılığıyla, Bienvenu'nün ise kendi twitter adresinden biz niye oynamıyoruz diye fereyan etmeleri şaka gibi. Ya Fenerbahçe maçlarını izlemiyorlar ya da kendilerini dev aynasında görüyorlar. Fenerbahçe'nin Akhisar ve Ael maçlarında aldığı galibiyetlerle soluklandığını söyleyebiliriz. Oyun henüz istenilen ritimde değil ama hem takımın hem de Aykut Kocaman'ın sezon başından beri rahat bırakılmadığını da belirtmek gerekiyor. Sakatlık olmadığı sürece Fenerbahçe ön alan baskısını biraz daha uzun sürelere yaydığında galibiyetler devam edicektir. Takımın önünde şimdi zor bir maç olan Orduspor maçı var ki, Orduspor, Aykut Kocaman'ın belirttiği antrenör takımın vücut bulmuş halidir. Hector Cuper, Fenerbahçe'yi zorluyacaktır pazar günü. Bu maçtan alınacak galibiyet önümüzü daha net görmemizi sağlar ancak galibiyet için performansolarak Ael maçının üstüne çıkılması gerekli.

30 Ekim 2012 Salı

Aykut Kocaman

Aykut Kocaman neden bu kadar fazla eleştiriliyor sorusuna vericeğiniz cevap, sahada sergilenen performans ise fazla iyi niyetlisiniz demektir. Evet Fenerbahçe bu sezonun tamamında 1-2 maçın belli bölümleri hariç sahada kötü olan taraftı. Şampiyonlar Ligi'nden elendi, Uefa Avrupa Ligin'de 2-0 öne geçtiği maçta Marsilya ile son dakikalarda yediği gollerle 2-2 berabere kaldı, Ael deplasmanında defans yaptı ve kalecisinin iyi oyunu ile 3 puana ulaştı. Grubunda lider durumda ve muhtemelen gruptan çıkıcak. Ligde henüz deplasman galibiyeti yok, evinde en son Antalyaspor'a 3-1 yenilerek uzun bir aradan sonra kaybetti ve liderin 5 puan gerisinde. Takımda sezon başından itibaren Volkan Demirel, Gökhan Gönül, Yobo, Egemen Korkmaz, Serdar Kesimal, Orhan Şam, Meireles, Topal, Topuz, Krasiç, Kuyt, Sezer kısa ya da uzun süreli sakatlıklar yaşadı. Alex'in takımdan ayrılış sürecinde yaşanan tramvayı hiç saymıyorum. Avrupa'dan elendik mi, hayır; ligde kaybedilmiş birşey var mı, hayır. 

Aykut Kocaman'ın hatalı taktik dizilişleri olabilir, farklı oyunculara güvenebilir, hatta pozisyon olarak farklı denemeler yapabilir. Fenerbahçe kötü oyun oynuyor, hücümda belli maçlar haricinde çoğalamıyor, defansif özellikleri fazla 11'ler ile sahaya çıkıyor. Aykut Kocaman'ın tüm bunları gözlemlememesi imkansız. Yine de bunları idrak edemiyor ya da sorunları bilmesine rağmen çözüm üretecek futbol bilgisine sahip olmadığını düşünelim. Fenerbahçe Aykut Kocaman ile yollarını ayırmak isterse bunu hızlı bir şekilde uygular daha önce defalarca tanık olduğumuz biçimlerde. Yerine ismi, cismi, kartviziti parıldayan birini çok kısa bir sürede de koyabilir. Sakatlar düzelir, takım tüm defolarından kurtulur ve galibiyet serileri başlayarak hızla fark açılır. Fenerbahçe şampiyonluk kazanır ama Aykut Kocaman'ı kaybeder. Benim isyan ettiğim noktada tam olarak burası. 3 Temmuz'dan sonra fellik fellik kaçıcak yer arıyanların, takımdan gidenlerin, Fenerbahçe kaptanlığı yaptığı halde Fenerbahçe'ye sallayanların Aykut Kocaman'ın kellesini istemesi tesadüfmü? Alex sevgisini göstermek için Aykut Kocaman'a küfür edenler gerçekten Fenerbahçe'li mi? Aykut Kocaman en az Alex kadar bu takıma hizmet etmedi mi? Dün akşam cezalı maçta tribüne gelen, kendileri dünyada yokken bu takıma hizmet eden Aykut Kocaman'a, 10-13 yaş arası çoçukların: ''Aykut söyle, Alex nerede?'',''Aykut söyle, takım niye koşmuyor?'',''Aykut istifa'' gibi saygısızca tezahüratlarını hak edicek ne yaptı Aykut Kocaman? Fatih Terim'e, önünde olan pozisyon hakkında ıkına sıkına soru soran gazetecilerin, sadece Aykut diyerek akılları sıra Aykut Kocaman'ı aşağılamaya çalışmaları kaç puan? Aykut Kocaman birilerini rahatsız ediyor. 3 Temmuz'da fazla ön planda olmasının bedelini ödemeye zorlanıyor. Üstelik bunu Fenerbahçe forması giyenler aracılığı ile, kötü oyun, başarısız Aykut Kocaman algısı ile yapmaya çalışıyorlar. Diğer tarafta 1 puanla grupta sonunca sırada olan Galatasaray ve Fatih Terim hakkında tek satır yazmıyorlar. Lider Galatasaray ile Fenerbahçe arasında ligde oynanan oyun açısından ne fark var? Bütün gece Telegol gibi akıl sınırlarını zorlayan programı izleyen, Ahmet Çakar'ın, Ziya Şengül'ün, Gürcan Bilgiç'in yorumları üzerinden Fenerbahçe'yi yorumlayan Fenerbahçe'liler rahatlasın diye Aykut Kocaman'ı gönderelim mi? Aykut Kocaman gidince sadece teknik direktör değişikliği olmuyacak, Fenerbahçe'nin dik duran ismi, efsanelerinden biri gidicek. 1 ay sonra yeni gelen hocaya aynı hızla ve saygısızca saldırıcaklarına dair şimdiden iddaya girebiliriz. Zico'ya özlem duyan tribünler aynı Zico'yu yuhalamışlardı, Alex'e ağıtlar yakanlar Alex oyundan çıkarken koro halinde yuhalamışlardı. Şimdi sıra Aykut Kocaman'da. Birazda o yuhalanacak, o üzülecek ve Fenerbahçe kazanıcak öyle mi? Aykut Kocaman'ın gidişi bir antrenörün gidişinden daha fazlası Fenerbahçe için. Aykut Kocaman giderse Fenerbahçe kazanamıyacak, tek bildiğim bu.

26 Ekim 2012 Cuma

Ael Limassol 0 Fenerbahçe 1

Fenerbahçe dün akşam oyun açısından çok iyi bir görüntü vermesede galip gelmesini bildi. 1-0'lık galibiyet bizi liderliğe taşırken maçın özellikle 20. ile 60. dakikaları arasında oynanan oyun ise tehlikenin halen devam ettiğinin açık bir göstergesiydi. Mehmet Topal ve Gökhan Gönül'ün sakatlıktan dönüp, ilk 11'e dahil olmalarına rağmen, Selçuk, Topal, Baroni üçlüsü ile Fenerbahçe orta alanda hem top tutmakta hem de pozisyon üretmekte zorlandı. Bekir ve Egemen'in mükemmel oyunlarına, Volkan'ın süperstar performansı eklenmese skor bizim aleyhimize olabilirdi. Özellikle ileri 3''lünün (Caner, Sow, Kuyt) sürekli yer değiştirerek oynamasına rağmen, rakip takım defansının 60. dakikaya kadar çok ciddi bir efor sarffettiğini söylemek güç. Sahada atmaktan çok tutmaya gelmiş bir takım görüntüsündeydik. Grup maçları ve lig statüsünde oynanan bir organizasyonda deplasmanda 1 puanı, daha doğrusu yenilmemeyi hedeflemek mantıklı ama bu hamle Ael karşısında doğru değil.

