Uefa Avrupa Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Uefa Avrupa Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Mayıs 2013 Cuma

Benfica 3 Fenerbahçe 1/ Teşekkürler Fenerbahçe

Akşamdan beri kendime gelemediğim için maç yazısını ancak şimdi yazabiliyorum. Güzel başlayan rüya kötü bitti. Kadıköy'de bizim mükemmel oynadığımız ilk maçta kaçırdığımız goller turun kaybedilmesine neden oldu. Fenerbahçe mükemmel oynadığı ilk maçta direkleri geçemeyip sadece 1 gol atabilirken, rövanşta Benfica mükemmel oyununu 3 golle süslemeyi ve finale kalmayı bildi. Maça olabilecek en kötü durumla deplasmanda ilk 10 dakikada gol yiyerek başladık. Bu rakibin morallenmesini sağlarken henüz 10. dakikada seyirciyi sahanın içine çekti. Bu dakikadan sonra ayakta kalmak önemliydi ve mükemmel bir zamanda penaltıyı yakaladık. Kuyt durumu 1-1'e getirdiğinde maç ilk ve son kez bizim lehimize döndü. Bu dakikadan sonra Benfica bocalarken Fenerbahçe aynı pozisyon içerisinde Sow ve Kuyt ile 2. gole yaklaştı ama olmadı. Benfica'nın attığı komik ötesi 2. gol, ilk yarı bitmeden hem Fenerbahçe'yi bitirdi hem de Benfica yeniden taraftarla beraber oyuna döndü. Takım savunmasında daha önceki maçlarda sergilenen performans ve oyun temposunu ayarlamadan eser yoktu. Mehmet Topal ile Meireles'in yokluğu orta alanda Fenerbahçe hakimiyetini sıfırladı. Tüm bu olumsuzluklara maç içerisinde Selçuk ve Gökhan'ın sakatlığı eklenince ibre tamamiyle Benfica'ya döndü. 

İkinci yarı Benfica'ya sadece 1 gol lazımdı ve defansı orta alana kadar çıkarıp yüklenmeye devam ettiler. Gökhan Gönül'ün yürekleri ağızlara getiren sakatlığından sonra Bekir onun yerini aldı. 2. golün saçmalığını unutamadan bu sefer taçtan gol yedik ve Benfica turu geçicek skoru elde etti. Fenerbahçe'nin 1-0 'lık ilk maç avantajı ve maç 1-1'iken yapamadığı ne varsa Benfica bunların hepsini kaleciden hocasına kadar  mükemmel uyguladı ve maçı soğutmayı başardı. Stoch değişikliği ve ardından Egemen'in son dakikalarda rakip kale önüne gönderilmesi maçı bize çevirmedi ve Avrupa Ligi'ne yarı finalde veda ettik. Eksikler, cezalılar vardı ama yine de bu maçta turu geçebilirdik. Bu sezon bizlere bu heyecanı yaşatan oyunculara ve teknik ekibe teşekkür etmek lazım. Elimizden geleni yaptık ama yetmedi. Başı dik tutmamamız için hiçbir sebep yok. Seneye daha iyisini yapmak için planlamaya şimdiden başlamak lazım. Teşekkürler Fenerbahçe....

26 Nisan 2013 Cuma

Fenerbahçe 1 Benfica 0- Hedef Amsterdam

Bu yıl izlediğim en iyi Fenerbahçe sahadaydı. Rakibe pozisyon vermedik, üstüne 1 gol, penaltı dahil direkten dönen 3 top var. Takımda herkes elinden de gelenin fazlasını yaparak galibiyete katkıda bulundu. Son 38 maçında yenilgi yüzü görmeyen Benfica'ya karşı kusursuz bir oyun ortaya koyduk. Meireles'in sakatlığı ile Topal ve Webo'nun sarı kart görerek rövanş için cezalı düşmesi haricinde herşey bizden yanaydı. Rakibi inanılmaz bir baskı altına aldık ve Cardozo'yı Egemen ile sahadan sildik. Bu kadar iyi oynadığımız bir maçta kaybetsek harbiden yazık olurdu. Takımın lig ve Avrupa maçları arasında net bir konsantrasyon ve mücadele farkı var. Avrupa'da bu inanmışlık ve mücadele bizi finale doğru sürüklüyor. 

Taraftarın mükemmel desteğine oyuncular sahada terlerinin son damlasına kadar mücadele ederek karşılık verdi. Kusursuz bir oyun planlaması ve bunun sahaya harfiyen uygulanmasını izledik. Baştan sonra Benfica gibi bir takımı bu kadar sıradanlaştırmak kolay bir iş değil. Takımı bundan sonra da inanmak ve desteklemek gerek. Ligde geriye düşmemize rağmen Avrupa'da sergilenen bu oyun ve mücadele bile bu sezonun tek başına başarılı sayılması adına yeterli. Sakatlar ve cezalar belki belimizi rövanşta bükücektir ama oynayan herkesin mücadele ederek bizi finale taşıyacağından şüphem yok. Bu takıma binlerce kez teşekkürler, en çokta Aykut Kocaman'a. Helal olsun size, gidiyoruz Amsterdam'a.

