21 Aralık 2010 Salı

Fenerbahçe 2 Bucaspor 3

İkinci maçtanda mağlubiyetle ayrıldık,üstelik bu sefer lig sonuncusu ve düşme hattının bir numaralı favorisine karşı üstelikte Kadıköy'de. Saçma sapan bir forma eşliğinde çıkılan maçta dinlendirilen oyunculara baktığınızda Fenerbahçe'nin gruptan çıktığını zannedersiniz. Üç kez geriye düşüyorsunuz ve maçı çevirmek gibi bir düşünceniz yok, takımda bazı adamlar motoru yakıcak seviyede performans gösterirken bazıları moturu ısıtıcak kadar koşmuyorlar. Fenerbahçe artık çokça eleştirilen performansını bir kimlik haline getirdi ve her maç birbirinin kopyası performanslar izlemeye başladık. Ligde toplam 9 gol atan Bucaspor'dan iki maçta 5 gol yedik. Sıradan bir forvet olan Manucho'yu tutamıyoruz ve Selçuk Şahin'i sahaya sürüp üstüne kaptanlık veriyoruz sonrada Lefter'e böylesine bir maçla sevgilerimizi yolluyoruz. Lefter'in formasını giydiği bu takımın kaptanlığı Selçuk Şahin'e kaldıysa yandık demektir. Lugano sürekli arkasına adam kaçırıyor ve kalede Serkan hiç top kurtarmadan 3 gol yediki bana kalırsa Fenerbahçe kariyeri başlamadan bitmiştir. Santos bu haliyle milli takımda oynasın ben futbol falan izlemeyi bırakırım ve salak haberlerde şişirilen Barselona istiyormuş abi Santos'u geyiğinin gerçeklik payına inanlar varsa şirinleri görmeyide beklesinler. Stoch oyunda ne yapıyor belli değil bu adam Twente'de neydi bizde ne durumda, Niang sahaya girdi geriye gelip oyun kurmaya çalışıyor ve rakip oyuncu ile it dalaşında maçı tamamladı. Gökay ve Gökhan'ın formanın hakkını verdiği maçta Semih'te ileride tek kalmasına rağmen elinden gelenin en iyisini yaptı.

Bu takımın bu gruptan çıksa dahi kupayı alması hikayeden başka birşey değil ve ikinci yarı 3-4 maç içinde ligten kopucak durumda. Devre arası sol beke Lahm ve orta alana Xavi-İniesta ikilisi alınırsa Fenerbahçe şampiyon olabilir. Bu kadar sinir bozucu bir takımın izlenmesi içinde mantıklı bir sebep yok ve o formanın hakkını vermeyen arkadaşlara burası Fenerbahçe diyecek taraftardan başka kimsede yok. Aziz Yıldırım'ın müdahale etmediği branşlardaki başarılar ortada, en son bu maç öncesi bayan voleybolcular dünya şampiyonu oldu ama futbol takım Avrupa'yı, ligi geçtim kupada lig sonuncusuna karşı kendi evinde mahkum futbol oynuyor ve rakip takım hocası son 4 dakikada oyuna tecrübe kazansın diye 16 yaşında bir futbolcuyu sokuyor, şunu artık açıkça söyleyelim kral çıplak!!!!! 

Fenerbahçe Acıbadem Dünya Şampiyonu

Fenerbahçe Acıbadem, Dünya Kulüplerarası Voleybol Şampiyonası Finalinde, Brezilya'nın Sollys Osasco takımı set vermeden 3-0 yenerek Dünya Şampiyonu oldu. Helal olsun sarı melekler.

18 Aralık 2010 Cumartesi

Fenerbahçe 1 Sivasspor 0

Ankaragücü maçının sonunda hesabı ödemek zorunda kalan ikili Lugano ve Caner'di, kart cezalısı Emre yerine Gökay  orta alanda yerini almıştı ve maç geçmiş iç saha maçlarının aksine golsüz başladı ve uzun bir sürede böyle devam etti.Dia yine son noktaya kadar getirdiği topları değerlendiremiyor, Santos ise çalım sevdasını bırakamıyordu.Maçın bu gidişini bir duran top bozabilirdi ki bu da ancak Alex'in ayağından olabilirdi. Kaptan kendi kazandığı atışı Lig Tv spikerlerinin pubis maceralarını anlattığı sırada öylesine güzel bir vuruşla gole çevirdiki bu belkide Fenerbahçe'nin ligi bitireceği noktayı belirleyecek bir goldü. Atılan bu gol 3 puanın ötesinde takımı ve taraftarı ateşleyen bir can simidi ve rakiplerin her ne kadar puan açısından rahat olsalarda moralini bozan bir goldü. Bu göle Rıza Çalımbay'dan çok Ertuğrul Sağlam ve Şenol Güneş üzülmüştür. Golden sonra el freni devreye girdi ve Niang oyundan çıkıp Selçuk orta alana geçti ve son dakikalar rahat geçirlmek istendi. Son dakikalarda bulunan pozisyonlarıda Stoch ve Semih değerlendiremedi ve maç bu skorla bitti ve ilk yarıyı 3. sırada bitirdik. 


Oyunu kontrol etmemize rağmen golü bulamamamız az kalsın işi berbat edicekti ve şu an biraz nefeslenmiş bir şekilde devre arasına giriyoruz. Yapılıcak transferler ve bu ara umarız ki sağlanıcak oyun bütünlüğü özellikle ligin ikinci yarısında daha az hata yaptığı takdirde Fenerbahçe'yi bir noktaya getirebilir yoksa bu oyun ve futbolcu performansları bizi daha öncede söylediğim gibi şampiyonluğa götürmez. Dia ve Stoch'un formsuzlukları Lugano'nun aptalca kartları ve orta alanda cezalılar, sakatlar ve mutsuz-formsuz oyuncular ile kurulu bir takımın ileriye gitmesi ya da gittiği takdirde pozisyonunu koruması çok zor. Devre arası umarız iyi geçirilir ve takım ikinci yarı özlenen futbolu ortaya koyar. Özellikle Trabzonspor'u evimizde yendiğimiz taktirde işler ligde hızla değişir ama geçen seneleride göz önüne aldığımızda ligte zor ve az hata yapan rakiplerimiz olduğuda ortada.Kaptanın sihirli dokunuşu bizi oksijen çadırına kadar taşımaya yetti bundan sonra neler olucağını hep birlikte görücez.

12 Aralık 2010 Pazar

Ankaragücü 2 Fenerbahçe 1

Geçen haftadan formsuz olan Stoch yerine Dia sahaya sürülerek başladık maça ve herşey kupa maçının tekrarı gibiydi maç boyunca. İlk yarı oyunu kontrol eden ve pas trafiğini iyi yönlendiren Fenerbahçe zeminin belkide kötülüğü nedeni ile bitirici vuruşu bir türlü yapamadı. Dia her pozisyonda rakibini geçti ama topları sürekli ön direğe kesti, Mehmet Topuz ve Gökhan Gönül ise orta yapmayı dahi başaramadılar. Bunlara sol kanattan Kızılay Meydanına doğru ortalar yapan Caner'de eklenince iş Niang'ın füzesinin içeri düşmesi için dua etmeye kaldı ama gördükki tespihli hoca Ümit Özat'ın nefesi daha kuvvetli imiş. İkinci yarıda kısa bir bölüm oyunu kontrol eden Fenerbahçe ardından aynı kupa maçında olduğu gibi yediği bir golle oyundan düştü ve bu düşüş öylesine sert olduki ikinci golde Sestak playstationda dahi atamıyacağınız bir golle ipi çekti. Hava koşulları ve deplasman performansımızı düşününce maçta puan kaybını bekliyordum ama mağlubiyeti hele ikinci kez aynı taktikle sahadan mağlup ayrılmayı düşünmüyordum. Rakibiniz sizi kupada benzer bir strateji ile 4-2 mağlup ediyor ve aynı rakiple karşılaşmanızda yine aynı sonucu benzer bir yolla  kazanıyorlarsa o zaman sizin taktik zekanızda bir problem vardır ve bunu Niang'ın şutu gol olsa maç çok farklı olurdudan daha fazla altı döşeli bir argümanla savunmalısınız .Herkesin hallaç pamuğu gibi attığı Ankaragücüne karşı Fenerbahçe'nin iki maçta 6 gol yemesi başlı başına taktiksel bir facia ve ilk maçın sonuçları üzerine bir değerlendirme yapılmadığını gösterir. İlk maç hatalar fark edilmesine rağmen Ankaragücü'nün taktiğine yine mağlup olunuyorsa işte bu sefer hocanın yetersizliği konuşulur ki, bu türkü bizi yine şampiyonluktan uzak diyarlara götürür. Aykut Hoca hakkındaki fikirlerim karamsar değil, çokça ileriye dönük bir umut taşırdı ama bu iki Ankaragücü maçı bu fikirleri gözden geçirmem gerektiğini bana hatırlattı umarım hocamızda oyun planını ve rakip hamlelerini gözden geçirir çünkü ortada 2 transferle kapanıcak bir açıktan fazlası var.

5 Aralık 2010 Pazar

Fenerbahçe 2 Kardemir Karabükspor 1

Bursaspor'un puan kaybettiği noktada puan farkı indirmek ve galibiyet serisini sürdürmek önemliydi ve Fenerbahçe her zamanki gibi maça hızlı bir giriş yaptı ve Lugano'nun kafa vuruşu ve ardından kaptanın yine yeni yeniden golü bulması ile skor birden 2-0 geldi. Buraya kadar alışık olduğumuz Fenerbahçe maçın geri kalanında da eski maçlardan görüntüler sergiledi. Skor avantajı ile birlikte oyunu rakibe teslim etti ve ikinci yarının hemen başında artık ayrı bir gol klasmanı olarak adlandırılması gereken Emenike golü izledik. Stoch'un orta alanda kaptırdığı topu Emenike önüne aldıktan sonra yüzünüde rakip kaleye döndü ve uzun bir deparın ardından golü yaptı.Emre ve Lugano'nun takıma dönüşü ile ilk 20 dakika sergilen toplu oyun yenilen golle birlikte yerini rakibi geride beklemeye bıraktı ve alışık olduğumuz değişiklikler bu sefer Alex en son çıkıcak şekilde uygulandı ve geçen hafta İbb maçında yapıldığı gibi orta alan Selçuk'un oyuna dahil olması ile kontrol edilmeye çalışıldı.Stoch'un ve Niang'ın formsuzlukları devam ediyor ve bütün haftayı antreman yaparak geçirecek bir Dia'nın formayı alması hiç zor değil.  

Hem spor programlarında hem de bloglarda sıkça tarşılan ve fikir üretilen bir konu Fenerbahçe'nin golü bulduktan sonra geriye yaslanması, Aykut Hocanın açıklamalarıda dahil bu konuda makul bir cevap duymuş ya da okumuş değilim. Bu can sıkıcı oyun çokça puan kaybetmemize ve oyunu rakibe teslim etmemize neden olduğu kadar, taraftarın oyundan aldığı zevki sıfırladığı gibi rakibede ekstra bir motivasyon sağlıyor. İlerleyen haftalarda bu konu umalım ki çözülsün ve her maçın ikinci yarısını can sıkıcı bir hal içinde izlemeyelim. Semih'in son dakika kaçırdığı felaket pozisyonu dahi büyük bir heyecanla izlememizin asıl nedeni de skoru garantiye alma istegimiz. Sol bekte yaşanan Santos formsuzluğu ve Caner yeteneksizliğinin üzerine Stoch'un da formsuzluğu eklenince orta alan probleminden yavaş yavaş kanat problemine kaymaya başladık. Bu sorunlar devam etse dahi ilk yarı sonuna kadar galibiyet serisine devam edip ilk yarıda bir soluklanmamız gerekiyor. Takım yeni transferler ile mi yoksa takım halinde oyunun tamımını kontrol ederek mi bu sorunları çözücek görücez ancak gerçek olan şu ki bu oyun anlayışı bizi şampiyonluğa götürmez. Yol uzunken enseyi karartmak lazım.

1 Aralık 2010 Çarşamba

ZYDRUNAS KARCEMARSKAS

Gaziantepspor'un bu sezon kadrosuna kattıgı Litvanya milli takımınında kalesini koruyan 27 yaşındaki kaleci ZYDRUNAS KARCEMARSKAS, bu sezon Spor Toto Süper Lig'de en fazla göze çarpan performanslardan birini sergiliyor. Milli takımda da 48 kez forma şansı bulmuş bir oyuncu. Özellikle refleksleri müthiş bir oyuncu, bu sezon Gaziantep'in kazandığı maçlardaki performansının yanında yenildigi maçlarda daha üst düzey performans gösteren hatta farkı önleyen çogu kez Karcemarskas'tı. İsmini söyleme konusunda Lig Tv spikerleri dahi henüz ortak bir paydada buluşamasalar da kendisinin ligin en iyi kalecilerinden biri oldugunu söyleyebiliriz. Daha oturmuş bir defansın arkasında bu yeteneklerini daha iyi sergiliyeceğini düşünüyorum. Çıkardığı yakın mesafe şutlarının gerçekten inanılmaz olduğunu söylemek lazım ve kaleci arıyanlara son olarak sözleşme bitiş tarihinin Tff kayıtlarına göre 31 Mayıs 2013, tahmini bonservis bedelininde transfermarkt kayıtlarına göre 350 bin euro olduğunu belirtelim. Transfer aşamasında Gaziantep yönetiminin insafına kalmış olduğunuzu söylemekle birlikte Beşiktaş tarifesininde farklı olduğunu hatırlatalım.