Daha üretken bir orta saha ile birlikte özellikle kanat organizasyonları hedeflenebilir, erken gol bulup rakibin çabuk pes etmesi sağlanabilirdi. İkinci yarı oyuna giren Krasiç ve Stoch'tan özellike Krasiç'in sahada varlık gösterememesinden sonra Aykut Kocaman'ın bu konuda haklı olduğunu düşünmeye başladım. Krasiç'in bu haliyle kadroda olması bile büyük bir lütüf. Aynı durum orta alanda Salih içinde geçerli sanırım. Geçen hafta yaşanan kadro sıkıntısında dahi ilk 11'e girememesi ve Selçuk Şahin'in sürekli 11 oynamasının nedeni Salih'in performans yetersizliği. Sol bek Hasan Ali Kaldırım ve sol açık Caner'in maçtan maça dalgalanan performansları da cabası. Mehmet Topal ve Gökhan sakatlıktan dönmeleri nedeniyle istenilen seviyede değillerdi. İleride çok yanlız kalan Sow ile ilk haftalardaki performansını aratan Kuyt maçın idare eden adamlarıydı. Bekir'in geriden topla çıkışları ve Egemen ile uyumu mükemmeldi, bazen Bekir'e haksızlık ettiğimi düşünüyorum. Hava toplarında mükemmel oynayan ve golü atan Egemen maçın bir diğer yıldızıydı. Golün hemen ardından daha uzaktan ve daha sert yaptığı kafa vuruşu ile neredeyse 2. golünü atıcaktı. Son 2 maçın hatta sezon başından beri, sakatlık dönemi hariç performansını sürekli üst düzey tutan Volkan Demirel ise maçın en iyiysiydi. Kariyerinin en iyi sezonunun sinyallerini vermeye devam ediyor. Geçen hafta Bursaspor karşısında kurtarışlarıyla  beraberliği getiren Volkan, dün akşamda kurtarışlarıyla Fenerbahçe'nin galibiyetinin en önemli mimarlarındandı. Fenerbahçe liderliği ele geçirdiği bu grupta içeride Ael'i tekrar yenip, B.Mönchengladbach'tan 1 puanı aldığında bir üst tura adını yazdırır. Hem Avrupa'da bir üst tur hem de ligde şampiyonluk için daha fazla mücadele ve üst düzey performanslar gerekiyor. Dün akşam Fenerbahçe kötü oynarken de kazanabileceğini gösterdi. Şampiyonluk ve başarı için kötü oynarken de kazanmak gerekir ama bunu ana karakter haline getirmeden.Ael karşısında alına bu galibiyet sadece Fenerbahçe adına değil Türkiye adına da sevindirici.Ülke puanı açısından Güney Kıbrıs Rum Kesimi ile çekiştiğimiz düşünüldüğünde bu galibiyet 3 puandan daha fazlası demek.

13 Ekim 2012 Cumartesi

Türkiye 0 Romanya 1 - Vasat Romanya!!

Milli takım grup birinciliğini hedeflediği grupta yavaş yavaş play-off'tan bile uzaklaşmaya başladı. İlk maçlar sonunda 6 puanla lider durumda bulunan Romanya'ya karşı galibiyet hedefi ile sahadaydı milli takım. Volkan'ın nostalji golü ile 1-0 geriye düşsek de maçın tamamında etkisiz ve temposuzduk. O gol yenmese dahi en fazla 0-0 bitecek bir maç oynandı dün akşam. Türkiye maç boyunca en etkili pozisyonunu 90+4'te Nuri Şahin'in altıpastan kafa ile dışarı attığı top ile yakaladı. Kadro seçiminin tartışmaları ile girilen klasik milli maç önleri yine değişik kadro tercihleri nedeniyle maç sonunda Türkiye 3 Romanya 9 Hollanda 9 puanlaması ile sonlandı. Milli takım genelinde Gökhan Gönül ve Emre haricinde istekli oyuncu yoktu. Semih Kaya kademe hataları ve kaçırdığı oyuncular, Volkan hatalı çıkışı neticesinde yediği gol, Sercan ise ilk yarıda attığı halı saha çalımı haricinde pek ortalıkta görünmedi. Galatasaray'da dahi kötü performansı nedeniyle yedek kalan Hamit, maç boyunca sahada pek gözükmedi. Arda Turan'ın sık sık kanat değiştirmesi fakat Atletico Madrid maçlarının aksine sürekli topla oynaması nedeniyle etkisizliği aşikardı. Ligimizin en kuvvetli ve mücadeleci forveti olan Umut ise Romanya defansı tarafından adeta ezildi. Romanya'nın 2. bölgede yaptığı presi maç boyunca kıramayan milli takım, bu presi aştığında ise akıllıca yapılan faullerle durduruldu ve maç boyunca tempoyu asla yakalayamadı. Nihayetinde artık temel hedefin en iyi ihtimalle play-off olduğu ortada. Milli takım Romanya'yı deplasmanda yenicek ve Hollanda'nın kendi evinde Romanya'yı yenmesini bekliyecek. Tabi bu hesaplamalar içeride ya da dışarıda bizim puan kaybetmiyeceğimiz hesabına göre yapılabilirki, çok mantıklı bir hesaplama olmadığı tecrübe ile sabit. 
Romanya maçı ile Abdullah Avcı'nın üzerindeki baskı daha da artıcak. Kadro seçimleri daha önceki milli takım hocaları gibi sıkça tartışılıcak ve en önemlisi sakat olduğu için kadrodan çıkartıldığı söylenen Selçuk İnan inatı nedeniyle sürekli uçurumun kenarına itiliyor. Bu maçta sol açık mevkisinde Caner'in olması, sağ kanatta Hamit'in ilk 11 başlamaması gerekirdi. Nihayetinde gelen değişiklikler bu tezimizi doğruluyor. Skor olarak geriye düşüldüğü dakikalardan sonra ikinci yarı hızla Mehmet Topal-Nuri Şahin değişikliği yapılarak hem yaratıcı oyuncu sıkıntısı aşılmalı hem de duran toplarda etki arttırılmalıydı. Mehmet Ekici gibi Werder Bremen'de bu sezon 2 maç oynamamış oyuncuların kadroda bulunması eleştirilicek bir diğer  taraf. Maçın en önemli anlarında Emre Çolak gibi ilk milli maçına çıkan bir oyuncudan, heyecandan sıyrılıp performans beklemek yine büyük hatalardan biri. Maç boyunca Romanya'nın yaptığı presi aşamayıp sürekli top kaybı yaşanmasını ve ikinci yarı kalemizde verdiğimiz gol posizyonlarını da eklemeliyiz. Maç sonlarında Rıdvan Dilmen'in dile getirdiği ve yenilgilerimizin asıl nedeni olan ''vasat Romanya'' hülyalarından sıyrılıp, kendimizi dev aynasında görmekten vazgeçmeliyiz. Avrupa Kupalarında takımları patır patır dökülen, Kıbrıs Rum Kesimi ile ülke puanında çekişen, orta alan presini aşacak maç taktiğini bile ortaya koyamayan bir milli takım olarak gerçeklerle yüzleşmeliyiz. Türkiye bu grupta en iyi ihtimal ikinci olurdu ki, artık bu bile tehlikede. Onu yeneriz, bunu ezeriz demek yerine artık doğru bir aday kadro, ilk 11 ve maç taktiğini bu grupta  tüm rakiplere karşı aynı ciddiyetle uygulamalıyız. Yoksa Brezilya'ya ancak Ömer Üründül gider, milli takım değil.