12 Nisan 2013 Cuma

Yarı Finalde Rakip Benfica

Fenerbahçe, Uefa Avrupa Ligi yarı finalinde Portekiz'in güçlü ekiplerinden Benfica ile eşleşti. Ligde lider durumda bulunan Benfica, uzun bir süredir Avrupa maçlarıda da yenilgi yüzü görmedi. Basel ve Chelsea ile birlikte Şampiyonlar Liginden bu kupaya geçen bir diğer takım. Fenerbahçe ilk maçı Kadıköy'de 25 Nisan'da oynuyacak. Rövanş maçı ise 2 Mayıs'ta Portekiz'de oynanıcak. Bu seviyede rakip seçicek durumda olmadığımızda göre şanslarımızı eşit olarak nitelendirebiliriz. Her iki takımında çoşkulu bir taraftar topluluğu var. Umarım turu atlayan biz oluruz.


Lazio 1 Fenerbahçe 1 - Hedef Amsterdam

İlk maçın son dakikalarında gelen gol Fenerbahçe'yi İtalya deplasmanında rahatlatmıştı. Her türlü galibiyet ve beraberlik Fenerbahçe'ye tur atlatıyordu. Üstelik Lazio ancak yemeden 3 gol atarsa turu geçebilecekti. Maçın seyircisiz olması bu alanda master yapmış Fenerbahçe açısından bir diğer artıydı. Sow'un yokuğunda çıkıcak kadro aşağı yukarı belliydi, asıl süpriz Mehmet Topal'ın rahatsızlığı nedeniyle Selçuk'un ilk 11 başlaması idi. Fenerbahçe'nin, Avrupa Ligi boyunca yaptığı deplasman planının işlemesi halinde turu atlayacağı ortadaydı. İlk dakikalar Lazio  kaleye uzaktan şutlarla yaklaşmak isterken, Fenerbahçe ileriye dönük hiç hamle yapmadı. Her iki kanadı kapatıp, özellikle orta alandan açık vermemeye çalıştı. Bu dakilardan ilk yarının sonlarına kadar sürekli oyunu yavaşlatmaya, oyun kuralları içerisinde zaman geçirmeye ve rakibin erken bir golle havayı girmesini engellemeye çalıştı. İlk yarı boyunca rakibin uzaktan şutlarında sıklıkla Volkan ve defans iyi işler çıkardı ve ilk yarı golsüz tamamlandı. 
İlk yarı boyunca hatta oyundan çıkana kadar sahada işlemeyen bir Baroni vardı. Gerek defansa yardımda gerekse defanstan aldığı topları ileri taşımada başarısızdı. Buna Sow'un yokluğunda ileride yalnız kalan Webo'da eklenince Fenerbahçe bir türlü topu ayağında tutup ileriye çıkamadı. Rakip ikinci yarı gol gelmeyince, defansif riskleri alarak Klose'yi oyuna soktu ve oyunu iyice Fenerbahçe kale önüne yıktı. Bu dakikalarda özellikle Fenerbahçe'nin sol kanatından yüklenerek sıklıkla pozisyona girdi ve bir duran toptan golü buldu. Gol her ne kadar geç gelmiş olsada, rakip için bir umut ışığıydı. Yüklenmeye ve pozisyon aramaya devam ettiler. Baroni-Salih değişikliği ile maç dakikasında değişti. Maç başından itibaren fazlasıyla geriye yaslanmış olan Fenerbahçe, takım halinde öne çıkıp 2-3 dakika pas yapınca hem Lazio'nun oyunu dengelendi hem de ilk organize atakta Caner ile gol bulundu. Bu dakikadan sonra Fenerbahçe yeniden bir yaşam alanı bulurken Lazio için yolun sonu göründü. Fenerbahçe uzun zamandır uyguladığı deplasman planını birkaç kez sekteye ugrasada bu maçtada başarıyla sergileyip, tarihinde ilk kez yarı finalin yolunu tuttu. 

Gerek oyuncular gerekse teknik ekibi yürekten tebrik etmek gerek. Zaman zaman bizlerin bile inanmadığı zaferlere onlar inatla sarılmaya devam ettiler. Bazen kötü oynadılar, bazen gol yediler, bazen oyunu kendi sahalarında kabul ettiler ama başardılar. Tarih her zaman kazananları yazar. Dün akşam 3 Temmuz'dan beri ezilmeye, geriletilmeye, hayat damarları kopartılmaya çalışılan bir takımın isyanı vardı Roma'da. Kölelerin, Roma'lı efendilerine isyan edip özgürlüklerini kazanmak için isyan ettikleri yerde, Fenerbahçe kendisine engel olmaya çalışan herkese, isyan edercisine bir başarı kazandı. Aykut Kocaman'ın dediği gibi: ''Fenerbahçe'yi geçen sezon Şampiyonlar Ligi'ne göndermeyenlere bu sezon yarı finalden selam olsun.''

5 Nisan 2013 Cuma

Fenerbahçe 2 Lazio 0 / Mamma Li Turchi

Maç öncesi Aykut Kocaman, bıktırana kadar pas yapıcaz demişti. Lazio gibi sağlam bir takıma karşı taraftar zaman zaman ıslıklasa dahi topu ayakta tutmak ve pas yapmak önemliydi. Rövanşın aynı şekilde oynanıcağını da söylemek yanlış olmaz. Fenerbahçe pas oyununa ne kadar önem veriyorsa, ilk dakikalarda 2-3 kişi ile önde baskı yaparak Fenerbahçe'nin bu pas bağlantılarını kesmeye Lazio'da aynı oranda önem veriyordu. Sow'un direkten dönen topu haricinde oyun ortada duruyordu. Özellikle Gökhan'ın sağ kanattan oyuna dahil olması engellenince oyun dar bir alana sıkıştı. Bunu aşmak için ekstra bir pas ya da çalıma ihtiyaç vardı. Webo-Sow-Kuyt üçlüsünün uyumları Fenerbahçe'yi avantajlı kılan taraftı. 