27 Kasım 2010 Cumartesi

İBB 0 Fenerbahçe 1

Dışarıda maç kazanmada yaşanan sıkıntılar, rakibin uzun süredir şansımızın tutmadığı ve ligin iyi top oynayan ekiplerinden biri olması, sakatlıklar ile birleşince maç öncesi tahminler hep ihtiyatlı, hatta çokça İbb'den yana idi. Tüm bu planları ve maçı çeviren her zamanki gibi kaptan oldu. Fenerbahçe ilk dakikalarda çokça İbrahim Akın'ın topla oynamasına izin verdi ve ard arda kaleye gelen şutlar Gökay ve Alex'in arka arkaya İbrahim üzerindeki baskıyı futbol kurallarını zorlayan bir şekilde arttırmasına neden oldu ve İbrahim'i bir şekilde pasifize eden Fenerbahçe Niang ile çok önemli bir fırsatı heba etti. Ardından daha önceleri çok fazla gözlemleme şansını bulamadığımız ön alanda pres sonucu rakibin oyununu bozduk ve bu pozisyonlardan birinde benimde çokça eleştirdiğim Cristian üst üste iki başarılı pres ve hamle ile topu Mehmet Topuz'a o da kendini müthiş bir şekilde arka direkte unutturan Alex'e atınca Fenerbahçe golü buldu. Golleri ilk yarıda atma başarımız bu maçtada ortaya çıktı zaten bu istatislikte ligde uzak ara öndeyiz ama önde olduğumuz bir diğer istatislikte rakibin baskısına özellikle deplasman maçlarında teslim olup çokçada mağlup bir şekilde maçı tamamlamamız. Bugün yine 70'den sonra oyundan düşmemize rağmen skoru korumayı bildik üstelik penaltı atışından yararlansak 10 kişide kalan İbb karşısında son dakikaları daha rahat yaşayabilirdik. Herşeye rağmen Galatasaray maçının ardından ikinci kez gol yemeden maçı tamamladık. 




Rakibin yakaladığı pozisyonlardan yararlanamaması bizim lehimize gibi görünebilir ancak her maçı 70'den sonra rakibe teslim edersek şampiyonluk ve galibiyet yollarımız çokça tıkanır. Bugün Alex'in çıkışının ardından kazanılan penaltıda Emre'nin de yokluğunda bir penaltıcımız olmadıgını gördük ki Niang'ın vuruşu kötü bile değildi. Bu dakikada gelicek gol zaten 10 kişi kalmış rakibi oyundan düşüreceği gibi diğer gollerinde önünü açıcaktı ancak bu gol gelmeyince geriye Selçuk'un orta alana dahil olup Cristian ve Gökay ile 3'lü bir orta alan oluşturmasını ve bu alanda top hakimiyetini kazanmasını beklemekten başka çaremiz kalmadığı gibi sayıca üstün olduğumuz rakibe karşı skoru koruma ve daha önce yaşanan puan kayıplarını tekrarlamama amacıyla iyice geriye yasladık. İlk yarı sakin bir oyun ile geçirilirken ikinci yarı Gökhan Gönül'ün düşürülmesine verilmeyen faul ile film koptu. Hakem bu pozisyonun hemen ardından rakibine giren Gökhan'a sarı kartını gösterirken Alex'e ceza sahası içinde yapılan açık penaltıyı yardımcısı ile görmezden geldi ki, o kanatta görev yapan yan hakemin performansıda felaketti. Bu pozisyonlarda kontrolü kaybeden hakem 3 dakika içinde 2 faul yapan Efe'yi oyundan atmayınca durumu çözen Abdullah Avcı oyuncuyu kenara aldı. Alex'in sert bir şekilde İbrahim Akın'a girmesine verdiği sarı kart Fenerbahçe lehine tartışılacak tek yanlı kararı olarak gözüküyor. Tüm bu olumsuzluk ve performans düşüklüklerine rağmen yine Alex'in sihirli bir dokunuşu ile maçı almasını bildik ancak her maç aynı sahneleri yaşamaktan sıkıldığımıda belirtmek gerek. Sakatlıklar elbette takımın belini büküyor ancak devre arası transferin ardından takımın 70'ten sonra yaşadığı performans düşüklüğünede acil bir çözüm bulunmalı. Kayseri - Bursa  ve Galatasaray - Beşiktaş maçlarından çıkıcak her türlü sonuç galip geldiğimiz haftada lehimizedir ve galibiyet serisini devre arasına kadar sürdürebilen bir Fenerbahçe ikinci yarıyada daha özgüvenli bir başlangıç yapabilir.

24 Kasım 2010 Çarşamba

Yersen

Bu sabah yapılan antreman sırasında Caner Erkin ve Fabio Bilica kavga etmişler. Bilica'nın sert girdiği bir pozisyon sonrası başlayan söz dalaşının ardından Bilica'nın Caner'in saçlarını tuttuğu görülüyor ki, videosuda spor sitelerine düşmüş durumda. Diğer oyuncuların araya girmesi ile olay fazla büyümeden kapatılmış. Beklediğim gibi resmi siteden olayın kapandığı ve oyuncuların aralarında bir problem olmadığı sahte bir gülümseme ile taçlanan fotoğraf ile açıklandı. Olayda kimin haklı olduğu konusunda bilgim ve merakım olmadığı gibi geçen sene yaşanan Arda Turan-Caner Erkin kapışmasının üzerine yaşanan bu olaydan espri üretmeye ve gelecek yeni kavga ihtimalleri üzerine fikir üretenleride komik bulmadığımı belirteyim. Galatasaray'da yaşanan sahte gülücük ve fotoğrafın aynısını birkez daha yaşadık. O zamanda saçma bulduğum bu uygulamayı yine desteklemiyorum. İnsanlar aptal değil, oyuncuların aralarının düzgün olmadığını anlıyacak zeka seviyesine sahipler ve sadece hemen bir yalanlama yapalım mantığı ile hareket eden yönetim mantığınıda anlamış değilim. Oyuncular sevgili değiller sahada işlerini yapsınlar yeter, böyle komik pozlarla biz aslında kankayız tadı yakalamaya çalışmak boşuna. Hiç açıklama olmasaydı elbette bazı anlamsız haberler basında çıkardı ama bu tip sahte pozlarla olayın kapandığı görüntüsüde sağlanmıyor en azından taraftar bunu yemez.

23 Kasım 2010 Salı

Fenerbahçe 5 Bucaspor 2

Daha 1.dk dolmadan gelen 3000. gol ardından gösterilen iştahla ile skorun 3-0 olması, kaptanın çoşması; rakibinde gücü düşünüldüğünde tamam rahat bir maç izliyebiliriz düşüncesinin bünyede hasıl olmasını sağladı. İlk yarıda 30 dakikaya yakın yaşanılan bu rahatlama Bucaspor'un oyuncu değişikliklerine gitmesi ve kale önünde görülmesi ile kendini endişeye bıraktı. Bu pozisyonlarda Volkan mı etkiliydi yoksa rakip forvetler mi başarısızdı tam olarak emin değilim. İlk yarının son 10 dakikasında yaşanan bu ağır oyun kalemizde golü görüp rahatlamamızın ardından yeniden ataklara ve hızlı oyun ile birlikte güzel paslaşmalara yerini bıraktı. Alex'in çıkıp Semih'in oyuna girmesi ve Niang'ın etkisini arttırmasıyla skor yeniden rahatlama moduna bizi getirdi ve ikinci golümüzü kalemizde görmemizle birlikte maçı tamamladık. Fenerbahçe açısından maçları iki gruba ayırmamız gerekiyor artık. Kağıt üzerinde zor denebilecek rakiplere karşı oyunu kabul ettirmede yaşanan sıkıntılar ve genelde ilk golü atan taraf olmamıza rağmen skoru koruyamayıp galibiyeti alamamamız ve sıkça beraberlik golünün ardından hemen 2. golü kalemizde görüp sahadan tamamen puansız ayrıldığımız birimci grup maçlar. İkinci grup ise nispeten daha kolay görülen maçlarda özellikle Kadıköy'de gol olup yağmamız, minumun 2 farkla rakipleri yenmemiz ancak bu maçlara kadar gol atma becerisi gösteremeyen rakiplerden dahi gol yememiz daha da kötüsü bolca pozisyon vermemiz. Bu; oyuncu performansları, sakatlıkları ya da hoca tercihleri ile açıklanmayacak kadar karışık bir durum. İlk yarı gösterilen performans ve atılan gollerin yerini 2. yarıda oyunu rakibe teslim etme ve kalede goller görmek olarak değişmesi Fenerbahçe'nin acil cevabını bulması gereken soru. 

Bu kadar pozisyon verdikten sonra maçları kadro kaliteniz ile kazanabilirsiniz ancak bu performans bizi şampiyonluğa götürmez. Takımın hücumu düşünen ve paslaşarak ve hızlıca ileriye çıkışı çok olumlu olarak gözükürken fazlaca pozisyon vermesi, her maç kalede gol görmesi ve ikinci yarıda oyunu tamamen bırakması olumsuz tarafları. Devre arası savunma ve orta sahaya yapılacak transferler takımın bu defoları bir bakıma azaltabilir ancak bütünüyle ortadan kaldırması için herkesin daha fazla mücadele etmesi şart. Bugün sahada milli takımdaki performansının 1/100'ü göremediğimiz Santos ve defansın ortasında asla olmaması gerekirken üstüne çalımlarda yapmaya çalışan Bekir'in mevcut durumlarını değiştimeye başlamaları gerekiyor. Cristian'ın geçmiş maçlardaki kötü performansı ve Bilica'nın durumları ile Lugano'nun zamansız cezaları düşünüldüğünde takım artık daha az hata yaparak ve gol yiyerek yoluna devam etmeli aynı oranda mücadele gücü ve performansı 90 dakikaya yayarak galibiyetlere ulaşmalı. Stoch'un takımı ileri götüren ve sahada mücadele eden yegane unsurlardan biri olduğu dakikalarda neden oyundan ilk çıktığını anlayamadığım gibi, Alex'in sahadan çıktıktan sonra soyunma odasına gidip ardından yeniden yedek kulübesine gelmesinden bir komplo teorisi çıkaran Lig tv spikerlerinide çözemedim. Alex'in çişi gelmiş olabilir bunu da düşünmek lazım.


9 Kasım 2010 Salı

Ankaragücü 4 Fenerbahçe 2

Fenerbahçe için gelebilecek en güzel zamanda gelmiş bir mağlubiyet. Herkesin ayaklarını yeniden yere sağlam basmasını gerektirecek bir sonuç oldu Ankara'da. Genel anlamda bir kupa bahtsızlığımız var ancak bu son yıllarda özellikle grup statüsüne geçildikten sonra final maçlarında kendini gösterirdi, bu sefer ilk maçta acı bir şekilde tatıldı ki sakatlıklar ve eksikler bir yana takımın defolarını görmesi açısından harika bir maç. Aykut Kocaman'ın takım üzerinde bir takım mecburi değiştirmeler yapması bir yana takımın genel kalitesinin çıkan 1-2 oyuncu sonrası ne hale geldiğini görmek açısından önemli. İlk yarı basan, mücadele eden ve oyunu kontrol edip Semih ile golü bulan ve Stoch ile bir topu direkten dönen Fenerbahçe ile ikinci yarı sahada varlık gösteremeyip kalesinde tam 4 gol gören aynı Fenerbahçe. Geriye Gökhan Gönül'ün kaptanlık pazubandını takması ve Gökay Iravul'un gösterdiği muhteşem performans haricinde kalan pek birşey yok. Defansta yaşanan sürekli değişim, yerlerini kaybeden futbolcular, yalandan savunma yapan oyuncular, sahada olup olmadıkları belli olmayanlar neden takımda yedek kaldıklarını ya da gözden çıkarılmak üzere olduklarını sorgulamalılar.  