8 Ekim 2012 Pazartesi

Fenerbahçe 3 Beşiktaş 0

Kaostan mutluluğa diye bir film çekilse Fenerbahçe camiası tek başına bu filmin altından kalkabilir. Her zaman sorunlardan beslenen enteresan bir yapımız var. Kasımpaşa maçında sahada yürüyen ve 2-0 yenilgiye neden olan oyuncular bu maçın ardından deplasmanda B.Mönchengladbach'ı 4-2 yenerken sahada toplam 125!! km koşmayı başardılar. Fenerbahçe'nin saha dışı mental sorunları saha içine karışmadığında ortaya çıkan tablo bu. Hemen bu maçın ardından evinde Beşiktaş'ı 3-0 gibi bir skorla yenen Fenerbahçe ligi ilk 2 sırada bitiricek bir kadroya zaten sahip ancak oyuncular bunu ne kadar istiyor o maçtan maça değişiyor. Son iki maçta Fenerbahçe'li oyuncular oyunu kazanmak adına koştu, mücadele etti ve bunun sonucunda iki galibiyet aldı. Sow'un Galatasaray maçında attığı golün bir benzeri ile açılan perde, Gökhan'ın 2 golü ile damgasını vurduğu müthiş bir şov ve atılan 3 golle kapandı. Fenerbahçe özellikle orta alanda Beşiktaş'ın tek silahı olan Fernandes'e yaptığı baskı ile Beşiktaş'ın oyunu değiştirme şansını ortadan kaldırdı. Gökhan Gönül'ün ikinci golü maçı Fenerbahçe lehine tamamen çevirirken, Veli'nin kırmızı kart ile oyundan atılması neticesinde maç fiilen bitti. 

İkinci yarı sakatlıktan çıkan oyuncuların hızla kenara geldiğini ve Krasiç'in oyuna dahil olup bir topunun direkten döndüğü bir maç oynandı. Takım rakibin 10 kişi kalması ile birlikte paslaşarak oyunu soğuttu ve 1-2 atak dışında rakibide fazla zorlamadan maçı tamamladı. Alex sorunun maça etki etme şansı atılan goller neticesinde sıfırlandı. Takım daha çok koşan, mücadele eden ve maçı kazanma adına sahada herkesin elinden geldiğince mücadele ettiği bir hale geldi. Neden daha kötüydü, neden 1-2 maçta bu kadar iyi noktaya geldi, Alex'in olayıyla doğrudan bir ilgisi var mı sorularıda hala masada duruyor. Fenerbahçe artık Alex'siz oynamaya alışmak zorunda ve bunu 2 maçtır gayet iyi bir şekilde sürdüyor. Lige verilen ara takımın üzerindeki kara bulutları iyice dağıtıcak ve Bursaspor maçıyla birlikte deplasmanda nasıl bir performans ortaya koyacağı test edilecek. Şu ana kadar Fenerbahçe'nin deplasman galibiyeti bulunmuyor. Şampiyonluk, deplasmanlarda ortaya konan performanslar sonucunda geldiğine göre deplasmanda da vitesi arttırma zamanı geldi. Beşiktaş karşısında Gökhan Gönül bir süperstar performansı gösterirken takım halinde çok iyi mücadele eden Fenerbahçe, bir bütün halinde hareket ettiğinde ne kadar etkili olduğunu açıkça gösterdi. Bundan sonra eksik edilmemesi gerken tek şey mücadele. Bu mücadele sergilendiğinde hem Türkiye hem Avrupa maçlarında sonuçların geldiğini son iki maçta gözlemledik. Saha dışını saha içine fazla karıştırmadığımız sürece takımın yolu açık ama buna basın, yönetim hatta bazı taraftarlar ile oyuncular ne kadar izin vericek, bunuda ilerleyen günlerde gözlemleme fırsatı bulucaz.

5 Ekim 2012 Cuma

Borussia Mönchengladbach 2 Fenerbahçe 4 - Güneşi Gördüm

Kasımpaşa maçının ardından yaşanan olaylar takıma ya dip yaptırıcaktı ki, uzun süredir o noktada ya da yeniden bir araya gelip yukarıya çıkmak için çabalıyacaklardı. Geçmiş yıllarda kötü gidişlerin ardından yaşanan patlamaların bir benzerini yaşadık. Atılan ve yenilen goller bir kenara, maç boyunca koşan, mücadele eden, sürekli pres yapan bir Fenerbahçe vardı. Fenerbahçe kötü, Fenerbahçe pres yapmıyor, fizik-kondüsyonu yetersiz muhabbetlerinin temelinde de mental eksiklikler yatıyormuş demekki. Almanya gibi zor bir deplasmanda 1-0  yenik duruma düşmesine ve   zor bir süreçten geçmesine rağmen maça tutundu ve birbirinden güzel oyuncu performansları ile galibiyete ulaştı. Bu galibiyete futbolcuların, teknik ekibin, başkanın ve yönetimin ve en çok taraftarın ihtiyacı vardı.  
Baroni'nin 18 dışı kalmasının ardından 2 golle dönüşü, Meireles'in ilk golü, Kuyt'un yine golünü yapması, Caner'in sol açıkta yerini garantilemesi, Volkan'ın en önemli anda karşı karşıya çıkardığı top, Gökhan'ın kale çizgisinde,  dizine darbe pahasına hamleleri, Yobo'nun eksikliğine rağmen Bekir ve Egemen'in mücadelesi ve en önemlisi takım halinde istek maçın öne çıkan noktalarıydı. Fenerbahçe çok mu iyi oynadı, maçı kaybedebilirmiydi, bu sorulara da evet cevabını verebiliriz ama dün akşam asıl önemli olan nokta atılan ya da yenilen goller değil, sergilenen mücadele idi. Sezon başından beri her maç sonunda söylediğimiz söz bu. Almanya'da deplasmanda 4 gol atıcak bir hücum gücüne sahip takımın Süper Lig'de her maça istekli çıktığında neler yapabileceğini düşünün. Fenerbahçe'nin sorunun mental olduğu artık tescillendi. Asıl hedef, sahada sergilenen direnci bundan sonra günlük hadiselerden etkilenen bir tarzdan çıkarıp takımın karakteri haline getirmek. Mücadele sergilendiğinde takımın puan kayıplarını umursuyacak çok fazla kişi olmaz. Taraftarı asıl çıldırtan nokta isteksizlik, hareketsizlik. Kasımpaşa maçında takım halinde sahada sadece yürüyen halden, takımı Almanya'da 90 dakika koşan noktaya taşıyan şey ne? Bu sorunun cevabını bilenler takıma bu mücadeleyi aşılarlarsa önümüzdeki Beşiktaş ve Bursa maçlarının ardından daha rahatlamış ve oyuna odaklanmış bir Fenerbahçe izleyebiliriz.

2 Ekim 2012 Salı

Alex De Souza-Arşivden


Alex De Souza

Alex De Souza kadro dışı bırakıldı haberini en az 10 kez okudum. Anlayamadım, anlamlandıramadım ve kabullenemedim. Bizi deli gibi peşinden sürekleyen, son 8 yılımızı onun golleriyle süslediğimiz kaptanımız, doktorumuz Alex De Souza kadro dışı bırakılmıştı. Bir daha bu takımın formasını asla giyemiycek, A2 ile antremanlara çıkıcak deniyordu. Ne yaptı bu adam bu kadar ağır cezalandırılacak kadar diye düşündüm. Fenerbahçe'de bir kişi kadro dışı kaldı denildiğinde Galatasaray'lı ve Beşiktaşl'lı taraftarların dahi asla aklına gelmiyecek isim Alex De Souza kötü gidişin sorumlusu gösterildi. Daha bunun şokunu atlatamadan herşeyin başladığı Twitter'da o tweeti gördüm: ''Kontratimi sonlandirdim. Hayatimin en uzucu imzasi oldu. Fenerbahce bir oyuncu kaybetti ama bir taraftar kazandi. Hersey icin tesekkurler.'' Film koptu ondan sonra hissetiğim tek şey üzüntü oldu ama sıradan bir üzülme değil bu, gerçekten insanın içini çok acıtan bir üzüntü. Bende bu kadar etki bırakan bu karar, Alex De Souza'da ne etki bırakmıştır? Ailesi ile birlikte Fenerbahçe'nin simge isimlerinden daha 1 hafta önce heykelini diktiğimiz adama yapılan muamele bu mu olmalıydı? Ne oldu inanın bilmiyorum. Kim suçlu, kim haklı zerre umrumda değil. Bu adam böyle gitmemeliydi, bu muameleyi hiç hak etmedi. Alex De Souza hakkında sayfalarca yazı yazabilir, onun Fenerbahçe'ye olan katkısını saatlerce anlatabilirsiniz ama şu dakikadan itibaren tek bir şeyi geri getiremezsiniz. Alex artık Fenerbahçe formasını giymiyecek.Hastalığımızın çaresi doktor da artık hasta!