İkinci yarının ve maçın kırılma anı kırmızı karttı. Maç boyunca sert oyununu sürdürmek ısrarını devam ettiren Lazio 10 kişi kaldıktan sonra oyun hakimiyetini tamamen Fenerbahçe'ye bırakmak zorunda kaldı. Fenerbahçe özellikle Meireles'in şutları ile çakılı Lazio savunmasını açmaya çalıştı ancak başarılı olamadı. Caner'in oyuna girmesi ile önce korner dönüşü penaltı kazandık ardından yine Caner'in kullandığı serbest vuruşun kaleciden dönmesi ile bulduğumuz ikinci golle çok büyük bir avantaj yakaladık. Maç boyunca gösterdiğimiz sabrın meyvesi 2 gol ve maç boyu süren pas istikrarı idi. 2 topun direkten döndüğü ve rakibe hiç pozisyon vermedildiği düşünüldüğünde galibiyetin önemi ve anlamı daha fazla artıyor. Deplasmanda seyircisiz oynayacağımız düşünüldüğünde tüm avantajın bizden yana olduğunu söyleyebiliriz. Takım halinde mücadele ve paslaşma takımda ufak tefek aksaklıkları da rahat bir şekilde kapattı. Seyircinin müthiş desteği ile hem rakip baskı altına alındı hem de Fenerbahçe ritm buldu. Hakemin maç boyunca en iyi isim olduğunuda belirtmeliyiz. Amsterdam'a doğru emin adımlarla ilerliyoruz. Yolumuz açık olsun.

15 Mart 2013 Cuma

Çeyrek Final

Çeyrek finalde rakip Lazio oldu. İlk maç 4 Nisan'da Kadıköy'de(seyircili) rövanş 11 Nisan'da 82.000 kişilik Roma Olimpiyat Stad'ında (seyircisiz) oynanıcak. Samsunspor'u küme düşüren Petkoviç, Lazio'yu bu sene özellikle Avrupa'da uçuruyor. Klose iyileşmesin, Lazio fikstür açısından sıkıntılı durumda, Basel'i çekmedik ama fena durmuyor. Meireles ve Webo takıma döner, umarız yeni sakatlıklar olmaz. Vurduğun gol olsun Fenerbahçe.

8 Mart 2013 Cuma

Viktoria Plzen 0 Fenerbahçe 1 / Hedef Amsterdam

Viktoria Plzen dikkate alınması gereken bir rakipti. Her ne kadar Türkiye'de, doğu bloğu ülkelerine karşı bir tepeden bakma mevcutsa da, Fenerbahçe'nin işi ciddiye alması ve bu sezon Avrupa Ligin'de tüm deplasman maçlarında uyguladığı önce gol yemeyelim planının işletmesi gerekliydi. Orta alanda hem cezalılar hem statü geregi oynayamayanlar olunca Selçuk-Mehmet Topal-Baroni üçlüsü ile merkez tutulmaya çalışıldı. Yobo derbi sonrası sahada yerini almıştı. Fenerbahçe ilk yarı hatalı geri pas sonucu Plzen'in direkten dönen şutu hariç oyunu kontrol eden ve yönlendiren taraftı. Kuyt'ın boş kaleye kaçırdığı gol ilk yarı en önemli pozisyonumuzdu. Volkan'a gereksiz geri paslar ve Mehmet Topal'ın uzaktan şutları haricinde işler yolunda gitti. Zeminin mükemmelliği ve rakibin sadece oyuna odaklanması maçın artı noktalarıydı. 
İkinci yarı aynı taktik ve dizilişle sahada yer almaya devam ettik. Orta alanı tutmaya ve özellikle Ziegler ile sol kanatı kullanmaya başladık. Rakip kendi sahasında olmasına rağmen oyuna 5-6 dakikalık bölümler hari. hükmedemedi ve pozisyon yaratamadı. Özellikle Avrupa maçlarında seviye atlayan takım savunması ile Plzen'in skor bulması çok zor görünüyordu. Fenerbahçe Sow'un mükemmel şutu ile golün sinyalini verdi, ardından Gökhan'ın ortası, Sow'un kafası derken, kaleciden dön top, Fenerbahçe kariyerinde tüm golleri kafa ile atan Webo'nun önüne düştü ve skor 1-0 oldu. Nobre'nin devre arası gelip Fenerbahçe'nin şampiyon olmasına yaptığı katkının bir benzerini bu sezon Webo'dan görücez ve muhtemelen bundan sonra devre arası forvet transferleri Webo'nun performansı ile kıyaslanıcak. Skoru bulduktan sonra turu yarıladığımız söyleyebiliriz. Meşale sevdası yüzünden maç seyircisiz oynanmayacak olsa bu ihtimal daha da yüksek olabilirdi. Takım ve Aykut Kocaman maçtan sonra işin bitmediğini belirterek olayın ciddiyetini ortaya koydular, evimizde dikkat etmeliyiz uyarısını yapmanın bir anlamı bu yüzden yok. Beşiktaş derbisi sonrası maç yazımın başlığı galiptir bu yolda mağlup idi. Fenerbahçe ikinci yarı yenildiği Sivasspor ve Beşiktaş maçları ile berabere kaldığı Elazığspor maçlarında da oyun anlamında iyiydi. Skor maçın sonunda lehinize gözükmeyebilir ama ortada oynanan iyi oyun varsa bu sizi uzun vadede başarıya götürecektir. Dün akşamki performans bunun sinyaliydi ve Fenerbahçe pazar-perşembe maçlarına takım halinde alıştı. Uefa Avrupa Ligi Finali, çok uzak ya da çok imkansız değil. Takım ve hoca inanmış durumda, taraftar da meşale yakmadan ve ceza almadan takımı desteklerse bu yolun sonu Amsterdam.