Ankaragücü ilk yarı sahada yokken ikinci yarı iki değişiklik ile şaha kalkıp 4 gol buldu, Fenerbahçe özelinde yukarıda saydığımız ikaz lambaları Ankaragücü içinde fazlası ile var. Her iki takımda maçtan maça enteresan performans dalgalanmaları yaşıyorlarki, ikinci yarı ve ilk yarıda farklı oyuncular sahada yer almış gibi bir oyun çıkıyor ortaya. Zaten zor olan grupta işler daha da karıştı ancak bu abidik sistem sayesinde Fenerbahçe yinede bu gruptan çıkar. Tek maç eleme usülü ya da iki maçlı eleminasyon olsaydı Fenerbahçe için kupa serüveni erkenden bitebilirdi. Sakat oyuncuları yokluğunda orta alanda Baroni'ye kalmış bir Fenerbahçe fazlasıyla kırılgan ve hedeflenen futboldan uzak kalıcaktır bu açıdan bu mağlubiyet hafta sonu Gaziantep karşısında yaşanacak puan kaybını önlemişte olabilir. Bardağın dolu tarafı Gökay, Gökhan Gönül'ün kaptanlığı ve olası bir lig puan kaybına neden olucak oyun anlayışının kupada kötü bir tecrübe ile yaşanmış olması.



7 Kasım 2010 Pazar

Fenerbahçe 4 Eskişehirspor 2

Fenerbahçe'nin en azından bu sezonun ilk yarısı ortaya koyacağı performans maçlara bağlı olarak şekillenicek. Geç yapılan  transferler, sakatlıklar, cezalılar ve formsuzluklar son maçta kaybedilen ikinci şampiyonluk tramvası ile birleşince takımının tüm bunlarda geceden sabaha iyi ve güzel futbola evrimleşmesini beklemek büyük hata. Geçen sezonlardan farklı olarak hedef maçlarda gösterilen daha silik oyun ama bunun tersine diğer maçlarda bol gollü galibiyetlerde yukarıda saydıklarımızın tezahürü. Fenerbahçe saha içi organizasyonunu oturttuktan sonra ikinci yarı bu hedef maç performansınında değişeceğini düşünüyorum, kaldı ki derbilerde galibiyetlerdense şampiyonluğa götürecek diğer yolu ben her zaman tercih ederim. Onun için bol gollü galibiyetler takımın hücum zenginliğini ve pozisyon yaratıcılığını gösterirken aynı oranda yenilen goller defansta yaşanan kalite eksikliği (Bilica) ve sorumsuzluk (Lugano) ile takımın henüz bir bütün halinde hareket edememesine bağlı. 




Eskişehir maçında takımın üzerinede çöken sisi dağıtmak için ortaya konan futbol erken golle birleşince anlamlaştı. Erken gol avantajına morallenmede eklenince beraberlik golüne rağmen Alex&Semih&Gökhan üçlüsünün hevesi ve bitiriciliği takımı ilk yarıda rahatlatırken bu tekere çomak sokma sevdalısı Lugano'nun yapmış olduğu anlamsız bir koridor kırmızı kartı ile işler büsbütün karıştı. Emre'nin sakatlığı ile birleşince üretkenlik yitiren takım Bilica'nın oyuna girişi ile kendine güvenini de yitirdiki golde beklenen noktadan kısa bir süre sonra geldi. Bu sorumsuzluk üstelik cezadan daha yeni dönmüşken takımı acaba sorusu ile karşı karşıya bıraktığı gibi Bilica'yı da seyircinin kucağına attı. Semih'in yeniden nöbete dönmes ile fark 2'ye çıkarıldı ve aslında çok fazla sorun çıkarmayacak durumda olan Eskişehir maçı zaman zaman yaşanan nefes darlıklarına rağmen galibiyetle noktalandıki, Kayseri ve Bursaspor'un beraberliklerine birde Trabzon-Galatasaray maçının sonucunu eklediğimizde ortaya karlı bir tablo çıkıcak. 


Her hafta cezalı ve sakat oyuncuların fazlılığı ile takımı bir bütün halinde izlemekten uzak olmamıza rağmen oyuna tutunma ve kazanma hevesi ile bol gollü galibiyetler güzel ancak yenilen gollerin fazlalığı, yoğun sakatlıklar ve sorumsuzca cezalı duruma düşmeler Aykut Kocaman'ın elini zayıflatıyor. Defans hattında Lugano'nun bir gelip bir gitmesi, Bilica'nın formsuzluğu Gökhan, Caner, Volkan ve Jobo'nun üstün performansları ve gayretleri ile aşılıyor ancak bunun sonsuza kadar sürmesini beklemek aptallık olur. Takım iskeletinin oturtulması ve ardından sakatların takıma katılması ile sağlanacak kadro derinliği ardından önümüzü daha rahat görebilicez. Emre ve Lugano'nun yokluğu bu açıdan takım içinde sıkıntı yaratıyor, Niang ve Dia'nın yokluğu Semih ve Mehmet Topuz'un çabaları ile kamufle edilse dahi her oyuncunun takıma eşit derecede saygı duymasını beklemek hakkımız. Gaziantepspor ile yapılacak maç bu açıdan önemli ve zor bir viraj olarak görülürken ardından ilk yarının sonuna kadar nispeten rahat maçlar ve bol gollü galibiyetler Fenerbahçe'yi bekliyor.





3 Kasım 2010 Çarşamba

Bursaspor 0 Manchester United 3

Bursaspor 4. maçlar sonunda da gol ve galibiyetle tanışamazken, Manchester ilk maça göre daha iyi bir kadro ile ve rahat bir şekilde galibiyete uzanan taraf oldu. Maça İngiltere'deki oyunundan tamamen farklı bir şekilde istekli olarak başlayan Bursaspor ilerleyen dakikalarda oyundan düştü ve arka arkaya yediği gollerlede oyundan tamamen koptu. Bu skordan sonra puan çıkarma açısından geriye yanlızca evdeki Glasgow maçı kaldı, kalan 2 maçta gol bulunabilir ama puan açısından en avantajlı olunan maç sadece evsahibi olunan maç. Manchester karşısında ileride Sercan sağ kanatta Turgay ve orta alanda Svennson gibi değişik bir dizilişle çıkan Bursaspor, Turgay ile golü bulsa maçın geri kalanı değişik olabilirdi. Maçlar varsayımlara göre oynanmadığına göre bu maçın Bursaspor açısından normal bir sonuçla bittiğini söyleyebiliriz. Özellikle maçın son dakikalarında oyun disiplininden kopulması ve yenilen her gol sonrası takımın bir türlü direnç gösterememesi şampiyonlar liginin ardından Bursaspor'un hanesinde kalıcak fatura olarak duruyor.

Manchester yine kolay rakiplere karşı uyguladığı forma şansı bulamayan oyuncuları oynatma ve bunları golle buluşturma seansına devam etti ve kolay bir galibiyetle eve döndü onlar için tek sıkıntı ilk yarı sakatlanıp oyundan çıkan Nani olabilir onunda tedbir amaçlı kenara geldiğini söyleyebiliriz. Son dakikalarda Bursaspor seyircisinin desteği mükemmeldi ancak Bursa için bu sezon Şampiyonlar ligi acı bir tecrübeden öteye gidemeyecek duruyor.


30 Ekim 2010 Cumartesi

Bursaspor 1 Fenerbahçe 1

Fenerbahçe maça Galatasaray maçında almış olduğu yaraların etkisiyle başladı. Dia ve Niang sakatlıkları nedeni ile Bursa maçında takımdaki yerini almazken Lugano'da kart cezası nedeni ile takımdaki yerini alamadı. Bursaspor'da ise hafta içi Ali Tandoğan ve Volkan Şen'in sakatlıkları nedeni ile takımda yerlerini alamıyacakları konuşulurken her iki oyuncuda ilk 11'de yerini aldı. Fenerbahçe'nin fikstür açısından zor bir 2 hafta yaşayacağını biliyorduk kağıt üzerinde Galatasaray maçında daha iyi bir futbol ve galibiyet beklenirken Bursa maçına daha temkinli yaklaşılıyordu. Takım Galatasaray'ı yenemeyince bu maçtada aynı düşünce hakimdi fakat sakatlılar nedeni ile bu endişenin artmasını Baroni ve Bilica'nın uzun bir aradan sonra ilk 11'e dönen performansları unutturdu. 


Mehmet yeniden eski bölgesi olan sağ kanata dönmüş orta alanda Emre-Baroni ikilisi ve geride Lugano'nun yerine Bilica maçın özellikle ilk yarısında Fenerbahçe'yi ön plana çıkaran unsurlardı. Fenerbahçe orta alanda yapmış olduğu presle Bursaspor'u etkisiz hale getirmeyi başardı ve ataklarını sıklaştırdığı dakikalarda Emre'nin müthiş gayreti ve vizyonu ile getirdiği topu golle sonuçlanınca ibre tamamen Fenerbahçe'nin lehine döndü. Zor gol yiyen bir rakibe karşı deplasmanda öne geçen takım Bursa'nın artık üzerine gelmesini bekliyecekti ve oyun planıda bu noktaya kaydı. Alex'in becerisi ile başlattığı atakta Stoch kaptanı dahi çileden çıkaracak egoizmini törpülemeyi başarsaydı skor 2-0 olucak ve bu dakikadan itibaren hafta içi Manchester maçının etkisiyle Bursaspor iyice maçı kazanma hevesinden uzaklaşacaktı. Bu başarılamayınca ilk yarı 1-0 üstünlük ile bitti. İkinci yarı Bursa'nın daha istekli ve mücadeleci bir görünüme bürüneceği belliydi ve gol gelebilecek en kötü zamanda ikinci yarının en başında Bursaspor'un en etkili olduğu duran top organizasyonundan geldi. Böylesine bilinen bir silahı karşı arka direkte 2 kişinin bomboş bırakılması ve sol direkte Emre yer alırken sağ direkte kimsenin olmaması nedeni ile Ergiç golü yaptı ve Bursa maça yeniden ortak oldu ve seyirci desteği ile morallendi. Maçı izlemeyen biri bu dakikadan sonra her iki takımında daha kontrollü bir oyunu tercih ettiğini düşünecektir ancak sanki ligin son ve şampiyonluğu getirecek maçı edasıyla karşılaşma devam etti. Öyleki bu süreç içerisinde beraberlik haricindeki bir skor mağlup olan takımı daha fazla etkilerdi çünkü çok sayıda pozisyon her iki takım oyuncuları tarfaından da heba edildi. Sercan'ın özellikle kaçırmış olduğu ya da başka bir bakıç açısıyla Volkan'ın muhteşem kurtarışlarını izlediğimiz dakikalarda her iki takımda sanki bir akıl tutulması yaşayarak hücum etmeye başladılarki bu da bizim sezonun en zevkli mücadelelerinden birini izlememizi sağladı. Stoch'un ve Baroni'ni kenara gelmesinin ardından Santos ve Kazım ile oyunu çevirmeye çalışan Fenerbahçe, Semih-Gökhan Ünal hamlesi ile son kozunuda oynadı ancak skoru değiştirmeye bu çabaları yetmedi. 


Fenerbahçe bu maçla görece zor olan maçlarını tamamladı ve fikstür açısından daha rahat bir pozisyona girdi. Kalan 7 haftada tepede bulunan rakiplerin birbirleri ile mücadele edicekleri göz önüne alındığında Fenerbahçe bu iştahlı futbolu devam ettirirse, sakatların ve cezalarında takıma dönmesi ile ligde üst sıralara yerleşicektir. Bursa ise ligle-Avrupa arasında tam zıt bir futbol ortaya koyuyor. Fenerbahçe karşısındaki 2. yarı etkinliklerinin çok kısa bir bölümünü dahi oynadıkları 3 maçta göremedik. Fenerbahçe kendi evinde Bursaspor'u yendiği takdirde bu beraberlik iyi bir sonuçtur kaldıki kalan maçlar içerisinde rakiplerin buradan alıcakları sonuçlara göre bu beraberlik daha da kıymetlenebilir. Beraberlik haricinde mücadele açısından ve pozisyon zenginliği ile her iki takımada teşekkür etmek lazım.


29 Ekim 2010 Cuma

25 Ekim 2010 Pazartesi

Fenerbahçe 0 Galatasaray 0

Maça yönelik hafta içerisindeki beklentilerin yine herkesi yanıltması neticesinde enteresan bir maç izledik. Çokça karmaşık geçirilen bir hafta sonrası Galatasaray uzun yıllar puan dahi almadığı bir deplasmana gelirken hocasını değiştirmesi ile işler tamamiyle bilinmeze doğru sürüklendi. Fenerbahçe beklenen 11 ile sahaya çıkarken Galatasaray sakatların fazla olması nedeni ile oldukça farklı ve defansif bir anlayışla sahaya çıktı. Algıdaki bu farklılık Pino'nun çizgiden çıkan topu ile yerini Fenerbahçe açısından acaba sorusuna bıraktı. Fenerbahçe kanatları rahat kullanamadığı gibi orta alanda üstünlük sağlayamadığı rakibine karşı ara paslarla da kaleye gitmeyi başaramadı. Hakemin sertlik primine gösterdiği aşırı tavizkar tutum Konyaspor deplasmanından sonra Galatasaray maçında da takımı engelleyen faktörlerden biriydi ve Aykut Kocaman'ın maç sonu açıklamasını bu açıdan destekliyorum.