30 Eylül 2012 Pazar

Kasımpaşa 2 Fenerbahçe 0 - We Have A Problem

Maç sonu yazı yazmak artık içimden bile gelmiyor. Ortada kötü giden 1-2 şey olsa oturup üzerine kafa yorucam ama bir takım bütünüyle (yönetim, taraftar, teknik kadro ve en önemlisi futbolcular) kötüsüyse orada daha büyük sorunlarla karşı karşıyayız demektir. Bu dışarıdan görünmeyen ama Fenerbahçe'yi en tepeden en aşağıya kadar etkileyen virüs nedir bilmiyoruz ancak çok ciddi ve etkili olduğu kesin. Kasımpaşa hocasını değiştirmesine rağmen benim maça dair beklentim sınırlıydı ve nitekim maç boyunca bu düşüncemde çok yanılmadığımıda gördüm. Bir takımda 1-2 oyuncunun maç boyunca kötü oynama hakkı var, siz mücadale edersiniz rakip sizden daha fazla koşar, mücadele eder ve daha güçlüdür yenilirsiniz ona da eyvallah ama bütün takım sonradan oyuna girenlerde dahil bu kadar vurdumduymaz nasıl olabiliyor anlamıyorum.

Koşmadan, mücadele etmeden, hele 7 kişiyle kendi sahanda bekleyerek gol bulmak imkansıza yakın. Nitekim artık bir taktik haline gelen Fenerbahçe son 20 dakika oyundan fiziken düşer planı ile Marsilya 2 gol buldu, Trabzon son vuruş beceriksizliği ile 1 puan aldı ama Kasımpaşa 2 gol bularak 3 puanı cebine koydu. Direkten dönen ya da kaçırdığı diğer toplarda cabası. Alex'in orta sahanın da gerisine gelip top almaya çalışması oyunu buradan kurmayı denemesi, Sow'un tek başına bir oraya bir buraya savrulması, neden 11 oynadığını anlaymadığım Stoch'un güçsüzlüğü ve isteksizliği ve takım halinde isteksiz kalınması maçın kaybedilmesinin en temel faktörleri. Çok kötü Fenerbahçe maçları izledim, deplasmanda dan dun toplarla geçen 90 dakikalara tahammül ettim ama her sene aynı senaryo ile sahnelenen oyundan bıktım. Kim ne sorun yaşıyorsa yaşasın sahaya çıkan adam mücadele edicek, etmiyorsa yerine eden gelicek. Maç seçen tiplerden, hocayla hemen küsen oyunculardan gına geldi. Paranızı alıyorsanız sahaya çıkıp mücadele ediceksiniz, yenilsenizde kimse size neden yenildik demez. Taraftar sahada oynadığınız futbolun! ne olduğu gayet görüyor. Sürekli başkan, taraftar gazı ile mücadeleye başlayacaksanız hiç başlamayın. Her sene gazla dönmez bu çark. Çıkın oynayın, oynamıyorsanız da oynayana mani olmayın.

21 Eylül 2012 Cuma

Fenerbahçe 2 Marsilya 2 / Söz Savunmanın!

Kendi evimiz ve taraftarımız önünde vites arttırdığımızdan bahsediyordu Aykut Kocaman maçtan önce basın toplantısında. Ben iç sahada bu yıl hiç başlar başlamaz baskı yapan Fenerbahçe görmedim henüz. MİY ilk pozisyonda golü, Marsilya daha 1. dakikada direği buldu. Ya Aykut Hoca, baskı olayını yanlış anlıyor ya da takım verilen taktiği uygulayamıyor. Her halükarda ortada bir sorun var. Dün akşamki oyunda, geçen sezonun deplasman maçlarının gol bulunan kısımlarından sonraki oyunla, bu yıl hiçbir maçta ezici oynamayan diğer oyun harmanlanmış bir haldeydi. Buna rağmen Fenerbahçe önce Caner, ardından ikinci yarının hemen başında Alex ile 2-0 öne geçti. Kendi seyircisi önünde, son 5 maçında 1 gol yiyen Marsilya'ya 60 dakikada 2 gol atan Fenerbahçe, burada durdu ya da durduruldu. Fenerbahçe'nin ritm bulmuş, gol bulmuş, moral bulmuş halini yani kendi sahasında vites arttıran halini gözlemlemek isteyen Aykut Kocaman, ibre 200'ü bulmuşken el frenini çekti ve 90+4'te takla attık. 

Fenerbahçe Zico'nun bir dönem Avrupa Ligi bir dönem Şampiyonlar ligi haricinde doğru düzgün defans yapamadı. Bundan sonra bu mantelite ile yapacağınıda sanmıyorum. Defansif oyundan anladığımız 10 kişinin kale önüne yığılması ve topun kontrolünü rakip takıma bırakmak ise baştan yanlış bir hamle yaptığımızı kabullenelim. Topu kaptırdıktan sonra hızla 2-3 kişi ile pres yapan Barcelona, defansında sadece 2 oyuncu bulunduruyor. Ütopik Barça modelini bir kenara bırakırsak 2-0'dan sonra topu ileri taşıyacak ya da topu ileride tutucak iki adamını arka arkaya çıkarıyorsan zaten defansif futbolu oynayamıyacağını belli ediyorsun. Safi uzun boylu oyuncular, defansif orta sahalar, ileri top taşımayan kanatlar ile defansı, artık Türkiye Ligin'de bile yapamazsın. Kendi evinde 2-0 öne geçtikten sonra yüklenmeye devam etmiyorsan, yaratıcı oyuncuları kenara alıyorsan dün akşam 90+4'de gol yemeyip maçın kazansan bile, bu taktikle uzun vadade başarılı olmana imkan yok. 2-0'dan sonra hücuma devam edip şu maçı 2-2 bitirsek bu kadar acı verici olmazdı. Defanstan top çıkaramayıp, 70 metre insansız bölgeye uzun top yapan ve son topa müdahale etse dahi ters vuruşla kaleye sokucak olan Bekir sahada, Alex kenarda ise yanlış giden tonla olay vardır. Defansif oyunu ile ünlenen Marsilya'ya 60 dakikada 2 gol atıcak hücum gücüne sahibiz ama geriye yaslanarak defans yapmaya devam edersek Elazığ'dan dahi gol yemeye devam ederiz. Geriye geriye en geriye, kale önüne 8 kişi dizilmekle kale savunulmaz. Teknik heyet ve futbolcular hem 1. gol hem 2. golde rakip takımdan daha fazla olmalarına rağmen neden gol yediklerini bir düşünsünler. 2-0 kendi sahamızda öne geçtiğimiz bir maçta dahi rahat olamıyorsak sorun çok ama çok ciddidir. Bu takımın hem pres gücü hem defansif anlayışı birbirine paralel olarak dizayn edilmeli. Geriye yaslanarak şampiyon olan bir tek Yunanistan var, ona da kendi taraftarı dahi sövmeyen yok.