22 Şubat 2013 Cuma

Fenerbahçe 1 Bate Borisov 0- Plzen AKıllı Olsun!

Türkiye'de sağlık sigortası satışlarında Fenerbahçe'nin payı araştırılsın diyerek giriş yapmak istiyorum. İlk maç 10 kişi 90 dakika mükemmel bir takım savunması ve deplasmandan 0-0'lık skorla memlekete döndük. İkinci maç zorlu bir fikstürün son halkası ve bu sefer seyircisiz oynama cezamız Uefa tarafından takdir edilmiş. Seyircisiz maçta bir türlü form tutamayanlar ve bir türlü sakatlıktan kurtulamayanlar nedeniyle benzer bir kadro ile sahadayız. Gelecek günlerimizin umudu Kadıköy Oto Sanayi imalatı yerli Fellaini ''Salih Uçan'' böylesine önemli bir maçta 11'de. Aykut Kocaman, Meireles ve Selçuk Şahin'e akıllı olun mesajını en zor maçta veriyor. Maça iyi başlıyoruz, pozisyon zenginliğine, Fransız hakemin sarı kart kampanyası da eklenince bu sefer Bate 10 kişi kalıyor. Fenerbahçe için gol vakti denildiğinde, Sow bir sağdan bir soldan kaçırıp en sonunda penaltıyı alınca ilk yarının son dakikasını görmüş oluyoruz. Alex'ten sonra Kuyt ile beceremediğimiz penaltı vuruşlarını, gamsızların kralı Baroni gole çevirip, başkana selamı çakıyor. Seyircisiz maçta 10 kişi kalan rakip karşısında 1-0 öndeyiz, ne güzel değilmi? Değil... 


İkinci yarı başlar başlamaz Baroni sol kanatta iki elini açmış pas bekleyen Ziegler'e topu atmayıp ayağında tutunca, dakikalar 46'yı gösterdiğinde top Volkan'ın parmak uçları ile kornere gidiyor. Gol demek Bate için tur demek. Ardından kampta Galatasaray maçını izleyen Baroni, Hamit'in vuruşunun bir benzerini yapmak istediğinde işler yavaş yavaş belli olmaya başladı. Kalp krizi için son sinyal Selçuk-Salih değişikliği ile gelince koşar adım acile gitmeye başladık. Kuyt kötü oyunun kaçırdığı gollerle süsleyince ve takım 10 kişi kalmış rakibi karşısında oyunu kontrol edemeyip geriye yaslanınca lan yoksa mı demeye fırsat kalmadan pozisyonlar ve şişirme toplar ile kalemizin önü şenlendi. Değişiklikler de topu ileride tutmaya yetmeyince maç zar zor bitirildi ve Uefa Avrupa Ligin'de son 16 takım arasına kalmayı başardık. Rakip Plzen oldu ve kendilerinin İtalyan mafyasının başkent temsilcisi olan Napoli'ye 5 gol atmayı başardıklarını, burada anlatmayı bir borç biliyorum. Bu arada paraşütle sahaya havai fişek atan Kayseri Jandarma Hava İndirme Tugayı personeline saygılarım iletiyorum. Zor fikstür, 3 deplasman ve içeride 1 seyircisiz maça rağmen durumlar iyi. İçeride Kasımpaşa'yı yenip, kupa maçında Krasiç'in saç boyasını yakından inceleyebiliriz.

15 Şubat 2013 Cuma

Bate Borisov 0 Fenerbahçe 0

Hava soğuk, zemin kötü, maçtan önce antreman dahi yapamadığınız bir sahada önemli bir maça çıkıyorsunuz, 4. dakikada Meireles kırmızı kartla oyun dışında kalıyor ve 90 dakika 10 kişi oynamak zorunda kalıyorsunuz. Nereden baksanız kafayı yemek için tüm şartlar oluşmuş vaziyette. Meireles, Mersin maçında hak edip görmediği kırmızı kartı bu maçta telafi etti ve hem maçı hem turu tehlikeye attı. Bu sorumsuzluğunun acilen cezalandırılması lazım. Takım arkadaşları, yeterince olumsuzluk içeren bu maçta onun yüzünden 90 dakika boyuca ekstra efor sarfetmek zorunda kaldı. Üstelik Fenerbahçe maça önde baskı ile başlamıştı ve rakip 10 kişi kalmış Fenerbahçe'ye karşı doğru dürüst pozisyona dahi giremeyecek durumdaydı. Maç uzun uzun analiz edilecek bir maç değil. Sezonu bu maçla açan bir takıma karşı, deplasmanda 90 dakika 10 kişi oynayan Fenerbahçe'nin mücadelesi vardı. Özellikle yüksek konstrasyonu ve mücadeleyi takdir etmek lazım. İkinci maçta seyircisiz oynama cezamız olmasaydı bu turu %100 geçiceğimizi söyleyebilirdim. Meşale manyaklığına aklını kurban vermiş Fenerbahçe sevgilileri yüzünden ikinci maç için maalesef kesin konuşamıyoruz. 