Neill maç boyunca yaptığı sertlikler ve Cana'nın top yerine rakibe yaptığı müdalelerin çokça geçiştirildiği bir maç oldu. İlk yarıda Galatasaray'ın bu sertlikle açıklayamayacağımız ölçüde bir etkinliği ve pozisyon zenginliği vardı ve Fenerbahçe'nin maç öncesi oyun planını durdurmayı çokça başardılar. İkinci yarı ile birlikte Fenerbahçe oyuna daha fazla hükmeden ve Alex & Niang ikilisi ile pozisyona giren taraftı ancak bu hücumlardan netice alınamaması ve Hagi'nin doğru bir taktikle maç kondüsyonları fazla olmayan Elano ve Misimoviç'i kenara alıp yerlerine Serkan ve Barış'ı alarak orta saha direncini arttırmaya çalıştı ve bunda başarılı oldu. Dia'nın sakatlanması ve hafta içi çok az antereman yapan Alex'in oyundan alınması ile Fenerbahçe iki milli oyuncusunu sahaya sürdü ama Semih, Konya maçındaki performansı yakalayamadığı gibi Kazım; Dia'dan çok daha kötü bir görüntü verdiki bu dakikalar Fenerbahçe'nin oyun kontrolünü de kaybettiği dakikalardı. Fenerbahçe'nin geçen senelere göre derbi anlayışında yaşadığı farklılık skorlarada yansımış durumda. İçeride ya da dışarıda olmasına bakılmaksızın her maç oyunu kendi yarı sahasında kabul eden Fenerbahçe yerine sürekli hücuma düşünen bir Fenerbahçe yarıltımaya çalışılıyor ancak defans ve hücum alanındaki kopukluk ileri 4'lünün defansif katkılarının da minumun düzeyde olduğu düşünülürse Fenerbahçe'yi galibiyetten uzak tutan noktalar olarak göze çarpıyor. Hem Stoch hem Dia defansı daha iyi ögrenmesi gereken oyucular ya da kısa vadede devre arası Emre'nin yanına oyunun her iki yönünü oynayan bir orta saha alınması şart. Fenerbahçe derbileri alıp küme düşen takımlara karşı puan kaybeden ve nihayetinde şampiyonluğu kaybeden bir takım olma özelliğinden uzaklaşıyor ancak uzun vadede kendi oyun planını her koşulda rakibe kabul ettirmek isteyen ve topa daha fazla sahip olmak isteyen takımın daha fazla mücadele etmesi ve defansı öne çıkarması gerekiyor. Galatasaray'ın bu maçtaki mücadelesini iyi buldum umarım bu mücadele gücü  Fifa'nın istatiki verilerle ortaya koyduğu hoca değişikliği sonrası maç kazanma alışkanlığının bir tezahürü değildir ve sakatların iyileşmesi ile Galatasaray lige daha fazla asılır ben yine de bu maçtaki performansı karşılaşılan rakip ve bunun sağladığı abartılı motivasyon ile ilgili buluyorum. 


Önümüzdeki hafta Fenerbahçe ligde en ciddi testlerinden birini deplasmanda şampiyonluğu  kaybettiği rakibine karşı yapıcak. Dia ve Lugano'nun yoklugunda oynanacak futbol ve deplasmandaki oyun planı açısından çok iyi bir test olucak. Fenerbahçe bu maçın ardından görece zor maçları atlatmış ve ilk yarı itibariyle Trabzon, Kayseri ve Bursaspor gibi ligin zirvesine şekil vericek takımlarla deplasmanda oynayarak ikinci yarı için bir fikstür avantajı yakalamıştır. Galatasaray'ın bundan sonra daha zor maçları başlıyacak ve Bursa ile Trabzonun'da bu fikstür olayına dahil olması ile Fenerbahçe'nin yukarıya tırmanan ve rakiplerinin puan kayıplarını değerlendiren bir hale bürüneceğine inanıyorum. Fenerbahçe özellikle ikinci yarıda bu avantajı daha fazla hissedicektir ancak takımın hala eksikleri olduğu ve bu noktalara transfer ve hocaya gösterilmesi gereken güven duygusu unutulmadan.

21 Ekim 2010 Perşembe

Sir, Şut Çekebilirmiyiz?

Karşı kaleye gitmeyi dahi aklına getirmeyen bir takım ve ardından dönen ligin kalitesi geyikleri. Bursaspor buraya kadar gelmeyi sonuna kadar hak etmiştir bunu tartışmak bile anlamsız ama karşı kaleye neden bu kadar uzagız ve çokça yedek oturanlardan kurulu bir Manchester karşısında neden bu kadar mahkum oynuyoruz, Ertem Şener'den kurtulma planıda olan biri bu sorulara cevap versin.

18 Ekim 2010 Pazartesi

Konyaspor 1 Fenerbahçe 4

Rakiplerin puanları saçtığı haftada kazanmak önemliydi ve bu skor hem deplasmandaki galibiyeti hem de derbi öncesi özgüveni getirdi. Maça sakatlıklar nedeni ile değişik bir diziliş ile başlayan Fenerbahçe maç içerisinde yaşadığı Özer sakatlığı nedeni ile Semih'in oyuna girmesi ile çift forvete ardından yakalanan skor avantajı ile de eski sistemini döndü. Aykut Kocaman'ın sezon başından beri yapmak istediği en önemli işlerden biri olan hızlı kanat oyuncuları buğün aynı anda sahada idi. Stoch solda, Dia ise sağ kanatta maça başladı ve maç boyunca etkili oldular. Mehmet Topuz'da orta alanda Emre'nin yanında görev aldı ve maç boyunca kusursuz bir oyun ortaya koydu. Fenerbahçe'nin pozitif futbol çabasına sahada ortak olmayan iki öge vardı. Birincisi anti futbolun atası diyebileceğimiz Ziya Doğan,diğeride süper lig'de neden maç yönettiği belli olmayan bir hakem. Maç içerisinde defalarca sert müdahalelere maruz kalan oyuncuları korumak bir yana (Özer'in sol ayak tarak kemiği kırıldı) tam tersine rakip oyuncuları sertliklerini arttırmak konusunda zorladı hakem. Son dakikada yaşanan Semih pozisyonu ile zirve yaptı, galibiyet gelmemiş olsa daha ağır cümleler kurabilirdim kendisi hakkında.  


Fenerbahçe'de ortaya çıkan en önemli unsur defans hattında Yobo'nun gelişi ile görülen bariz bir toparlanma var. Santos'un formsuzluğunun ardından Caner'de sol bekte elinden geleni oynamaya çalışıyor. Orta alanda mükemmel oynayan Emre-Topuz ikilisine ileride sakat dahi olsa Niang ve kanatlarda hızlı iki adamı da eklediğimizde Fenerbahçe fazlasıyla kompakt bir hale bürünüyor ve gol atmakta sıkıntı çekeceği herhangi bir rakip yok şuanda. Tüm bunlara rağmen zaman zaman henüz tam anlamıyla 90 dakikaya yayılamayan sistem nedeni ile yaşanan defans zaafları ve rakibe verilen pozisyonlarda dikkat çekici. Konya  ya da Kasımpaşa karşısında telafi edilebilir düzeyde olan hataların zamanla azalması için biraz daha süreye ihtiyaç var. Alex'in yokluğuna rağmen takım pozisyona girmekte hiç zorlanmadı hatta hakem futbol oynamaya izin verse daha da farklı bir skor görebilirdik. Muhtemelen derbide Alex'in takıma dönüşü ile eski sisteme dönüş olucaktır ve Semih yine yedek başlıyacaktır maça ki bugün sahada yaptığı işler muazzam derecede önemliydi. Fenerbahçe morallenmiş ve kazanma alışkanlığını kazanmış bir şekilde önümüzdeki hafta ezeli rakibinin karşısına çıkıcak ve çok önceden başlayan geyiklere rağmen ben Fenerbahçe'nin kötü oyunu nedeni ile Galatasaray'ı küçümseyeceğine asla inanmıyorum. Oyunculardan ve form durumundan bağımsız olarak Fenerbahçe için Galatasaray maçları hele de Kadıköy'de her zaman önemlidir ve öyle olmayada devam edicektir.


9 Ekim 2010 Cumartesi

Almanya 3 Türkiye 0

Öğle vakti açıklanan bir garip kadro ile girdik maça ve başıda sonuda tamamiyle kötü, nereden tutarsanız elinizde kalacak bir milli takım. Kadro saçmalığından başlarsak sol bek Sabri, sol açık Hamit, sağ açık Özer durumun izahını mümkün kılan birkaç olay. Aurelio defansın içerisine girip özellikle Mesut'u rahatsız edicek ve önünde Emre-Nuri ikilisi maçı yönlendiricek, forvette ise Halil Altıntop golü atıcak ve en az bir beraberlikle bu maçtan ayrılıcaz. Kağıt üzerinde bu güzel fantezi, Almanlar tarafından bir halı saha golü ile çöpe atıldı ve ardından arka arkaya verilen pozisyonlar ve istisnasız herkesin yaptıgı hatalar sonucu tabelada yazan skor gerçekten acı verici. İkinci yarının hemen başında Halil Altıntop'un vuruşu gol olsa dahi bu sonuç değişmeyecekti çünkü sahada ne yaptığını bilmeyen bir takım vardı. Defans yapmaya çalışan ama kalesinde 3 gol gören, hücum yapmaya çalışan ama pozisyona giremeyen, topa sahip olmak isteyen ama topu kaptığı gibi rakibine veren, sağ bek oynaması tartışılan bir adamdan Almanya deplasmanında sol bek yaratan, kalecisinin baskı olmadığı dakikalarda topu rakibe hediye edip bacak arası gol yediği, takımlarında kadroya giremeyen ya da sakatlıktan çıkan oyuncuları rehabilite etmekle görevli, dünyanın en garip takımıydı sahadaki ve daha önceki maçlarda yapmış olduğumuz yorumlar bu maç ile zirve yaptı ve takke düştü kel göründü. Kral çıplak!!! 

Maçtan önce Nuri-Mesut özelinde yapılan entegrasyon muhabbeti ile başlayan süreç Mesut'un Almanya'da ıslıklanması ve ardından attığı golle Türkiye'nin fişini çekmesi ile son buldu.Schweinsteiger'ın yokluğunda orta sahayı kaptırdığımız Almanya'ya karşı birde o olsa durum nereye giderdi düşünmek bile istemiyorum.Almanya'yı deplasmanda yenmek için gazlanan, en fos performansla geri dönen bu takımı kimse savunmayada kalkmasın. Kaleden forvet hattına, orta sahadan defansa kadar herkesin tel tel döküldüğü bir maçtı ve Almanlar bu grubun neden favorisi olduklarını bize açıkça gösterdiler. İşin kötü yanı bu kötü performansın ardından Azerbaycan maçınında tehlikeye girmiş olması ki, fazlasıyla duygusal takıldığımız düşünüldüğünde bu durum  olası. Milli takımın kadro seçimi ve tercihlerine Fatih Terim zamanı saygı duymuyordum şu an da saygı duymuyorum. Milli takım formda ve tecrübeli oyuncuların yeridir, sakat ve takımlarında oynamayan oyuncular milli takıma geçmiş maçlarda yaptıkları katkılar ne olursa olsun alınmamalı ve böylesine sakil bir futbol sergilenmemelidir. Guus Hiddink'in ilk dört maç itibariyle takıma olumlu bir katkısını göremediğim gibi saçmalama noktasındaki hamlelerinide anlamakta güçlük çekiyorum. Milli takımı hedefi grup ikinciliğidir, gerisi bunun gerçekleşmesinin ardından konuşulur. 


Almanları ise ayrıca tebrik etmek gerekir. Özellikle Klose neden özel bir oyuncu olduğunu sahada bizlere gösterirken bugün hücum anlamında varlık göstremeyen Podolski'nin defansa yardım için yaptığı koşuları ve Lahm'ın oyununu umarım iyi gözlemlemişizdir. Schweinsteiger gibi önemli bir oyuncunun yokluğunda sistem takımı olmanın ne demek olduğu açıkça gösterdiler ve fazlaca aksamadan sonuca giden skoru buldular. Almanya en önemli oyuncusunu kaybedince oyun planından vazgeçmezken, biz Arda'nın sakatlığının ardından neredeyse baştan aşağı değişik bir kadro ve oyun planı ile sahaya çıktık ki sonucuda önümüzde kabarık bir fatura olarak duruyor. Almanya ile Türkiye arasındaki temel farkta bu anlayışın sahaya yansımasından kaynaklanıyor.