17 Eylül 2012 Pazartesi

Fenerbahçe 2 Mersin İdman Yurdu 1

Yine bir Mersin maçı skor yine 2-1. İlk yarı son 1-2 maçta gördüğümüz gibi Fenerbahçe istekli ve önde pres yaparak başladı maça. Gökhan'ın çalım atmak isteyip kaptırdığı topun faul ile sonlanması akabinde Mersin, Meireles'e çarpan topun ağlarla buluşması  sonucu 1-0 öne geçti. Bu, erken gol bulup rahatlama moduna geçmek isteyen Fenerbahçe için felaket demekti. Daha fazla koşmak, daha fazla pas ve en az 2 gol gerekiyordu. İlk yarı bile iş bitebilirdi ancak Seriç kalede iyiydi. Fenerbahçe golü, ilk golde hatası olan Gökhan'ın, Alex'in kestiği topu arkaya aşırtması sayesinde Mehmet Topal'la buldu. Gökhan aynı şekilde bir pozisyonda kaleye vurduğunda kaleci topu çıkarmayı başardı, ikinci yarı ise bu sefer direkt pozisyona izin vermedi. Gökhan'ın, Alex'in duran toplardaki etkinliği üst seviyeye çıkmış durumda.Fenerbahçe sayısız pozisyona girdiği maçın ilk yarısını ancak berabere tamamlayabildi. 

İkinci yarı sakatlanan Mehmet Topal yerine Cristian, ardından Kuyt'ın sakatlanması ile Bienvenu oyuna dahil oldu. Gol gelmeyince en son Semih ile forvet çiftlendi ancak gol yine uzaklardan geldi. Baroni, herkes kale içine yığılmış orta beklerken öylesine falsolu vurdu ki, Mersin adına maçın en iyilerinden Seriç bile çaresiz kaldı ve Fenerbahçe, maç sonu Aykut Kocaman'ın da dediği gibi sezon sonunda bu son dakika golünün kıymetini daha iyi anlayacak. İkinci yarı Mersin'in önde baskısı ve iyi top çevirmesi nedeniyle bocaladığımız ve özellikle Stoch'un yetersiz performansı nedeniyle sol kanat etkinsizliğimiz olduğunu unutmadan perşembe Marsilya maçını beklemeye başladık. Sow, Egemen, Krasiç'in  yokluğunda, Bekir'in yeniden defansa, Volkan Demirel'in sakatlık sonrası yeniden kaleye dönmesi önemliydi. İlk 11 şansı bulamıyorum diye yakınan Stoch'un performansı yetersizken, yeni transfer Meireles'in takıma alışmaya çalıştığını gözlemledik. Fenerbahçe'nin biraz daha zamana ama en önemlisi sakatlıktan uzak bir sezona ihtiyacı var. Tam kadro olarak havaya girdiğinde özellikle iç sahada bu takım öldürücü düzeye gelebilir. Önce Marsilya sonra Trabzon hesaplar baya birikti, lütfen kasaya geliniz!!

31 Ağustos 2012 Cuma

Uefa Avrupa Ligi

Fenerbahçe, Uefa Avrupa Ligin'de C grubunda; Marsilya, B.Mönchengladbach, AEL Limassol ile eşleşti. İlk iki takımın kadro yapıları ve Avrupa tecrübelerini düşünürsek  zor bir gruba düştük. Buna bir de Güney Kıbrıs takımı eklenince hem tarihi, hem siyasi hem de zor bir deplasmana gidicek olmamız nedeniyle Fenerbahçe'nin işinin zor olduğunu söyleyebiliriz. Şampiyonlar Ligi öncesi yaptığımız maçlarda ortaya koyduğumuz performans ile bu gruptan çıkmamız zor. Vites arttırmalıyız yoksa yeni yılda Avrupa'da olamayız.


26 Ağustos 2012 Pazar

Fenerbahçe 3 Gaziantepspor 0

Dert bitmiyor, sorun bitmiyor, rahat bu takıma batıyor. Alex'in yedek kalması, ardından Gaziantepspor maçında 18 kişilik kadroya alınmaması, hem bu maçın hem Şampiyonlar Liginin önüne geçti. Bu sefer sahaya çıkan kadroda Baroni'de kesik yemiş, Krasiç ters kanatta olmasına rağmen ilk 11'de yerini almıştı. Maça istekli başlayan Fenerbahçe orta alanda defansif özellikleri daha fazla olan 3 oyuncusuyla pres yapmaya ve etkili olmaya başladı. Ancak çok kısa bir süre devam ettirilen bu etki sol ve sağ ön oyuncuların geriye dönmemeleri ile birlikte sona erdi. Özellikle Hasan Ali Kaldırım, ilk yarı Krasiç, ikinci yarı ise sol önde oynayan Sow'un  geri dönmemesi nedeniyle sıkıntı yaşadı. Krasiç, Sow, Kuyt üçlüsü hücum etkinliğini ve hızını arttırırken, Kuyt haricindeki diğer iki isim defansif zaafları nedeniyle takım savunmasını zaafa uğrattı. Bu dakikalarda hem sol hem sağ kanattan etkili gelen Gaziantepspor'a karşı direnen tek isim Mert Günok'tu. Süper kupa ve milli maçlarda yediği gollerle gündeme gelen ve yetenekleri sorgulanan Mert, Fenerbahçe kalesinin ne kadar emin ellerde olduğunu bu maçta kusursuz oyunu ile ispatladı. 

Mert'in ardından sahanın en çalışkan oyuncusu bir diğer tartışılan isim Mehmet Topal'dı. İlk golü el bağlantılı atsa dahi maç boyunca dinamizmi ve top kapma yeteneği üst seviyedeydi. Fenerbahçe 1-0'dan sonra kalesinde ikinci yarıda pozisyon vermeye devam etti. Sahada takım halinde sergilenemeyen savunmaya, yerleşme ve kademe hataları da eklenince Gaziantepspor beklediğinden de fazla pozisyon buldu. Caner'in sol kanata geçmesiyle asıl yerine dönen Sow, maçın en kusursuz adamlarından (ki bu her maç olmaz) Selçuk Şahin'in asistinde golü bulunca maç bitti. Fenerbahçe bu golden sonra karşı kalade daha fazla etkili oldu ve maç boyu bindirmelerini bir türlü asist ya da gol ile bitiremeyen Hasan Ali Kaldırım'ın asisti ve (sarı saçlarından sen sorumlusun) Kuyt'ın attığı golle maçı 3-0 kazandı. Mert, Topal, Kuyt ve ters kanatta oynamasına ve geri dönüşlerde sorun yaşamasına rağmen Krasiç ile  şark hizmetini sol açıkta tamamlayan Sow iyiydi. Selçuk Şahin kendisini aştığı bir maç oynarken, oyuna girdikten sonra sahada Alex kadar bile koşmayan, Alex mevkisinin çakması Baroni'nin oyunu bu takıma yakışmıyor. Defansif özellikler için bu bölgede tercih edilen Baroni'nin defansa sıfır katkı ile bu noktada devam etmesi imkansız. Maça öncesi en büyük tartışma konusu olan Aykut Kocaman-Alex gerginliği maça da damgasını vurdu. Taraftarların, 'Aykut Söyle, Alex Nerde' tezahüratına Aziz Yıldırım müdahale etme ihtiyacı duydu ve nur topu gibi bir anons muhabbetimiz daha oldu. Bu olay Pazartesi saat 14.00'de Aziz Yıldırım ile Alex arasında yapılacak görüşme ile sonlanıcak gibi duruyor. Takım iyi oynamadan ve çokça sorunlarla 3-0'lık bir galibiyet ile Spartak Moskova maçını beklemeye başladı. Önce Pazartesi günü Alex için, ardından Çarşamba günü Fenerbahçe için dananın kuyruğu kopucak. Her halükarda taraftar ve en önemlisi Fenerbahçe yıpranıcak.