Fenerbahçe ile ilgili bu maçta gözlemlediğim bir diğer nokta, Fenerbahçe'ye yenilme dediğinizde bunu hem ligde hem de Avrupa'da her maç yapabilecek gibi duruyor. Yani 4'lü bir savunma ve önlerinde 2 mücadeleci orta sahaya, bir de geriye yardım eden sol ve sağ açıklar eklendiğinde Fenerbahçe'nin gol atmaya ihtiyacı yoksa, istediği skoru alıcak vaziyette. Skor bulmak zorunda kaldığında ise işler karşıyor, yüklenen takım arka tarafta muazzam açıklar bırakıyor. Bkz: (Antalyaspor,Karabük maçları). Bu maçta 10 kişi kalmasına rağmen, özellikle ön yargılı bir hakem tarafından sıklıkla faul kazanamamasına rağmen Sow, Webo, Kuyt, hem ileriye atılan topları tutmaya hem geriye gelip top çıkarmaya çalıştılar. 10 kişi oynamanın verdiği fiziki zorluklar özellikle ikinci yarıda kendi gösterdi. Ziegler'in savunduğu sol kanat önünde oynayan oyuncuların geriye dönememesi nedeniyle, sol tarafımız Bate ataklarının harekat merkezi oldu. Bu noktada önce Sow, sonra Kuyt hatta kısa bir süre Webo bu noktada değişimli oynayarak açığı kapatmaya çalıştılar ancak ataklar sıklaşmaya başladığında, Webo'nun yerine Caner hamlesiyle bu kanat dengelenebildi, hatta 1-2 karşı atak yine Caner'in enerjisi ile sağlandı. Egemen'in maç boyunca mücadelesi, Mehmet Topal'ın tecrübesi ve Volkan'ın son dakikalarda sahanın azizliğine uğramasına rağmen çıkarıdığı pozisyon ile maçın iyileri olduğu söyleyebiliriz. Takım halinde yardımlaşma ve takım savunması ise çok iyiydi. Belki biraz daha top yaparak oyun dengelenmeye çalışılabilirdi ancak yukarıda saydığım olumsuzluklar buna engel oldu. Haftaya seyircimizden yoksun iç saha maçında, Bate'yi eleyip yolumuza devam edebiliriz. Bu maç sonunda Fenerbahçe adına kaybeden tek isim, takıma ihanet eden Raul Meireles'tir.

24 Kasım 2012 Cumartesi

Marsilya 0 Fenerbahçe 1

Fransa'ya giderken 1 puan işimizi görüyordu. Onun için temel planın, savunma planı ile yakalarsak bir gol olacağı sır değildi. Oyun planı son 10 dakikada geriye yaslanmamız dışında iyi işledi ve 1 puan yeterken 3 puan ile hem turu hem liderliği garantiledik. Bir üst turda deplasman maçıyla başlayacak olmamız avantajıda cepte. Maçın genelinde iyi koşan ve yardımlaşan bir Fenerbahçe vardı. İk golü atana kadar Marsilya'ya çok az pozisyon verdik. Gökhan'ın klasikleşen aşırtmasında sezonun formda isimlerinden Bekir kendisinden beklenmeyecek derecede güzel bir vuruşla golü bulduğunda işler tamamen bizim lehimize dönmüştü. İkinci yarı Fenerbahçe daha fazla geriye yaslanan bir oyun ortaya koydu ve bu taktik son dakikalarda ilk maçtaki gibi başımıza iş açabilirdi. Fenerbahçe'nin artık önünde taktik açıdan geliştirmesi gereken tek konu skor avantajını ele geçirdikten sonra oyun planını defansif anlamda değiştirmemesi olmalı. Takım halinde fazlasıyla yardımlaşan ve koşan Fenerbahçe, defans ve takım savunması kurgusunuda geriye yaslanmaktan çıkartmalı. Temel hedef baskıyla birlikte top kazanma ve alan savunması olmalı. Aksi takdirde orta alana kadar hiçbir direnç ile karşılaşmayan rakip takımın kale önünde durdurulması daha zor. 


Deplasmanda hem de Almanya ve Fransa gibi Avrupa'nın en zor deplasmanlarında üst üste galibiyetler almak Fenerbahçe açısından çok önemli. Ligde de bu oyun anlayışı devam ettiğinde deplasman karnesinin hızla değişeceğini söyleyebiliriz. Caner'i, Eskişehir deplasmanında sonra çok hırslanmış gördüm. Takıma hızla ileriye taşımada ve rakip kalede şut tehdidi yaratmada en önde olan isimdi. Aykut Kocaman, koşu mesafesi ve tekniği Baroni'den daha iyi olan Caner'i bu bölgede denemeli. Asıl mevkisi genç milli takımlarda da uzun yıllar burasıydı. Caner'in Sow'un arkasına Stoch'un sol kanata gelmesi Fenerbahçe'nin rakip sahada hücum gücünü muazzam arttırır. Son maçta artık Recep Niyaz'ı ilk 11 izleme şansımız olucak, Aykut Kocaman'da bunun sinyallerini verdi. Hem takımda üzerine aşırı yük binen (Hasan Ali, Kuyt, Gökhan, Sow) gibi isimler dinlendirilir, hem de diğer oyuncuların maç kondüsyonu ve Avrupa Ligi tecrübesi yaşamaları sağlanır. Bu sezon hiç oynamayan Özgür Çek, Serkan Kırıntılı gibi isimlerle birlikte ben niye oynamıyorum diye sızlanan Bienvenu ve Semih içinde iyi bir fırsat olur. Avrupa kadrosunda isimleri bildirilmeyen Salih ve Sezer Öztürk'ün ise Pendik maçında forma şansı bulacaklarını düşünüyorum. Fenerbahçe artık lige dönerek puan farkını kapamaya ve liderliği ele geçirmeye çalışıcaktır. Bu kadro sakatlık sorununu da aştığına göre ligde bir seri yakalamanın hesaplarını yapmaya başlamalı. Pfdk'nın art niyetli kararlarına rağmen Gençlerbirliği maçı, bu serinin başlangıcı için iyi bir fırsat.