7 Ekim 2010 Perşembe

Buca-Eskişehir-Bülent Uygun-Etik

Türkiye'de nefret edilen hoca figürlerini sayın desek ilk 3 içerisinde kesinlikle yer alır Bülent Uygun. Sivas'ın başında iken yaptıgı söylemlere hatırı sayılır bir hayran! kitlesi kazanan Bülent Uygun son olarak Bucaspor'dan istifası ve ardından Eskişehirspor'un başına geçmesi ile yeniden kamuoyunun gündemine geldi. Bucaspor'un başına geçtiğinde deli gibi transfer yaparak altyaspı ile ünlü takımı süper lig gezginleri ile doldurdu, ardından takım kötü gidiyor ve yeni seçilen başkanın elini rahatlatmak için istifa ediyorum  ve bir süre takım çalıştırmayı düşünmüyorum demesinin üzerinden 1 hafta dahi geçmeden Eskişehirspor'un başına geçti. Nereden tutarsanız elinizde kalan garip bir transfer hikayesi. Bu transferde karlı çıkan tek taraf Bucaspor oldu bence çünkü altyapılarını belki bu vesile ile hatırlarlar ki onlar bu işte günahı olmayan tek taraf durumundalar. 


Eskişehirspor yönetimi ise Rıza Çalımbay ile yolları ayırma kararının ardından 2 gün içerisinde Türkiye'nin en fazla sempati duyulan takımlarından birini nefret kümesinin içerisine soktular. Özellikle Bucaspor'un başında iken Bülent Uygun'u ikna etmeye çalıştıkları iddaları var ki, doğruysa gerçekten mide bulandırıcı bir durum. Önce Zico ile görüşüyoruz gibi abuk bir açıklama ile kamuoyunu yanıltmaya çalıştılar ardından Bülent Uygun bize başvurursa düşünürüz gibi saçma bir açıklama ile ortalığı karıştırıp, ardından Bülent Uygun'u takımın başına getirerek zirveye çıktılar. Takımlarımızın zaten adet haline getirdiği hoca kovma ardından yorumculuk yapan ya da boşta olan hoca ile anlaşma yapma adetlerinden sonra, başımıza birde bu tip bir hoca transferi çıktıki evlerden ırak olsun tekrarı. Eskişehir benim en sevdiğim yerlerin başında gelir, Eskişehirspor ise Fenerbahçe'nin ardından taraftarı ve özellikle bandosu ile   büyük sempati beslediğim ve birçok arkadaşımın olduğu bir kulüptür ancak son olaylar nedeni ile gerçekten bir akıl tutulması yaşadıklarını düşünüyorum ve bu çirkin durumun fazla sürmeden bitmesini umuyorum. Yoksa yıllarca emek verilerek oluşturulan bu sevgi durumu bir çırpıda kaybolabilir.

Eskişehirspor açısından felaket senaryosu ise affedilen Ümit Karan'ın kaptan olarak ilk maçta sahaya çıkmasıdır ki bu gerçekten oturup futbol hakkında düşünmemizi gerektiren bir hareket olur. Bülent Uygun bu hamlesi ve ardından yaptıgı anlamak için baya çaba sarfetmeniz gereken açıklaması ile beni şaşırtmamıştır ve ben ilk defa Eskişehir'in başarısız olmasını can-ı gönülden istiyorum.

5 Ekim 2010 Salı

Kardemir Karabükspor

Ligimizde sempati duyulan takım sayısı çok azdır, ya hiç sevilmez rakip takım ölesiye nefret edilir ya da hiç yokmuş gibi davranılır ona. Bu sene lige yükselen Kardemir Karabükspor ise tamamiyle bu önyargıları yıkan ve taraflı tarafsız herkesin beğenisini sağlayan bir şekilde ligde yoluna devam ediyor. Benim takıma karşı sempatim ise kendilerini başarıya götüren kadro ve hocaya olan inançlarından geliyor. İkinci ligden birinci ligi yükselen takımlarımızda görülen en büyük hastalık kadroyu tamamiyle değiştirip ardından hocayıda kovup yerine birinci ligde o takımdan bu takıma gezen oyuncuları ve hocaları kadrolarına katıp gereksiz transfer harcamaları nedeni ile sezon sonunda yeniden alt ligin yolunu tutmalarıdır. İngiltere liginde olduğu gibi ligden düşen takımlara belli bir maddi yardım yapılmadığı gibi çok iyi organizasyona sahip olmayan kulüpler hızla alt liglere düşerek futbol sahnemizden çekilirler. 

Kardemir Karabükspor işte tam bu noktada muadillerinden ayrılıyor. Elbette transfer yaptılar, bazı oyuncuları ile yollarını ayırdılar ancak teknik ekip ve takımın önemli bir bölümü ile yollarına devam ediyorlar. Genel kanının dışına çıktılar ve birinci lig tecrübesi olmayan bir hoca ve oyuncularlada başarılı olunabileceğinin ispatı oldular ki, ligimizde alışık olmadığımız durumlardır bunlar. Bu güzel takım şu anda devasa bütçelerle sezona giriş yapmış olan Fenerbahçe ve Beşiktaş ile aynı puanda, Galatasaray'dan ise 1 puan önde. Takımda azman forvet Emenike, orta alanda Florin Cernat gibi bir maestro var ve diğer oyuncuları ile birlikte dengeli bir takım ve oynadıkları futbol ve tarfatarları ile birlikte bu ligin en güzel renklerinden biri durumunda. Özellikle benim çok büyük sempati duyduğum Bucaspor'un örnek alması gereken bir durumdalar. Birinci lige yükselen her iki takımın izledikleri transfer politakaları sonunda ligde bulundukları konum ortada. Bucaspor altyapısına ve kendilerini başarıya götüren oyunculara güvenip, Bülent Uygun ve türbülent programından kurtulup, toplama bilgisayar modunda olmasaydı bugün çok farklı yerde olabilirdi. Kardemir Karabük'ü daha değerli kılan, sporseverlerin  sempati ile bakmasına neden olan olay tam olarak bu. Başırılı olan kadro ve teknik heyete saygı ve ikinci lig-birinci lig topçusu ve hocası yorumcularına da okkalı bir Osmanlı tokadı. Yolun açık olsın Kardemir Karabük.


2 Ekim 2010 Cumartesi

Fenerbahçe 3 Gençlerbirliği 0

Fenerbahçe geçen hafta 6 gollü bir galibiyet almış ancak defanstaki hatalar can sıkmıştı. Gençlerbirliği karşısına bu bölgeye neşter vurularak başladı Aykut Hoca.  Santos'u kulübeye, Bilica'yı ise Baroni ile kadro dışına yolladı ki geç bile kalınmış bir hamleydi bence. Yobo'nun defansa yerleşmesi ile takım orta alanında yardımıyla daha derli toplu bir hale geldi. Gençlerbirliği'de lige kötü başlayan ve sakatlıklarla boğuşan bir durumda idi ve maçın genelinde sertlikten başka hatırlanıcak olumlu bir hareketleri yok. Maça iyi başlayan Fenerbahçe Alex'in direkten dönen ve Mehmet Topuz'un kaleciden dönen şutları ile yaklaştıgı kaleye Santos'un yerine ilk 11 başlayan ve bugün olumlu bir performans ortaya koyan Caner'in mükemmel ortasına Niang'ın vurduğu kafayla topu ağlarla buluşturdu. Hemen ardından bu sefer bizim hiç alışık olmadığımız şekilde Niang topu aldı, rakibinin belini kırdı ve vurduğu top Gençlerbirliği defansına da çarparak gol olunca maçta erkenden koptu. 


İlk yarı skor avantajını yakalayan Fenerbahçe ikinci yarıda sertliğini sürdüren Gençlerbirliğ'inin 10 kişi kalması ile iyice rahatladı ve muhteşem bir organizasyon ile forvetin başlattığı atakta topu kontrol eden sağ bek müsait durumdaki sol beke topu aktararak 3. golü attıki son zamanlarda görmediğimiz kadar organize bir goldü. Defansta Lugano ve Yobo uyumu takımın oyununu bir adım yukarı taşırken buğün orta sahada Selçuk ve Emre mükemmele yakın bir performans ortaya koydular ki her ikiside çok sert faullere maruz kaldı ve Selçuk oyunu terk etmek zorunda kalırken Emre burnuna aldığı darbe sonrası kısa bir kanama geçirdi. Dia ve Alex geçen haftaki performasnlarından uzak olmalarına rağmen iyiydiler ve sol bek Caner ve sağ açık ve oyunun kalan kısmında orta saha oynayan Mehmet Topuz'da geçmiş maçlara oranla iyiydi. Kazım uzun bir aradan sonra ''bu forma kutsaldır nasip olmaz herkese'' sözünü kendine şiar edinmiş bir biçimde formasını 3 kez  öptükten  sonra oyuna dahil oldu. Santos'ta oyuna girdikten sonra sol açık pozisyonunda görev aldı ve Gökhan'ın pası ile maçı bitiren gole damgasını vurdu. Gökay'ın oyuna girmesi Okan'ın ardından olumlu bir gelişmeydi ve Aykut Kocaman olmasa bu hamleleri göremeyeceğimizi hepimiz gayet iyi biliyoruz. Hem bu maçta hemde Fenerbahçe'ye geldiğinden beri mükemmel oynayan Niang'a bir parantez açmak lazım çünkü taraftar bazen Niang'ın bizim forvetimiz olduğunu idrak etmekte zorlanıyor. Bugün kafayla golünü attı ,rakibi geçip 2. golü yarattı, forvet oyuncusunun yapması gereken herşeyi sahada yaptıki gerçekten sevinmemek elde değil. Kendisini takıma kazandıranlara şükranlarımızı sunmak lazım çünkü son zamanlarda bu takımda gördüğüm en etkili forvet ki aman nazar değmesin. Fenerbahçe lige verilen arada sakatlarının takıma katılmasını bekliyecektir umarız ki milli takımlardan dönenlerde de bir sorun olmaz ve deplasmanda alınacak bir Konyaspor galibiyetinin ardından derbide evimizde Galatasaray'ı yenip lige iyice ağırlığımızı koyarız. Takımın Kasımpaşa ve Gençlerbirliği gibi fazlaca oyuna ağırlığını koyamayan takımlara karşı aldığı galibiyetler elbette ayaklarımızı yerden kesmesin çünkü takımda hala bazı organizasyon bozuklukları ve form durumu yerlerde sürünen oyuncuları var. Sevinmemiz gereken noktalar, oyunculara kimsenin vazgeçilmez olmadığının hatırlatılması ve alınan galibiyetlerle morallenip lige yeniden ağırlığımızı koymamız ve en önemlisi Aykut Hocanın kafaca rahatlaması. Gençlerbirliği sakatlıklar nedeni ile kadro kurmakta zorlanıyor belki ama Thomas Doll'ün elinde çokta iyi bir kadro olduğunuda söyleyemeyiz. Maç boyunca ortaya koyabildikleri tek oyun hamlesi sertlikti ve bu silahta dönüp onları vurdu ve sahadan mağlubiyet ile ayrıldılar, diğer maçlarını seyretmediğim için kesin bir yargıdan kaçınayım ama fazlaca düz bir takım görüntüsü verdiler bu maç itibariyle.

30 Eylül 2010 Perşembe

Glasgow Rangers 1 Bursaspor 0

Bursaspor açısından deplasmanda oynanıcak bu maçtan alınacak 1 puan çok büyük önem taşıyordu. İlk maçında 4-0 yenilmesi ile dibe vuran moraller ancak kazanılacak bir deplasman puanı ile telafi edilebilirdi ancak Rangers seyircisinide arkasına alarak attığı tek golle maçı koparmasını bildi. Bursaspor geçen sezon kendisini ligde başarıya götüren futbola ihanet ediyormuş gibi duruyor. Geçen sezon bu takımın en önemli dişlilerinden biri olan Ivankov, Ozan ve Sercan maç boyunca döküldüler. Rangers golü attıktan sonra Manchester karşısında da mükemmele yakın uyguladığı defans anlayışına geçinçe işler iyice zorlaştı ve Bursaspor'un gol umudu uzaktan zorlama şutlardan öteye gidemedi. 

İlk yarıda Ergiç'in sakatlanması elbette hocanın planlarını bozdu ancak orta alana onun yerine giren Insua'da bu takımı böylesine zor maçlarda ileri taşınsın diye alındı ki onunla birlikte bu akşam Bursa adına sahada varlık gösteren bir yabancı oyuncu ismi söylemek zor. Ömer Erdoğan'ın defansta tek başına çabasını ve kritik müdahalelerini ise ayakta alkışlamak lazım. Bursaspor takım halinde hareket etmediğinde hemen sıradanlaşıyor ve üretkenlikten uzak bir takım haline geliyorlar. Kalan maçlarda bu futbollarını sürdürmeleri halinde kısa bir tecrübeden başka birşey kalmamış olacak ellerinde. Gol haricinde kapanıp top çeviren Rangers' karşı pozisyona giremeden maçı tamamlıyor ve Ertuğrul Sağlam'ın bu görüntüden hoşnut olduğunu hiç sanmıyorum. Rangers ise akıllı oyununu Manchester'ın ardından Bursa karşısında da sürdürdü ve erken bulduğu golle maçı koparmasını bildi. Skor üstünlüğünü yakaladıktan sonra geçtikleri 5'li defans anlayışları ve mücadeleci orta sahaları ile grupta fark yaratan takım olabilirler. Özellikle maç boyunca Madjid Bougherra'nın orta alandaki mücadelesi ve defansa yardımı mükemmeldi. Rangers yaptığı 4 puan ile grupta iddasını korurken, Bursay'ı kalan maçların hiç birinde galibiyete yakın taraf olarak göremiyorum.