21 Ağustos 2012 Salı

Spartak Moskova 2 Fenerbahçe 1

Maça çok fazla defansı düşünerek hatta Alex'in bölgesinde Baroni'yi oynatarak başladık. İlk yarının belli bir bölümü hariç iyiydik, özellikle Mert Günok son iki maçını unutmuş şekilde kalede güven veriyordu. Yobo'nun antreman eksikliğine rağmen defansı toparladığını söyleyebiliriz. Kuyt maç boyunca koşan, mücadele eden ve takımı önde baskı konusunda cesaretlendiren isimdi. Sow'un muhteşem asistinde bu maçta da golü yazdı. Bu senenin en iyi transferinin Kuyt olduğunu şimdiden söyleyebiliriz. Golü bulduktan sonra en büyük eksikliğimiz olan konsantrasyon eksikliği sonrası çok ama çok basit bir gol yedik ve maç 2-1 Spartak Moskova'nın galibiyeti ile bitti. Alex'i kesip Baroni'yi onun bölgesinde oynatmak umarım tek maçlık bir stratejidir zira Alex'in yerine Baroni'nin oynamasıyla Fenerbahçe'nin savunma direncinin artacağı büyük bir yalan. Üstelik Alex ile Baroni'nin hücuma sağlayacağı katkı, kıyas kabul etmez. Bu maçta Alex ilk 11 başlasa yine 2-1 yenilsek savunma anlamında değişen birşey olmazdı ama hücum performansımız çok farklı olurdu.

Spartak kalesine iki kez gittik biri gol oldu diğerinde Baroni'nin kafasını kaleci zorlukla çıkardı. İstanbul'da daha hücumcu bir 11 ile etkili olacağımızı düşünebiliriz ancak aynı şekilde Spartak Moskova'nın daha fazla boş alan bulacağınıda hesaplamak lazım. Yobo'nun yeniden takıma katılması ve Krasiç'in transferleri için çok zaman kaybedildi ve özellikle Krasiç'in takıma uyumu gecikmiş vaziyette. Sol bek Hasan Ali Kaldırım önünde oynayan Sow'un iyi niyetine ve geriye ilk yarıda sıkça gelmesine rağmen çok fazla sırıttı. Hasan Ali'nin önünde rövanşta Caner'in oynaması ofans-defans dengesi açısından önemli. İkinci maçta daha fazla topa sahip olmalı, daha fazla hücum etmeli ve bu maçta belli bölümlerde uyguladığımız presi maç boyunca devam ettirmeliyiz. Aykut Kocaman'ı itibarsızlaştırma ile başlayan, Aykut Kocaman-Alex geriliminden!! beslenmeye çalışan bir medya operasyonun da umarım tüm Fenerbahçeliler farkındadır. Her maç Fenerbahçe ile ilgili tek eleştirim oyunu fazla kabullenmesi, sahasına çekilmesi. Bunu aşsa, daha fazla hareketlenip skoru bulacağına şüphem yok. İstanbul'da bulacağımız erken gol, Vaslui deplasmanındaki gibi turun anahtarı.

10 Ağustos 2012 Cuma

Şampiyonlar Ligi Play-Off

Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi Play-Off turunda rakibi Spartak Moskova oldu. Fenerbahçe ilk maçı 21 Ağustos'ta Moskova'da oynuyacak. Rövanş maçı ise 29 Ağustos'ta Şükrü Saraçoğlu'nda oynanıcak. Emenike, Rusya'ya vizelerin kalkması, Krasiç'in yeniden Rusya'ya dönmesi falan filan derken iyi ekmek çıkar bu eşleşmeden. Fenerbahçe bu turu geçmek istiyorsa Vaslui maçının bir kadame üstüne çıkması gerekiyor. Hayırlı olsun Rusya aman Spartak Moskova herkese. Bu arada eski kaptan Ümit Özat'a da selam çakalım.''Spartak'ı Spartak'ta yeneriz''.

9 Ağustos 2012 Perşembe

Vaslui 1 Fenerbahçe 4

İlk maçın sonunda ortaya konan futbolla Fenerbahçe'nin deplasmanda turu geçme şansının % 40 olduğunu söylemiştim. Fenerbahçe'nin deplasmanda erken gol bulmasının rakibi panikleteceğini ama asıl sorun bunun nasıl olacağı konusundaki belirsizlikti demiştim. İlk maça göre sol açık bölgesinde Stoch yerine Caner, sağ kanatta Kuyt'ın forvet bölgesine kayması ile Mehmet Topuz yer aldı. Sakatlığı nedeniyle Mehmet Topal'ın yerine Selçuk Şahin formayı kapmıştı. Fenerbahçe maça oldukça istekli ve özellikle Gökhan'ın sağ kanat bindirmeleri ile etkili başladı. Gökhan'ın, Kuyt'ın pasıyla hareketlendiği ve arka direğe kestiği topta Caner golü bulunca işler yoluna çok kolay girdi. Fenerbahçe'nin  golden sonra girdiği rehavet halleri yine devreye girince 3 dakika içinde Vaslui, golü felaket bir defans hatası zinciriyle buldu. Bu dakikadan ilk yarının son dakikasında Selçuk Şahin'in kaçırdığı akıl almaz gole kadar Vaslui aynı ilk maçta olduğu gibi oyunu yönlendiren, ön alanda yaptığı presle Fenerbahçe'yi ileriye çıkarmayan ve genel gidişat olarak tura yakın taraftı. 

İkinci yarı Fenerbahçe golü yemeden bir gol bulma arayışında maça başladı. Maç genelinde felaket bir performans gösteren Rus hakem öncesinde faul olmayan bir frikikte elle oynama sonucu penaltıyı çaldığında ibre tamamen Vaslui'ye döndü. Penaltı kararının ardından ekrana gelen Aykut Kocaman'ın sıkıntısı her halinden belliydi. Geçen sezon kaldı yerden devam eden Volkan Demirel penaltıyı kurtarınca maç dakikasında değişti. Fenerbahçe biraz daha istekli hücum etmeye özellikle Mehmet Topuz-Gökhan Gönül ile sağ kanatta sıfıra inip kesilen ortalarla etkili olmaya başladı. Maçın en önemli performansını gösteren Gökhan'ın verdiği pas sonucunda Dirk Kuyt inanılmaz düzgün bir vuruşla golü yapınca Vaslui karşısında ipler tamamen Fenerbahçe'nin eline geçti. Ardından Kuyt'ın bu sezon çokça izleyeceğimiz fırsatçılık gollerinden birisi gelince Vaslui tamamen havlu attı. Geriye kalan sürede Mehmet Topal ve Sow oyuna dahil olarak hem süre kazanıldı hem de attığı muhteşem gol ile medyanın suni gündemlerle moralini bozduğu Sow. 

Fenerbahçe bu turu geçerek cuma günü çekilecek kura ile rakibini beklemeye başladı. Her iki maçın ilk yarıları felaket bir Fenerbahçe izlerken, ikinci yarılar ise bunun tam tersine goller bulan ve iyi bir performans ortaya koyan Fenerbahçe izledik. Yobo ve Krasiç'in takıma katılması ile bir derece daha güçlendik ancak takımın orta alan sıkıntısı hala var. Özellikle önde pres yenildiği zaman bu hamleye karşı takımın bir planı yok ya da var uygulayamıyor. Aykut Kocaman'ın istediği düzey için Fenerbahçe'nin daha hızlı ve daha dikine paslaşması, bu akşamki sağ kanat gibi sol kanattan da etkili ataklar geliştirmesi gerekiyor. Kuyt takıma çabuk adapte oldu, Yobo takımı zaten tanıyor, Egemen ve Hasan Ali Kaldırım'ın da performansını takıma yeni katılmalarına rağmen yeterli buluyorum. Orta alan sorunu bana kalırsa takım içerisinde çözülecek durumda değil, buraya yapılacak üst düzey bir hamle hem ligi hem Avrupa mücadelesini doğrudan etkiliyecek. Vaslui sahasında yenilmiyormuş geyiğini bir kenara bırakırsak, takımın önümüzdeki turda daha dikkatli ve istekli olması gerekiyor. Skor iyi ancak oyun henüz mükemmel değil.