9 Kasım 2012 Cuma

Fenerbahçe 2 Ael Limassol 0

Fenerbahçe uzun bir aradan sonra Egemen Korkmaz haricinde ideale yakın kadrosu ile sahadaydı. Orta alana Meireles, defansa ise Yobo'nun gelmesiyle Aykut Kocaman'ın elide rahatlamış oldu. Her iki oyuncu ciddi sakatlıklardan dönmüş olmalarına rağmen fark yaratmayı başardılar. Buna önlerinde son yıllarda izlediğim en kuvvetli Fenerbahçe forveti olan Sow ve sezonun en akıllıca transferi Kuyt eşlik edince galibiyet zaten kendiliğinden geldi. Direkten dönen topların yanı sıra Baroni ve Stoch'un kaçırdığı pozisyonlar ön alanda üretkenliğin meyveleriydi. Özellikle Topal-Meireles ikilisinin orta alanda oyun ve alan parselizazyonu konusunda üst düzey olmaları, hem defansı rahatlattı hem de Baroni'nin daha rahat hücuma katılmasını sağladı. Aykut Kocaman bu maçta 10 dakikalık bir süre Baroni'nin mevkisinde Meireles'i denedi ki, bu ileriye doğru daha farklı bir dizilişin planı olarak gözüktü. İkinci yarı Recep Niyaz'ın oyuna girmesi önemliydi, yine sezon başından beri gerek milli takım gerekse Fenerbahçe'de her maç sahada olan Hasan Ali Kaldırım'ın ikinci yarı oyundan alınarak dinlendirilmesi doğruydu. Hasan Ali maç boyunca uzun toplarla Stoch'u besledi ve en az 3-4 kez geriden bindirmeler ile hücuma katkıda bulundu. Maç tecrübesi arttığında birçok kişinin aksine Fenerbahçe açısından vazgeçilmez olacağını düşünüyorum. Burada asıl sıkıntılı nokta, Hasan Ali'nin yerine giren Caner'in formsuzluğu, hatalı pasları ve çalım atmak isterken kaptırdığı top sonrası yaptığı faul neticesinde gördüğü sarı kart idi. Sol bek rotasyonunda ikinci alternatif Caner yerine Özgür Çek olmalı. Takımın geçirdiği çalkantılı dönem nedeniyle gerek Özgür Çek gerekse Salih Uçan(ismi bildirilmemiş) ve Recep Niyaz forma şansını yakalayamadı. Bu oyunculara en azından teker teker as kadro içinde şans tanınmalı ya da Marsilya maçı sonucu gruptan çıkma garantilendiğinde içerideki B.Mönchengladbach maçında 90 dakika şans verilmeli.

Sow maç boyunca istekliydi. Rakip defansın çekme ve itmelerine rağmen pozisyonları sürekledi. İlk yarı çok akıllıca bir hareketle golünü attı, ikinci yarı rakibi oyundan attırdı. Bu adama sakat diyeni Allah çarpar. Hem Sow'un hem Kuyt'un sezon başından itibaren uyumu ve attıkları goller düşünüldüğünde, Semih Şentürk'ün eşinin twitter'ı aracılığıyla, Bienvenu'nün ise kendi twitter adresinden biz niye oynamıyoruz diye fereyan etmeleri şaka gibi. Ya Fenerbahçe maçlarını izlemiyorlar ya da kendilerini dev aynasında görüyorlar. Fenerbahçe'nin Akhisar ve Ael maçlarında aldığı galibiyetlerle soluklandığını söyleyebiliriz. Oyun henüz istenilen ritimde değil ama hem takımın hem de Aykut Kocaman'ın sezon başından beri rahat bırakılmadığını da belirtmek gerekiyor. Sakatlık olmadığı sürece Fenerbahçe ön alan baskısını biraz daha uzun sürelere yaydığında galibiyetler devam edicektir. Takımın önünde şimdi zor bir maç olan Orduspor maçı var ki, Orduspor, Aykut Kocaman'ın belirttiği antrenör takımın vücut bulmuş halidir. Hector Cuper, Fenerbahçe'yi zorluyacaktır pazar günü. Bu maçtan alınacak galibiyet önümüzü daha net görmemizi sağlar ancak galibiyet için performansolarak Ael maçının üstüne çıkılması gerekli.

26 Ekim 2012 Cuma

Ael Limassol 0 Fenerbahçe 1

Fenerbahçe dün akşam oyun açısından çok iyi bir görüntü vermesede galip gelmesini bildi. 1-0'lık galibiyet bizi liderliğe taşırken maçın özellikle 20. ile 60. dakikaları arasında oynanan oyun ise tehlikenin halen devam ettiğinin açık bir göstergesiydi. Mehmet Topal ve Gökhan Gönül'ün sakatlıktan dönüp, ilk 11'e dahil olmalarına rağmen, Selçuk, Topal, Baroni üçlüsü ile Fenerbahçe orta alanda hem top tutmakta hem de pozisyon üretmekte zorlandı. Bekir ve Egemen'in mükemmel oyunlarına, Volkan'ın süperstar performansı eklenmese skor bizim aleyhimize olabilirdi. Özellikle ileri 3''lünün (Caner, Sow, Kuyt) sürekli yer değiştirerek oynamasına rağmen, rakip takım defansının 60. dakikaya kadar çok ciddi bir efor sarffettiğini söylemek güç. Sahada atmaktan çok tutmaya gelmiş bir takım görüntüsündeydik. Grup maçları ve lig statüsünde oynanan bir organizasyonda deplasmanda 1 puanı, daha doğrusu yenilmemeyi hedeflemek mantıklı ama bu hamle Ael karşısında doğru değil.