27 Eylül 2010 Pazartesi

Kasımpaşa 2 Fenerbahçe 6

Fenerbahçe açısından bir seri yakalamak ne kadar önemliyse Kasımpaşa açısından da galibiyetle tanışmak o derece elzem. İlk 25 dakika bu açıdan ele alındığında her iki takımında fazlaca savruk oynadığı ve defansta verdiği açıklarla kalesinde goller gördüğü zaman dilimiydi. Fenerbahçe'nin 1-0  geriye düştügü maçta 3-1 öne geçtikten hemen sonra 2. golü yemesi ile kafalarda oluşan gene mi sorusu bu kez pas geçildi ve takım 2. yarı 3 gol daha bularak farklı bir galibiyet aldı. Fenerbahçe kadro kalitesi olarak altında olan takımları yakaladığında 3-4 gol atabiliyor ve bu maçlarda kalesinde goller görse dahi attığı yediğinden fazla olduğu için bir problem teşkil etmiyor ancak aradaki kalite farkı kapandığında Trabzon ve Kayseri'ye yenilen takım kendi sahasında öne geçtiği Beşiktaş maçında ise üstünlüğünü koruyamıyarak beraberliğe razı oluyor. Fenerbahçe aslında geçen seneden devam eden sorunları ile sezona girdi ve bunları hala çözmüş değil. Takım savunması denen olgu Fenerbahçe'ye hiç ugramamış gibi duruyor zira ligin en fazla gol atan takımı olan Fenerbahçe (17) aynı zamanda yediği 10 gol ile Kasımpaşa, Sivas ve Manisaspor'un ardından ligin en fazla gol yiyen 4. takımı durumunda. Yine lige yeni çıkmış 3 takım dahi Fenerbahçe'den daha az gol yemiş durumda. Defanstaki bu savrukluğu ve yetersizliği sadece Bilica ile açıklayamayız. İlk yarıda yenilen goller neticesinde oyundan alınan Bilica elbetteki hatalıdır ve yerine giren Yobo ile aralarında gece ile gündüz kadar fark vardır ancak Niang, Alex, Dia üçlüsünün defansif anlamda katkılarını yok olarak kabul edersek bunlara birde Mehmet Topuz'un isteksizliğini eklediğimizde Fenerbahçe ortasahası bir park gezinti alanından farksız. 


Bu akşam ikinci yarı Bilica-Yobo ve Santos-Caner değişiklikleri ile başlayan ikinci yarıda Fenerbahçe'nin ilk yarıya nazaran daha derli toplu olduğunu gördük ancak bu değişiklikler dahi Fenerbahçe savunmasının istenilen seviyede olduğunu söylemek için yetersiz. Selçuk'un sadece geriye gömüldüğü bir ortamda bugün muhteşem bir gol atan Emre ileri geri gitmekten helak oluyor ve yaşadığı sakatlıkların ve anlamsız kartların önemli bir nedenide harcadığı aşırı efor. Öyleki ikinci yarı belli bir bölümde topa baskı yapmadığı için Mehmet Topuz ve oyuna sonradan dahil olan Stoch ile tartıştı ki sonuna kadar haklıdır. Dia'nın müthiş şekilde kullandığı sol kanat ve yaptığı 2 asist takımı ileriye taşırken aynı üretkenlik sağ kanattan hiç sağlanmadı. Gökhan Gönül'de geçmiş maçlara oranla daha az ileriye çıkınca sol ve sakatlar arasındaki üretkenlik farkı kabak gibi ortada. Aykut Kocaman'ın oynatmak istediği oyun planında kanat organizasyonu ve etkinliği Dia'nın bugün sergilediği performans oranında olmalı ancak yabancı sınırlamları nedeniyle Stoch & Dia ikilisini her iki kanadı mükemmel şekilde kullanırken izleyemiyoruz. Zaten ligimizde takımların şu anki en büyük sıkıntılarından biri performanstan ziyade yabancı sınırlamları nedeniyle çokça değişen oyuncu tercihleri, yedek kalan etkili oyuncular ya da yanlızca Türk pasaportuna sahip oldukları için sahada olan performansı yetersiz oyuncular ki bunları her takım için örneklendirebiliriz. 

Fenerbahçe orta alanda daha etkili bir yabancı oyuncu tercihi ya da Bilica'nın yerine daha kaliteli yerli bir stoper zor olmakla birlikte bulabilirse ileri üçlününde katıldığı bir takım savunması ile daha aktif hale gelebilir. İleride oynayan oyuncular kim olursa olsun günümüz futbolunda takım savunmasından azade olmuş bir oyuncu yok ve herkes savunma anlayışına katkı yapmak zorunda. Bu olmadığı takdirde Fenerbahçe bol gollü galibiyetleri kalesinde goller görerek aldığı gibi bazı maçlarıda rakibinin üstünlüğünü kabul ederek mağlubiyetle ayrılmak zorunda kalacaktır. Çözülmesi gereken en önemli sorunlar bunlar ve tüm bunlardan daha önemli olan takımın bir seri yakalayarak havaya girmesi. Rakiplerinin fikstürleri zorlaştığı haftalarda Fenerbahçe alacağı galibiyetler ile farkı kapatacağı gibi en önemliside morallenicek ve alınacak puanlar hem takımın hem hocanın nefeslenmesine hem de taraftar desteğinin artmasını sağlayacaktır. 

Takımda eksiklerin bu kadar göze batmasına neden olan bir diğer olguda kondüsyon sıkıntısı. Öyleki 83 ile 90. dakikalar arasında takım halinde ruhsuz bir görüntü sahaya hakimdi. Beşiktaş maçının 2. yarısınada yansıyan bu güçsüzlük savunma hataları ilede birleşince ortaya istenmeyen görüntüler ve topa ayağını dahi uzatmak istemeyen oyuncular çıkıyor. Bilica'nın artık yabancı tercihi olarak dışarıda kalıcağı düşünülürse Cristian'dan da iyi bir yedekten öte bir şey olmaz. Lugano-Yobo tandemi bozulmamalı ve Emre'nin yanına yapılacak etkili bir transferle takım bir adım öteye taşınabilir ancak bu savunma zafiyeti devam ederse bu oyun hocayıda ,başkanıda ,bazı oyuncularıda erkende götürür ve yeniden kayıp sezon hesapları yapmak zorunda kalırız. Kasımpaşa'nın geçen seneki futbolundan eser yok çünkü takım bütünüyle değişime ugramış ve bu kadar fazla transferin olduğu bir ortamda takımdan bütün halinde hareket etmesini ve hocanın istediklerini sahaya yansıtmasını beklemek fazlaca hayacilik olur. Henüz galibiyetle tanışmamalarına rağmen takıma gösterilecek sabır ile Yılmaz hoca bu takımı ligde tutucaktır. Fenerbahçe defansının yaptığı hataları değerlendirmede biraz daha maharetli olsalar farklı bir skordan da bahsedebilirdik ama herşeyden önce bu stad işini halletmeleri lazım ,göçebe takım gibi bir orda bir burda maç oynanmaz.


20 Eylül 2010 Pazartesi

Fenerbahçe 1 Beşiktaş 1

Takımların olduklarından daha abartılı bir şekilde nitelendirildiği ligimizde ilk derbi heyecanının Fenerbahçe ile Beşiktaş arasında olmasıda önemliydi. Beşiktaş sezona flaş transfer ile giriş yapmış ligde ve Avrupa'da iyi bir başlangıç ile morallenmiş durumdayken Fenerbahçe ise tam tersine transferleri geciktirmiş ve Avrupa'ya veda ettiği gibi ligde Trabzon ve Kayseri deplasmanlarından da yenilgi ile dönmüştü. Maç öncesinde Beşiktaş ezici bir oyun ve skor peşinde iken Fenerbahçe bu sezon ilk kez kendi seyircisi önünde galibiyet ve moral peşindeydi. 


Maça etkili başlayan ve pas trafigini iyi bir şekilde yönlendiren taraf Beşiktaş oldu ve geçen yıllarda sergilen futbolun aksine ileriye doğru oynamaya hevesli bir takım gördük. İlk dakikalarda Beşiktaş'ın bu etkili futboluna cevap veremeyen Fenerbahçe ise alışılmış bir şekilde kornerden gelen bir orta ve ardından yaşanan karambol sonucu atılan golle 1-0 öne geçti. Bu dakiların ardından önce Ekrem ardından Hakan Arıkan'ın sakatlanması Beşiktaş'ı zor durumda bıraktıgı gibi Fenerbahçe bu bölümde Niang, Alex ve Dia ve Gökhan Gönül ile arka arkaya girdiği pozisyonlardan yararlanamadı. Beşiktaş bu dakikalarda oyun kurmakta zorlandığı gibi sağ bek pozisyonunda da sol bek İbrahim Üzülmezi kullandı. Fenerbahçe'nin bu kanattan ataklarını sıklaştırmaması ve ikinci yarıda Stoch'u oyuna dahil ederek bu kanadı kullanmaması Aykut Kocaman'ın maç içerisindeki en büyük yanlışıydı. 

İkinci yarı ise artık geleneksel hale gelen Emre'nin sakatlık nedeni ile oyunu terk etmesi ve Fenerbahçe orta sahasının hem hücum hem savunma anlamındaki temel taşının kenara gelmesiydi. Yabancı oyuncu sınırlaması nedeniyle Mehmet Topuz'un bu bölgeye gelip Özer Hurmacı'nın sağ kanata geçmesi Fenerbahçe açısından orta sahanın tamamiyle Beşiktaş'a teslim edilmesine neden oldu. Bu olumsuzluklara rağmen Fenerbahçe ikinci yarıda yine Alex, Niang ve Dia üçlüsü ile girdiği pozisyonlardan yararlanamdı ve bunlardan biri golle neticelense Fenerbahçe maçı kopartıcaktı. Hücum hattında sergilenen bu beceriksizlik Beşiktaş'ın oyuna tutunmasını sağladığı gibi ikinci yarıda başlayan orta saha hakimiyeti bir süre sonra oyunun tamamının Beşiktaş'a geçmesine neden oldu. Quaresma'yı ikili sıkıştırmalarla rahatsız eden ve oyun kurmasına engel olan Fenerbahçe, Emre'nin çıkmasıyla Guti üzerindeki baskısını yitirdi ve İspanyol oyuncu müthiş ara pasları ile Beşiktaş'ı ileriye taşımaya ve pozisyona sokmaya başladı. Nitekim golde Fenerbahçe defansının Nobre alışkanlığından kaynaklanan ofsayt taktiğini uygulamaya çalışırken , oyuna ikinci yarı dahil olan Bobo'yu kaçırması ve ardından maçın en iyi performanslarından birini sergileyen Volkan Demirel'in geçmiş günlerini hatırlatan kontrolsüz bir müdahalesi neticesinde penaltıdan geldi. Aykut Kocaman'a maç sonunda yapılan eleştirilere katılmadığımı belirtmekle birlikte Alex'i çıkarıp Baroni'yi oyuna almasını orta sahada yeniden hakimiyet kurmak açısından olumlu, Stoch'u sol kanatta İbrahim Üzülmez üzerinde baskı kurucak ve pozisyona sokucak bir biçimde oyuna dahil etmemesini ise olumsuz buluyorum. Takımın bu kadar pozisyona girdiği maçta golleri 3 direğin arasından geçiremiyorsa ve Emre gibi önemli bir oyuncu henüz ilk yarıda sakatlanıp oyunu terk ediyorsa bunda hocanın günahı yok. Aykut hocanın eleştirilecek tek yanı bu maçın dışında geçen seneden beri bu takımı izleyen biri olarak orta saha zaafiyetini gördükten sonra bu bölgeyi Selçuk-Baroni ikilisi ile iyi bir şekilde oluşturacağına inanması. Takımın lige Avrupa'dan elenerek ve ardından seyircisiz evinde 2 maç oynayıp şu anda her takımın mutlak şekilde zorlanacağı Kayseri ve Trabzon deplasmanlarını oynadıktan sonra sezona iyi bir giriş yapan Beşiktaş ile birçok pozisyondan yararlanamamasına rağmen beraberlikle ayrıldığı bir noktada hocaya fazla kızmıyorum. Bu takımda kimlerin 1 sene görev alıp hiçbir şey vermeden gittiği göz önüne alınırsa kendisine en azından 1 yıl sabredilmesi gerektiğini düşünüyorum. İlerleyen haftalarda Fenerbahçe fikstürde görece bir rahatlığa erişeceği için puan kayıpları aza inicek ve takım daha üst sıralara yükselecektir. Tüm bunlara rağmen fiziki açıdan bir son 20 dakika sıkıntısı ve orta alanda yetersizlik takımın en büyük problemidir.