2 Ağustos 2012 Perşembe

Fenerbahçe 1 Vaslui 1

Sezonun resmi olarak açılışı ve başkanın dönüşünü düşündüğümüzde daha heyecanlı ve daha mücadeleci bir takım izleme hevesim vardı. Yapılan transferlerden genç Salih haricinde diğerleri sahadaydı. Forvette Kuyt mı Sow mu derken Semih yer aldı. Maçın başları klasik denge futboluyla geçerken ilerleyen dakikalarda Vaslui'nin daha hazır ve istekli olduğu ortaya çıktı. İlk yarının sonuna kadar Vaslui çok da zorlanmadan Fenerbahçe kalesinde 3-4 pozisyon buldu. Young Boys ve Paok mücadelelerinden sonra alışkanlık yapmış olabilir ama o maçlara nazaran sahada yer alan kadro daha iyi ve daha hazırdı. Fakat bu kağıt üzerindeki iyilik sahaya yansımadığı için son dakikada gelen gol olmasa Fenerbahçe sahadan mağlup ayrılacaktı. İlk yarı sonunda, sadece faul yapan Semih kenara gelirken Mehmet Topuz sahaya sürüldü. Kuyt'un merkeze alındığı bu düzende ilk yarı yenilen fırçanın etkisiyle Fenerbahçe rakip kalede daha etkili olmaya başladı. 


Fenerbahçe özellikle Egemen ve Bekir'in defansta iyi bir uyum sergilediği anlarda orta alanda hem Baroni hem Mehmet Topal'ın oyun kuramamaları nedeniyle maça tam anlamıyla hakim olamadı. İkinci yarı ilk yarıdaki kadar etkili olamayan ve pozisyon bulamayan Vaslui, buna rağmen Mehmet Topal'ın geri pasında topu ıskalayan Egemen'in hatası ile 1-0 öne geçti. Acilen yapılan Sow değişikliğine rağmen ikinci yarı yapılan Mehmet Topuz,Caner ve Sow hamlelerinin maçın gidişatına bir etki yapmadığını söyleyelim. Son dakikalarda Alex'in ortasında Bekir tam bir forvet bitiriciliği kokan kafa vuruşu ile maçı 1-1'e getirdi. Bu gol, hazırlık maçları ile gözüken ve Vaslui maçı ile resmileşen Fenerbahçe'nin gol sorununu da tescillemiş oldu. Orta alanda hücum başlatamayan Topal-Baroni ikilisine sol kanatta çok kötü oynayan Stoch'da eklenince Fenerbahçe özellikle ilk yarıda durma noktasına geldi. Alex geriye gelip oyun kurmaya çalışırken sert faullere maruz kaldı ve hakemin maç boyunca süren dengesiz yönetimi nedeniyle faul bile alamadı. Fenerbahçe'nin geçen yıldan kalan maç 3 saat sürücekmiş havasındaki rahatlığı ve ön elemelerde rakibi küçümseyen havası yine başına sorun açtı. Young Boys ve Paok gibi takımlara karşı zorlanan ve elenen bir takımın sert bir ligi ikinci bitiren ve ligi kendisinden daha önce başladığı için hazır olan ve takım oyunu oynayan bir takımı küçümsemesi son yıllarda yaptığı 3. hata. Geciken orta saha transferi takımın elenmesine neden olucak düzeyde. Bu turu ve play-off'u geçip gelen parayla transfer yaparız mantığı yanlış. Yapılacak üst düzey bir orta saha transferi hem şampiyonlar ligi hedefini kolaylaştırıcak hem de yeni sezonda takıma yapacağı katkı ile önümüzdeki yıl şampiyon olunduğu takdirde takımı ön eleme beceriksizliğinden kurtarıcaktı. Geçen yıl Fenerbahçe'nin pardon deme şansı vardı ama bu yıl bu çok geçerli bir mazeret değil. Daha akıcı ve üretken bir Fenerbahçe yaratılıp, Vaslui gibi görece alt sınıf takımların geçilmesi gerekiyor. Bu akşam oynanan oyun ile Fenerbahçe'nin Romanya'da turu geçme şansı %40. Erken gol işleri rahatlatabilir ve Vaslui'yi panikletebilir ama tersi hem maçın hem turun Fenerbahçe adına kaybıdır. Uefa'nın eleme organizasyonlarında en önemli olay deplasmanda atılan goldür. Vaslui bunu başararak ilk maçın sonunda avantajı ele geçirdi, golü son dakikada stoperi ile bulan Fenerbahçe deplasmanda bunu yapabilecekmi,işte sorun bu.

20 Temmuz 2012 Cuma

Şampiyonlar Ligi 3. Ön Eleme

UEFA Avrupa Şampiyonlar Ligi 3'üncü ön eleme turunda Fenerbahçe, Romanya'nın Vaslui takımının rakibi oldu. Üçüncü ön eleme turundaki ilk maçlar 31 Temmuz-1 Ağustos, rövanşlar ise 7-8 Ağustos tarihlerinden birinde oynanacak. Fenerbahçe ilk maçı kendi sahasında oyunuyacak.Vaslui takımı geçen yıl Romanya Ligi'ni 2. sırada bitirmişti.

19 Haziran 2012 Salı

Olmasaydı Sonumuz Böyle

Sezon başı kiralık olarak sessiz sedasız geldi Fenerbahçe'ye. Önceleri Santos'un yerini doldururmu soruları ile geçti zaman. Ardından ileri çıkımıyor denildi, gol atmıyor hiç denildi, gitti Galatasaray'a en önemli maçta golünü attı. Lefter'in cenazesinde tabuta omuz verdi, son maçta kaçan şampiyonluk sonrası hüngür hüngür ağladı. Evet tüm bunları Fenerbahçe'de kiralık olarak oynayan ama takımı herkesten daha çok sahiplenen biri, Reto Zeigler yaptı. Fenerbahçe, Kayserispor'dan Hasan Ali Kaldırım'ı transfer edince gözden çıkarılması kolay oldu. Kiralık olarak oynadığı takımı bu kadar sahiplenen bir oyuncuyu bir daha göreceğimizi pek sanmıyorum. Yolun açık olsun Reto, olmasaydı sonumuz böyle demekten başka birşey gelmiyor elimden.

28 Mayıs 2012 Pazartesi

Bizimle Değilsin


Fenerbahçe yeni sezon hazırlıklarına tatilin ardından Temmuz ayında başlayacak. Transfer çalışmaları bir yandan sürerken yeni sezonda takımda kalmaması gereken isimleride konuşuyoruz. Geldiği günden beri takıma katkı sağlayamayan, gelişimini sürdüremeyen hatta daha da geriye giden birçok oyuncumuz var. Bu oyuncuların yeni sezon kadroda olmalarının takıma katkı sağlıyacağını düşünmüyorum. Elbette son karar Aykut Kocaman tarafından verilecek. O bu oyuncu grubunu daha yakından tanıyor ve doğru bir teşhis koyabilir ama ben de kişisel olarak go home listemi yaptım. 

1. Serkan Kırıntılı 

Felaket bir Bucaspor maçı hatırlıyorum Serkan ile ilgili. Sürekli alt yapıdan kaleci yetiştiren bir takıma neden transfer edildiğini bir türlü anlayamadım. Kupa maçlarında bulduğu şansı berbat ettikten sonra üstüne yaşadığı sakatlık nedeniyle iyice geriledi. Şu an Fenerbahçe kadrosunda kaleci sıralamamda 5. sırada yer alıyor. Yeni sezonda Mert Günok ve Ertuğrul Taşkıran'ı geçme ihtimali yok. Şu anki performansı Fenerbahçe'de yedek olmayı bırakın antremana çıkmayı bile hak etmiyor. Takımdan gönderilmesi gereken adamların başında Serkan Kırıntılı geliyor. 