Daha üretken bir orta saha ile birlikte özellikle kanat organizasyonları hedeflenebilir, erken gol bulup rakibin çabuk pes etmesi sağlanabilirdi. İkinci yarı oyuna giren Krasiç ve Stoch'tan özellike Krasiç'in sahada varlık gösterememesinden sonra Aykut Kocaman'ın bu konuda haklı olduğunu düşünmeye başladım. Krasiç'in bu haliyle kadroda olması bile büyük bir lütüf. Aynı durum orta alanda Salih içinde geçerli sanırım. Geçen hafta yaşanan kadro sıkıntısında dahi ilk 11'e girememesi ve Selçuk Şahin'in sürekli 11 oynamasının nedeni Salih'in performans yetersizliği. Sol bek Hasan Ali Kaldırım ve sol açık Caner'in maçtan maça dalgalanan performansları da cabası. Mehmet Topal ve Gökhan sakatlıktan dönmeleri nedeniyle istenilen seviyede değillerdi. İleride çok yanlız kalan Sow ile ilk haftalardaki performansını aratan Kuyt maçın idare eden adamlarıydı. Bekir'in geriden topla çıkışları ve Egemen ile uyumu mükemmeldi, bazen Bekir'e haksızlık ettiğimi düşünüyorum. Hava toplarında mükemmel oynayan ve golü atan Egemen maçın bir diğer yıldızıydı. Golün hemen ardından daha uzaktan ve daha sert yaptığı kafa vuruşu ile neredeyse 2. golünü atıcaktı. Son 2 maçın hatta sezon başından beri, sakatlık dönemi hariç performansını sürekli üst düzey tutan Volkan Demirel ise maçın en iyiysiydi. Kariyerinin en iyi sezonunun sinyallerini vermeye devam ediyor. Geçen hafta Bursaspor karşısında kurtarışlarıyla  beraberliği getiren Volkan, dün akşamda kurtarışlarıyla Fenerbahçe'nin galibiyetinin en önemli mimarlarındandı. Fenerbahçe liderliği ele geçirdiği bu grupta içeride Ael'i tekrar yenip, B.Mönchengladbach'tan 1 puanı aldığında bir üst tura adını yazdırır. Hem Avrupa'da bir üst tur hem de ligde şampiyonluk için daha fazla mücadele ve üst düzey performanslar gerekiyor. Dün akşam Fenerbahçe kötü oynarken de kazanabileceğini gösterdi. Şampiyonluk ve başarı için kötü oynarken de kazanmak gerekir ama bunu ana karakter haline getirmeden.Ael karşısında alına bu galibiyet sadece Fenerbahçe adına değil Türkiye adına da sevindirici.Ülke puanı açısından Güney Kıbrıs Rum Kesimi ile çekiştiğimiz düşünüldüğünde bu galibiyet 3 puandan daha fazlası demek.

5 Ekim 2012 Cuma

Borussia Mönchengladbach 2 Fenerbahçe 4 - Güneşi Gördüm

Kasımpaşa maçının ardından yaşanan olaylar takıma ya dip yaptırıcaktı ki, uzun süredir o noktada ya da yeniden bir araya gelip yukarıya çıkmak için çabalıyacaklardı. Geçmiş yıllarda kötü gidişlerin ardından yaşanan patlamaların bir benzerini yaşadık. Atılan ve yenilen goller bir kenara, maç boyunca koşan, mücadele eden, sürekli pres yapan bir Fenerbahçe vardı. Fenerbahçe kötü, Fenerbahçe pres yapmıyor, fizik-kondüsyonu yetersiz muhabbetlerinin temelinde de mental eksiklikler yatıyormuş demekki. Almanya gibi zor bir deplasmanda 1-0  yenik duruma düşmesine ve   zor bir süreçten geçmesine rağmen maça tutundu ve birbirinden güzel oyuncu performansları ile galibiyete ulaştı. Bu galibiyete futbolcuların, teknik ekibin, başkanın ve yönetimin ve en çok taraftarın ihtiyacı vardı.  
Baroni'nin 18 dışı kalmasının ardından 2 golle dönüşü, Meireles'in ilk golü, Kuyt'un yine golünü yapması, Caner'in sol açıkta yerini garantilemesi, Volkan'ın en önemli anda karşı karşıya çıkardığı top, Gökhan'ın kale çizgisinde,  dizine darbe pahasına hamleleri, Yobo'nun eksikliğine rağmen Bekir ve Egemen'in mücadelesi ve en önemlisi takım halinde istek maçın öne çıkan noktalarıydı. Fenerbahçe çok mu iyi oynadı, maçı kaybedebilirmiydi, bu sorulara da evet cevabını verebiliriz ama dün akşam asıl önemli olan nokta atılan ya da yenilen goller değil, sergilenen mücadele idi. Sezon başından beri her maç sonunda söylediğimiz söz bu. Almanya'da deplasmanda 4 gol atıcak bir hücum gücüne sahip takımın Süper Lig'de her maça istekli çıktığında neler yapabileceğini düşünün. Fenerbahçe'nin sorunun mental olduğu artık tescillendi. Asıl hedef, sahada sergilenen direnci bundan sonra günlük hadiselerden etkilenen bir tarzdan çıkarıp takımın karakteri haline getirmek. Mücadele sergilendiğinde takımın puan kayıplarını umursuyacak çok fazla kişi olmaz. Taraftarı asıl çıldırtan nokta isteksizlik, hareketsizlik. Kasımpaşa maçında takım halinde sahada sadece yürüyen halden, takımı Almanya'da 90 dakika koşan noktaya taşıyan şey ne? Bu sorunun cevabını bilenler takıma bu mücadeleyi aşılarlarsa önümüzdeki Beşiktaş ve Bursa maçlarının ardından daha rahatlamış ve oyuna odaklanmış bir Fenerbahçe izleyebiliriz.