19 Eylül 2010 Pazar

Bucaspor 0 Galatasaray 1

Türkiye'de ligin değerinin artırılması isteniyorsa öncelikle bu işe zeminlerden başlanmalı. Daha güneşli havalarda takımlar bu kötü zeminlerde oynamak zorunda kalıyorsa kışla birlikte bu sahalarda nasıl maç yapılacak gerçekten çok merak ediyorum. Maçın genelinde her iki takımda fazla top kaybı ile oynadı ve özellikle ilk yarı çok sıkıcı bir maç izledik. Elano kenarda sağ açıkta Pino oynarken arkasında ise bu sefer kanat orijinli bir isim Serkan oynuyordu. Klasik Ayhan-Sarp ortasahası ve önlerinde Misimoviç ve ileride Baros. Tüm maç boyunca elle sayılabilecek kadar az pozisyon vardı bu hücum hattına rağmen. Buca etkili bir orta saha yerleşmesi ile Galatasaray'ı durdurmak istedi ve hızlı hücum oyuncularını kaçırmak istediler ancak onlarda bunda çok başarılı olamadı.Galatasaray'ın kontraataklarında ise sürekli taktik fauller ile rakibi durdurdular. 


İkinci yarıda gol adına bir sinyal gözlemlenmezken bu maçta olacak birşey oldu ve Ayhan sol ayağı ile golü atarak maçı Galatasaray'a getirdi. Maçın kalan bölümünde Galatasaray'ın skoru koruma çabalarını birazda taraftarın hoşlanmadığı bir şekilde zaman geçirerek neticelendi ve Bülent Uygun'un değişiklikleri maçı çevirmeye yetmedi. Galatasaray bu skorla kazanma alışkanlığı açısından bir adım attı ancak ortaya konan futbol gelicek maçlarda Galatasaray'ı galibiyetlerle buluşturacak gibi durmuyor hele son 5 dakikayı korner bayrağı dibinde geçirip kazanma yolunu seçerlerse bu kendi taraftarlarınıda fazlasıyla üzecektir.

17 Eylül 2010 Cuma

Beşiktaş 1 Cska Sofya 0

Beşiktaş maça haftasonu oynayacağı derbi ve yabancı sınırlamasının kalkmasının etkisiyle bolca yabancılı ve forma şansı az bulmuş oyunculardan kurulu bir düzenle çıktı. İbrahim Toraman, Bobo, Querasma, Necip, Cenk gibi oyuncular ilk 11'de yoktu ve Beşiktaş'ta orta alanda Guti haricinde pek yıldızlı bir tertipte bulunmuyordu. Rakibin 1 puan düşüncesi ile geriye yaslanması oyunu daha da sıkışık bir hale soktu ve Beşiktaş topa hakim olan ama bitirici vuruşu bir türlü yapamayan bir görüntüde ilk yarıyı tamamladı. İlk yarıda Ekrem ve Hilbert'in etkisizliğini sol kanatta harikalar yaratan İbrahim Üzülmez dengelemeye çalıştı ancak başarılı olamadı. İlk yarıda Ferrari'nin sakatlanması ile başlayan değişiklikler ikinci yarı gol de gelmeyince derbi ve rotasyonun unutulup sahaya yıldızların sürülmesine neden oldu. Cska oyuna bir etki yapamadığı gibi katı bir savunma ve harikaya yakın kaleci performansı ile maçta puan almaya çok yaklaştı ancak son dakikalarda kazanılan bir serbest vuruşta Ernst'in kafa vuruşu ile Beşiktaş maçı kazanmasını ve gruplara 3 puan ile başlamasını bildi. 

Rakibin kapalı oyunu nedeniyle ve sahaya çıkan 11'in yetersizliği nedeniyle bu oyunun diğer maçlar açısından pek referans olarak alınamıyacağı düşüncesindeyim ancak sağ kanat yetersizliği ve pozisyon üretmede yaşanan sıkıntılar Beşiktaş için önemli bir sorun olarak ortaya çıkıyor. Ligde kapanan takımlara karşı her zaman bu tip goller galibiyeti getirmediği gibi rakipte pozisyon üretmekte sıkıntı çeken bir halde olmayabilir. Rakibin direnç göstermesi nedeniyle Beşiktaş'ın hücum mantığını ve pozisyon üretme kabiliyetini gördük ancak yüklenilen dakikalarda kaptırılan toplar rakip tarafından akıllıca kullanılmadığı için geriye dönüşlerde neler yaşanacağını belli değil. Hafta sonu oynanacak maçta daha dirençli ve üretken bir Beşiktaş görücez muhtemelen takıma giricek oyuncularla birlikte ancak asıl sınav bu kez gol atmakta sıkıntı çeken hücum hattında değil iyi hücum eden takıma karşı nasıl savunma yapacağı belli olmayan savunma hattında olucak. Schuster'in rotasyon felsefesi doğru ancak sürekli engellerle karşılaşıyor. Ligde İbb karşısında yaşanan mağlubiyet bu maçtada puan kaybı ile neticelenebilirdi.

15 Eylül 2010 Çarşamba

Bursaspor 0 Valencia 4

Bursaspor'un bu sezon Avrupa macerasında nedense beklentiler çok yüksek tutuldu. İlk kez yer aldığı ve kadrosunda bulunan birçok oyuncunun ilk maçlarını oynadığı bir organizasyonda grubu rahatlıkla ilk 2 içerisinde bitiriceklerini iddaa edenler dahi oldu. Bursaspor'un geçen yıl kazandığı ve bu yılda üzerine koyarak ilerlediği futbolu bu beklentileri yükseltmiş olabilir ancak daha ayakları yere basan öngürüler gelecek açısından daha faydalı olucaktır aksi takdirde hem oyuncularda hem de taraftarda yaşanıcak psikolojik bir çöküntü Bursaspor'un lig performansını ciddi şekilde etkileyecektir. Taraftarın bu beklentilerine rağmen Bursasporlu oyuncular maçın büyük bir bölümünde Valencia'nın isminin ağırlığı altında ezildiler üstelik çok ürkek davrandıkları bu Valencia en önemli oyuncularından ikisi olan David Silva ve David Villa'yı sattıgını ve bu akşam sahaya çıkan ilk 11'de Mata,Soldado gibi oyuncularıda oynatmadığı halde. İlk dakikalarda ev sahibi olmasına rağmen fazla ürkek davranan Bursayı top çevirerek tartan Valencia Tino Costa'nın uzaktan çektiği müthiş şutla öne geçince bu ürkeklik tavan yaptıgı gibi Bursa'yı daha fazla risk almaya iten Valencia farklı bir galibiyetede çok rahat ulaştı.

Sercan'ı yedek bırakarak oyuna başlayan Ertuğrul Sağlam ligde izlediğimiz kadroyu sahaya sürdü ancak ortaya çıkan futbol ligde izlediğimiz yardımlaşan ve takım halinde hareket eden Bursaspor'dan çok uzaktı.Kanat akınlarında üstünlük sağlanamadığı gibi orta alanda Hüseyin-İvan Ergiç ve Insua ile  rakibe bir baskı kurulamadı ve en önemlisi organiza atakları izleyemedik. Oyuna denge getirmeye çalışılan dakikalarda 2. gol duran top organizasyonsuzluğundan gelince ikinci yarıda Bursaya risk almaktan başka çare kalmadı ve yenilen çok basit bir üçüncü gol eşliğinde Bursaspor'un guardı tamamen düştü. Sercan ve Turgay ile ileride kazanılan geçiçi bir pozisyon zenginliği, Hüseyin Çimşir'in çıkmasıyka orta alanın tamamen Valencia'ya terk edilmesine neden oldu ve arka arkaya yenen 2 gol ile ilk maç tatsız bir şekilde başladı. Tüm bu olumsuzluklara rağmen ilk maç sonunda enseyi fazla karartmadan diğer maçlara odaklanmak lazım ancak grup Manchester-Ranger maçınında berabere bitmesi ile beklenendan daha çekişmeli bir hal aldı. Bursaspor'un önümüzdeki maçlarda onu şampiyon yapan ve bu sezonda zirvede tutan oyun planı dahilinde ve korkusuzca bir planla sahada görebilirsek ilerleyen maçlar için daha umutlu konuşabiliriz.

13 Eylül 2010 Pazartesi

Gökhan Yavuz ve Raşit Ek.!



Gökhan Yavuz 30 yaşındaydı, Raşit Ek ise 20. Bayram günü öldüler. G.Saray’ın stadı için öldüler. G.Saray’ın boynunun borcudur bu iki işçi kardeşin adlarını yaşatmak.
GÖKHAN Yavuz 30 yaşındaydı. Raşit Ek 20 yaşındaydı.Bir bayram günü, akşam üzeri, Galatasaray’ın Seyrantepe’deki yeni stadı için kanalizasyon kazısı yaparken öldüler. Bayram günü öldüler. Galatasaray’ın stadı için öldüler.
Gökhan ve Raşit, Galatasaray nice bayramlar yaşasın diye, bir bayram günü öldüler. Galatasaray’ın boynunun borcudur bu iki işçi kardeşin adlarını yaşatmak.
Haber ulaştığında içim daraldı, ruhum karardı.
Zayiat olmasınlar
Twitter’a not düştüm “Adları keşke yeni stadın iki kapısına verilse. Gücümüz yeter mi, deneyelim mi?”Galatasaraylısı, Fenerbahçelisi, Beşiktaşlısı, Karşıyakalısı... Takım tutanı tutmayanı “Deneyelim, yanındayız” dedi... Deniz Ülke Arıboğan, Ali Atıf Bir, Bülent Timurlenk, Bener Onar gibi eli medyada kalem tutanı, spor seveni ve sevmeyeni “Yürü” dediler. Gökhan Yavuz ve Raşit Ek bir bayram günü, kanalizasyon kazısı yaparken Galatasaray’ın yeni stadı için öldüler. Büyük inşaatlar için normal kabul edilen zayiat olarak, bir küçük haber haber olarak düşmesinler tarih toprağına.
İsimleri iki kapıya verilsin.
Mutlulukla analım
Mutlulukta, kederde analım iki kardeşimizi. Zor mudur?
Yetki mi gerekir?
İkna mı gerekir?
Kampanya mı gerekir?
Öldü arkadaşlar bir kanalizasyon kazısında; vicdan gerekir. Haydi Galatasaray, yaşat adlarını, üzme bizi...
Raşit 20 yaşındaydı, Gökhan 30...
Bir bayram günü öldüler.
Daha lafa gerek var mı? / KANAT ATKAYA

7 Eylül 2010 Salı

Türkiye 3 Belçika 2

Bu elemelerde de rahat bir maç izleyemeyeceğimiz ortaya çıktı Hiddink tercihleri ile Fatih Terim'e rahmet okutur konumda büyük bir hayalkırıklığı içerisindeyim açıkçası. Tuncay'dan forvet performansını her maç ısrarla bekliyoruz, Avrupa'nın en iyi orta saha oyuncularında birini kadroya alma ihtiyacı bile duymuyoruz sahada Aurelio ve son dakikalarda skoru korumak için Selçuk'u sahaya sürüyoruz, Nuri Şahin tribünde oturuyor. İlk yarıda deplasmanda oynayan biz gibi sahadayız rakip daha saldırgan ve her zamanki gibi kornerden gelen topta golü yiyiyoruz. İkinci yarı birşeyler kafaya dank ediyor Semih forvete geçiyor ardından kısa sürede 2 gol ama rahat bize haram sürekli övdüğümüz Onur ilk goldeki gibi 2 oyuncumuzun üzerine çıkıp topu almak istiyoruz ve rakip stoper golü kalemize 2. kere atıyor. Hiddink bu kadro seçimi ile giderse ve sahaya bu oyun planını temel alarak çıkarsak bu grupta işimiz dünya kupası elemelerindekinden  farklı olmaz. Belçika'ya geçen elemelerde 5 puan bırakmıştık bu sefer ilkini aldık ancak aynı puanları başka takımlara karşı kaybedebiliriz bunun garantisi yok. Hiddink bizi finallere götürsünde götürsün adamın elindeki kadro bu yorumunu kesinlikle kabul etmem, sahada olmayanlar ve kadroda olmayanlar ile babalar gibi takım çıkarılır sahaya. 



2 maçta 6 puan sadece güzel ama ortaya konan futbol Fatih Terim döneminin kopyası şeklinde.Duran toptan yenen goller, saçma tercihler,saçma 11 ler ve sürekli diken üzerinde maç izleyen bir Türk taraftar kitlesi. Belçika'nın kadro yapısı ve oyuncu kalitesine saygı duyuyorum ancak kendi sahamızda bu kadar ahlarla geçicek bir maçı asla kabul etmiyorum. Bu yanlışlar devam ederse milli takım yeniden şampiyonalardan uzak kalır ve biz dönüşümden, devrimden, cesur kararlardan bahseder dururuz. Kısır döngüden kurtumanın tam vakti her zaman şu andır. Milli takım neresinden tutsanız elinizde kalıyor ve ilerleyen maçlar daha üzücü skorlarla sonuçlanabilir.