2. Volkan Babacan  

Takımda yer almadı ve geçen sezon Kayseri ardından Bu sezon Manisaspor'da kiralık olarak oynadı. Bir zamanlar Volkan Demirel'in arkasında ikinci kaleci konumundaydı. Gelişimini tamamlayamadığı gibi gittikçe geriledi. Twitter'da yaptığı yorumlar, taraftara şirin görünme çabalarına rağmen yeni sezonda takımda kalmasının bir faydası olacağını inanmıyorum. Aykut Kocaman'ın, Serkan Kırıntılı ile birlikte Volkan Babacan'ı kadroda düşündüğünü sanmıyorum. Hele muhteşem bir sezon geçiren Mert Günok ve Ertuğrul Taşkıran varken. Mevcut kadroda Volkan Demirel, Mert Günok, Ertuğrul Taşkıran üçlüsünün yeterli olacağını ve diğer iki ismin kadroda yer almayı hak ettiklerine inanmıyorum. Serkan Kırıntılı ve Volkan Babacan ya transfer takasında kullanılmalı ya da kiralık olarak başka kulüplere verilmeli.  

3.Fabio Bilica 

Son yıllarda yapılan en gereksiz transferler listesinde adını sürekli üst sıralarda gördüğümüz Fabio Bilica bu sezon sonunda zaten serbest kalıcak ve takımdan ayrılıcak ama yinede kafayı sıyırıp kendisi ile sözleşme yapmaya kalkan falan olmaz diye umut ediyorum. Felaket bir oyun anlayışı olan saha içinde yaptığı gereksizliklere saha dışında kurye kazaları falanda ekleyen Fabio Bilica'nın Fenerbahçe'ye transferi başlı başına bir fiyaskodur. Muhtemelen eski hocası Bülent Uygun tarafından Elazığspor'a ya da eski takımı Sivasspor'a dönücektir. Fenerbahçe gibi üst düzey bir takıma stoper tercihi olarak transfer edilmesi hala anlamlandıramadığım bir oyuncu. Yeni sezonda Allah'a yakın, Fenerbahçe'ye uzak olsun. 

4.Selçuk Şahin
Fenerbahçe'de bu kadar uzun yıllar nasıl olduda kaldı anlayamasakta yeni sezonda transfer listesinin yarısını orta saha oyuncularına ayırmış Fenerbahçe'de artık yer almaması gereken bir isim Selçuk Şahin. Sınırlı yeteneğini yüksek mücadele gücü ile kapatan, zaman zaman Galatasaray'a attığı gollerle kontrat yenileyen Selçuk'un, tribünler tarafından ne kadar sevildiğide malumunuz. Avrupa'nın tüm büyük liglerinde ve büyük takımlarında olduğu gibi Fenerbahçe'de de orta alanda oyunun tek yönünü oynayan bir orta sahanın yeterli olmuyacağını söyleyebiliriz. Yeni sezon planlamasında 5 ya da 6. oyuncu olarak takımda tutulacaksa bu geçmiş yılların hatırına ve Aykut Kocaman'ın tercihi sebebiyle olucaktır. Üst düzey en az 2 orta saha oyuncusu transfer etmesi gereken Fenerbahçe'nin yeni sezonda takımdan göndermesi gereken oyuncular arasında Selçuk Şahin'de yer almalı. 

5.Özer Hurmacı
Fenerbahçe'nin ve Aykut Kocaman'ın büyük umutlarla transfer ettiği ancak bir türlü istenilen performansa ulaşamayan ve hayal kırıklığından başka birşey olmayan bir diğer isim Özer Hurmacı. Alex'in veliahtı olarak geldiği Fenerbahçe'de yaşadığı ağır sakatlıklar ve sergilediği kötü performanslar nedeniyle gözden düşmüş bir isim. Görev aldığı maçlarda çokça mücadele etse dahi pas ve şut tercihleri nedeniyle sıkça eleştirilen Özer Hurmacı, Rıdvan Dilmen'in tabiriyle ''her topta yüzyılın pasını atmaya çalışıyor''anlayışı yüzünden bir türlü dikiş tutturamadı. Aykut Kocaman ile daha önce çalışmamış olsa ve Aykut Hoca yeteneklerini ve sahada neler yapabileceğini daha önceden test etmemiş olsa çoktan valizini toplamıştı. Ben her ne kadar gitmesi gerekenler listesine koysamda yeni sezonda Aykut Kocaman tercihi ile yine kadroda tutulacağına düşünüyorum. 

6.İssiar Dia

Stoch ile beraber Fenerbahçe'nin iki kanadını hızlı ve çabuk adamlardan kurup 4-3-3 sistemini efektif bir şekildi uygulamak için transfer edilen İssiar Dia, Fenerbahçe için bir diğer hayal kırıklığı. Stoch'un kat ettiği gelişme ve gelmiş olduğu nokta göz önüne alındığında yaşanan hayal kırıklığı daha da fazla. Aykut Kocaman'ın, Fransa hamlelerinin ilklerinden olan Dia, yaşadığı sakatlıklar ve performans düşüklüğü nedeni ile sürekli yedek kaldı. A takımı zorladığı saman alevi performanslarının ardından yeniden düşüşe geçti. Ligin son maçında Semih ve Baroni'ye yaptığı asistler gol olsa şu anda kahraman olabilirdi ama gördüğü aptalca kırmızı kart nedeniyle Fenerbahçe'yi en önemli maçınd 10 kişi bıraktı. Kırmızı kart gördüğü dakika itibariyle biletinin kesildiğini düşünüyorum. Yeni sezonda takımda kalması negatif etki yaratıcak isimlerin başında geliyor. Muhtemelen yurt dışında bir kulübe satılacak.


21 Mayıs 2012 Pazartesi

Fenerbahçe 2011-2012

Bu sezon tüm sezonlar içinde en az futbol konuştuğumuz sezondur muhtemelen. 3 Temmuz'dan ligin bitimine kadar saha içine kafayı çok az çevirebildik. Lugano, Santos ve Niang'ın ardından Emenike oynamadan takımdan ayrılınca Fenerbahçe elbette güç kaybetti. Bu güç kaybını önce Aykut Kocaman ardından taraftar ve en sonunda oyuncular takviye ederek sezonu tamamladık. Fenerbahçe yarıştığı iki organizasyonda sonuna kadar mücadele etti, ligde son maçta Galatasaray'ı yenemeyince ikinci oldu, Türkiye Kupası'nda ise Bursaspor'u 4-0 gibi farklı bir skorla geçerek 29 yıl aradan sonra kupanın sahibi oldu.  

Sezon boyunca takımı futbol anlamında eleştirsekte bunun saha dışı faktörlerden kaynaklandığını sıklıkla ifade ettik. Takım lige iyi girdi ardından fiziksel ve zihinsel bir düşüş yaşadı, deplasmanlarda arka arkaya mağlubiyetler yaşadı, ardından son düzlükte yeniden vites arttırıldı ve sezon tamamlandı. Takım gibi oyuncular, teknik heyet ve yöneticilerde zaman zaman düşüşler yaşadı. Tüm bu süreçte enerjisi bitmeyen, her maç daha da kuvvetlenen, erkek, kadın, çoluk çocuk, genç yaşlı tüm Fenerbahçe'li taraftarlardı. Takım durduğunda ya da camia umutsuzluğa düştüğünde taraftar destek verdi ve takımı yeniden ayağa kaldırdı. Ligde yarışan diğer tüm takımlara yönelik teknik taktik analiz yapılabiler ama Fenerbahçe'nin 2011-2012 sezonu hem kendi tarihinde hem de Türk futbol tarihinde futbolun en az konuşulduğu sezon olarak hatırlanacak. Kendi adıma önce taraftarı ardından Aykut Kocaman'ı, daha sonra takımı ve yöneticilerden Ali Koç'u sezonun başarılı isimleri olarak seçiyorum. Camianın yalpaladığı, umutsuzluğa düştüğü anlarda hamleleri ile süreci iyi yöneterek 2011-2012 sezonunu en iyi şekilde bitimemizi sağladılar. Bu sezon Fenerbahçe'nin asıl sınavı kazanacağı kupalar ya da saha içi performansı değil, tüm haksızlıklara karşı vereceği cevaptı. Cevapta tüm Türkiye taradından net olarak alındı sanırım.