4 Eylül 2010 Cumartesi

Kazakistan 0 Türkiye 3

Milli takım kadro tartışmasının gölgesinde Euro 2012 elemelerine 3-0 lık bir galibiyet ile başladı. Arka arkaya gelen 2 gol ile çok rahatlayan milli takım 2. yarıda Nihat'ın ayağından bulduğu golle maçı 3 puanla kapamasını bildi ve grubun ilk maçında zayıf rakimize karşı beklenen bir galibiyetti. Bu kadronun göstereceği asıl efor Şükrü Saraçoğlu stadında Belçika'ya karşı olucak. Bugün evinde Almanya'ya 1-0 yenilen Belçika'nın bunu telafi için maça asılacağını tajmin etmek zor değil. Maçın genelinde topa hakim olan taraf biz olmamıza rağmen bunu çok olumlu şekilde kullanabildiğimizi söylemek zor. Emre ve Arda'nın gayreti ve sağ kanatta takımın 2. golünü muhteşem bir şekilde atan Hamit haricinde pek olumlu bir yanı yoktu milli takımın. Formsuz ve sakatlıktan çıkan oyuncuların sahada yapabilecekleride sınırlı elbette ama kadroyu eleştirirken bunlara dikkat çekmiştik. Defansta duran toplarda sürekli adam paylaşımı sıkıntısı yaşadık ve kullandığımız her kornerden sonra kontraatak yedik. Kazakistan maç boyunca girdiği pozisyonları değerlendirecek durumda değildi ancak Belçika'nın yakalayacağı pozisyonları bu kadar kolay harcıyacağını söyleyemeyiz. Orta alanda diri bir Nuri Şahin varken sakatlıktan yeni çıkmış ve formsuz olan Aurello'yu oynatmak tam bir saçmalık. Orta alanda Emre-Nuri ikilisi takımın pas trafiğini iyi yönetecek ve atağa kalkmada takıma önderlik edicek oyuncular. Nihat ve Tuncay'ın birlikte sahada yer alması ve bunları attığımız uzun toplarla buluşturmaya çalışmamızda ayrı bir garabet. 

Kalede Onur gerektiğinde klasını konuşturdu ve Servet-Ömer ikilisinden Ömer ilk maçı olmasına rağmen milli takımda çok iyi bir performans ortaya koydu. Gökhan Zan yerine kadroya çağrılacak kalitede olduğu 100 metreden anlaşılıyor. Sağ bekte Gökhan'ın sakatlığı nedeniyle sakatlıktan dönen bir diğer isim Sabri ve solda Galatasaray'daki performansının aksine Hakan Balta iyi bir oyun sergilediler. Takımın topa sahip olmasına rağmen kanatları aktif bir şekilde kullanamaması ve forvette yapılan tercihler bizi Belçika maçında daha fazla sıkıntıya sokucaktır çünkü sadece topa sahip olmak bizi gole yaklaştırmıyor ve oyun planımızı defansın arkasına atılan uzun toplar olarak belirlersek bu forvet hattı ile başarıda beklenemez. Guus Hiddink oyunculara olan güveninden ve oyuncuların performanslarından memnun olduğunu söyleyip eleştirileri kabul etmesede Belçika ile oynuyacağımız maç bu kadronun asıl sınavı olucak ve umarım milli takımın bir rehabilitasyon yeri olmadığı kısa sürede anlaşılır yoksa bu kadro ve skoru Fatih Terim'de çok rahat alırdı.


2 Eylül 2010 Perşembe

Guus Hiddink ile Avrupa Elemeleri

Milli takımımızın grup elemelerinde hangi grupta yer aldığı, kuralara kaçıncı torbadan girdiğinin zerre önemi yoktur çünkü milli takımın şampiyonalarda yer alması genelde iki sorunun çözümüne bağlıdır: ''Hocanın kadro seçimi ve oyuncuların düşük profilli takımlara karşı sergiledikleri futbol''. Fatih Terim döneminde kadro seçiminde yaşanan ilginçliklere alışmış bünyelerde aday kadro asla bir süpriz olmazdı çünkü Terim'in futbol ideali kafasında olan oyuncularla yüksek motivasyonla takımı her başarıya götüreceği inancıydı ve bundan dolayı takımında sakat olup oynayamayanlar, takımlarında hiç kadroya giremeyenler ve formsuzluğu zirvede olanlar her zaman kendine milli takımda yer bulur bu bazen bizi şampiyonaya götürür ve süpriz sonuçlara imza attırır bazende şampiyonaya ulaşamadan bizi yarı yolda bırakır ve evde televizyona mahkum ederdi. Fatih Terim başarıszlık yaşadıktan sonra milli takımı bıraktı ve yerine gittiği her takımı bir üstdüzeye taşımış bir isim olan Guus Hiddink getirildi. Genel oyun felsefesi gittiği ülkede kendi sistemini uygulamak yerine o ülkenin profiline uygun bir sistemi uygulaması ve öz dinamikleri harekete geçirerek başarıya ulaşmaktı. Fatih Terim'i tam olarak saçma saplantıları ve oyuncu seçimleri ile eleştirirken bu sefer yeni bir şampiyona elemeleri öncesinde Hiddink'in seçimleri gündeme damgasını vurdu.

Genel olarak belli bir oyuncu grubu ile şampiyona elemelerini götüreceğini açıklamıştı bunu anlayışla karşılamakla beraber tercihleri Terim'den pek farklı olmadı. Sakatlar, formsuzlar, kendi takımından aforoz edilen herkes kadroya girdi. Ligin en formda kanat oyuncuları (Ali Tandoğan-Volkan Şen) kadroda yokken Kazım'dan, Nihat'a ve Gökhan Zan'a kadar birçok formsuz ve sakatlıktan yeni çıkmış oyuncu kadroda. Kadroyu Oğuz Çetin'in yaptıgı ve Hiddink'in böyle tercihler yapmayacağı iddaa edilsede, Hiddink seçimlerin kendisine ait olduğunu ve oyuncuların yeteneklerinin kendisi için önemli olduğunu Hamit örneği ile açıklandı. Hamit'inde Münih'te kadroya giremediğini ama yeteneğinin yadsınamayacağını söyledi ancak bu eleştilere açıklık getirmiyor. Hamit en azından arada kadroya giriyor ve formsuz ya da sakatlıktan dönmedi bu açıklama diğer oyuncuların kadroda olmalarını açıklamaya yetmiyor. Kazakistan ve Belçika maçları bu kadro ile geçilmek zorunda ve takımın yeteneklerinin ne ölçüde olduğunu daha yakından izleme fırsatı bulucaz. Bu tercihleri ile Hiddink kötü bir Fatih Terim kopyası olmaktan öteye gidemiyor. Benim futbol felsefeme göre forma isimlere ve geçmiş başarılara göre değil, mevcut performanslara göre adil bir şekilde dağıtılmalı. Belçika'yı yenemeyip play-off larda sürünmek istiyorsak o tercihe de saygı duyarım.

1 Eylül 2010 Çarşamba

Joseph Yobo ve Fenerbahçe Defansı

Transferin son günlerinde gelicek olan isim kadar alınacak oyuncunun mevkisi konusundada tereddütler vardı. Defansın ortasına mı yoksa orta sahaya bir isim mi gelicek diye düşünürken Aykut Kocaman tercihini defanstan yana kullandı ve bence de doğru olanı yaptı. Cristian-Selçuk ikilisi Emre'yi bir türlü tamamlayamayan ve Fenerbahçe'nin hücum gücünü azaltan futbolcular buna rağmen hoca bu sorunun bu kadar sorun teşkil etmediğini ya da kadro içerisinde bazı hamleler ile bunu çözeceğini düşünmüş olacak ki, transfer sorunun daha fazla hissedildiği stoper mevkisine yönelik gerçekleştirildi. Guiza ve Baroni ile yollar ayrılıp 2 yabancı transferi daha yapılabilir ancak bu şuan için pek mümkün gözükmüyor. 

Transferin ayrıntılarına bakıcak olursak oyuncu 1 yıllığına kiralık olarak takıma katılacak ve sezon sonunda 5 milyon euro satın alma opsiyonuda Fenerbahçe'de, nereden bakılırsa bakılsın Fenerbahçe açısından karlı bir transfer ancak Niang transferinde olduğu gibi bu transferde de geç kalınmasa idi bugün daha farklı bir Fenerbahçe konuşuyor olabilirdik. Transfer hamleleri bütünüyle doğru ama zamanlamaları bir o kadar yanlış. Bu hamlelerin zamanlanması konusunda kimi suçlayacağımızda ortada net bir şekilde durmuyor. Transferin ardında Lugano-Yobo defansının takımı daha güvenilir bir savunma hattına kavuşturduğunu söylemek zor değil, Fenerbahçe'ye hem oyun anlamında hem de yapmış olduğu saçma sapan hamleler sonucu saha dışında da zarar veren Bilica'nın artık bir yedekten öte geçmeyeceğini aşikar. Okan'ın defansın sağı için iyi bir alternatif olduğu bu haftaki maçta ortaya çıktıktan sonra Bekir'in de tamamiyle stopere kaydırılması ile Fenerbahçe bu bölgede tam 5 alternatife kavuştu ki, süper lig için fazlası ile yeterli bir kadro. Gözden düştüğü 2009/10 sezonu bir kenara bırakırsak oyuncu premier ligi gibi üst düzey bir ligde 30 maçın altına düşmemiş bir oyuncu ve ligi takip eden herkesin çabukluğu ve fizik gücü ile ilgili olumlu referans vereceği bir konumda. Sağda Gökhan Gönül ve solda Santos ile birlikte Volkan Demirel'i de içerisine koyacağımız arka 5'li artık milli takımlar seviyesinde oynayan üst düzey oyunculardan kurulu. Defansın göbeğindeki adamlardan biri Nijerya diğeri ise Uruguay milli takımı kaptanı ve yaşları itibariyle mevkilerinin en olgun çağlarını yaşıyorlar. Fenerbahçe orta sahanın ve önde oynayan oyuncularında defans kurgusuna yardım ettiği bir ortamada daha kompakt bir takım haline gelicek ve bu kadro alternatifleri ile birlikte ligi çok rahat bir şekilde şampiyon bitiricek konumda. Artık geriye Aykut Hoca'nın takıma yapıcağı katkılar ve gösterilecek sabır kalıyor.

31 Ağustos 2010 Salı

Twitter ve Futbol

Facebook patladı ardından bu kuş geldi bik bik önceleri 140 karakter ile ne olucak kimse üye olmaz diyorduk ancak beklenenden daha büyük bir patlama yapıp herkesin not defteri niyetine kullandığı bir mecraya dönüştü. Sosyal paylaşım siteleri içerisinde futbolcuların en fazla ragbet ettikleri sitede twitter oldu. Futbolcuların maç sonu, uçakta, antreman sonrası sürekli yorumları ile şenlenen twitter,basının ilgisinide hemen çekti çünkü oyuncuların olur olmaz paylaştıkları her olay basınada bolca haber kaynağı sunuyor. İngiltere'de basına açıklanmadan transferini açıklayanlar, hocayı ve takım arkadaşlarını eleştirenler giderek artıyor. Bu olayın takıma ve kulübe vericeği zararı ilk gören takım Manchester United oldu ve oyuncuların tüm paylaşım sitelerindeki hesaplarında özel bilgilerini paylaşmalarını yasakladı. 

Türkiye'de henüz beklenen boyuta geldiği oyuncuların pek fazla twitterda dolaştıklarını ya da paylaşımda bulunduklarını söylemek zor. Mevcut oyuncular içerisinde Alex en fazla aktif olan isim olarak göze çarpıyor. Bazen türkçe bazen portekizce sürekli tweet atıyor ve konuştugu konular bu ülkede en fazla spekülasyon yapılan kulüp hakkında. Basınımızda sürekli maçtan sonra Alex şunu yazdı bunu söyledi, sistemi eleştirdi, hocanın taktiklerinin yanlış olduğunu vurguladı gibi haberler çıkması artık klasik hale geldi ve ben bunun giderek büyüyen bir tehlike olduğunu düşünüyorum. Elbette Alex'ın kişişel özgürlüğünün kısıtlanıcak bir şekilde hareket edilmesini savunmuyorum ancak bir sınırlama özellikle hoca ve sistem hakkında getirilmeli çünkü ileride takımı karıştırmak için buralar sıklıkla kullanılacak. Oyuncuların zaten profesyonel davranmakta zorluk çektikleri bir ülkede ileride kadroya giremeyen ya da sakatım diye oynamayan oyuncunun maç saati Reina'da eğlence yazısı ile birlikte fotoğrafınıda yüklerse bundan en az 1 haftalık telegol muhabbeti çıkar. Şimdiden herkesi uyaralım yoksa işin sonu bence kötü olucak.