21 Eylül 2012 Cuma

Fenerbahçe 2 Marsilya 2 / Söz Savunmanın!

Kendi evimiz ve taraftarımız önünde vites arttırdığımızdan bahsediyordu Aykut Kocaman maçtan önce basın toplantısında. Ben iç sahada bu yıl hiç başlar başlamaz baskı yapan Fenerbahçe görmedim henüz. MİY ilk pozisyonda golü, Marsilya daha 1. dakikada direği buldu. Ya Aykut Hoca, baskı olayını yanlış anlıyor ya da takım verilen taktiği uygulayamıyor. Her halükarda ortada bir sorun var. Dün akşamki oyunda, geçen sezonun deplasman maçlarının gol bulunan kısımlarından sonraki oyunla, bu yıl hiçbir maçta ezici oynamayan diğer oyun harmanlanmış bir haldeydi. Buna rağmen Fenerbahçe önce Caner, ardından ikinci yarının hemen başında Alex ile 2-0 öne geçti. Kendi seyircisi önünde, son 5 maçında 1 gol yiyen Marsilya'ya 60 dakikada 2 gol atan Fenerbahçe, burada durdu ya da durduruldu. Fenerbahçe'nin ritm bulmuş, gol bulmuş, moral bulmuş halini yani kendi sahasında vites arttıran halini gözlemlemek isteyen Aykut Kocaman, ibre 200'ü bulmuşken el frenini çekti ve 90+4'te takla attık. 

Fenerbahçe Zico'nun bir dönem Avrupa Ligi bir dönem Şampiyonlar ligi haricinde doğru düzgün defans yapamadı. Bundan sonra bu mantelite ile yapacağınıda sanmıyorum. Defansif oyundan anladığımız 10 kişinin kale önüne yığılması ve topun kontrolünü rakip takıma bırakmak ise baştan yanlış bir hamle yaptığımızı kabullenelim. Topu kaptırdıktan sonra hızla 2-3 kişi ile pres yapan Barcelona, defansında sadece 2 oyuncu bulunduruyor. Ütopik Barça modelini bir kenara bırakırsak 2-0'dan sonra topu ileri taşıyacak ya da topu ileride tutucak iki adamını arka arkaya çıkarıyorsan zaten defansif futbolu oynayamıyacağını belli ediyorsun. Safi uzun boylu oyuncular, defansif orta sahalar, ileri top taşımayan kanatlar ile defansı, artık Türkiye Ligin'de bile yapamazsın. Kendi evinde 2-0 öne geçtikten sonra yüklenmeye devam etmiyorsan, yaratıcı oyuncuları kenara alıyorsan dün akşam 90+4'de gol yemeyip maçın kazansan bile, bu taktikle uzun vadade başarılı olmana imkan yok. 2-0'dan sonra hücuma devam edip şu maçı 2-2 bitirsek bu kadar acı verici olmazdı. Defanstan top çıkaramayıp, 70 metre insansız bölgeye uzun top yapan ve son topa müdahale etse dahi ters vuruşla kaleye sokucak olan Bekir sahada, Alex kenarda ise yanlış giden tonla olay vardır. Defansif oyunu ile ünlenen Marsilya'ya 60 dakikada 2 gol atıcak hücum gücüne sahibiz ama geriye yaslanarak defans yapmaya devam edersek Elazığ'dan dahi gol yemeye devam ederiz. Geriye geriye en geriye, kale önüne 8 kişi dizilmekle kale savunulmaz. Teknik heyet ve futbolcular hem 1. gol hem 2. golde rakip takımdan daha fazla olmalarına rağmen neden gol yediklerini bir düşünsünler. 2-0 kendi sahamızda öne geçtiğimiz bir maçta dahi rahat olamıyorsak sorun çok ama çok ciddidir. Bu takımın hem pres gücü hem defansif anlayışı birbirine paralel olarak dizayn edilmeli. Geriye yaslanarak şampiyon olan bir tek Yunanistan var, ona da kendi taraftarı dahi sövmeyen yok.

31 Ağustos 2012 Cuma

Uefa Avrupa Ligi

Fenerbahçe, Uefa Avrupa Ligin'de C grubunda; Marsilya, B.Mönchengladbach, AEL Limassol ile eşleşti. İlk iki takımın kadro yapıları ve Avrupa tecrübelerini düşünürsek  zor bir gruba düştük. Buna bir de Güney Kıbrıs takımı eklenince hem tarihi, hem siyasi hem de zor bir deplasmana gidicek olmamız nedeniyle Fenerbahçe'nin işinin zor olduğunu söyleyebiliriz. Şampiyonlar Ligi öncesi yaptığımız maçlarda ortaya koyduğumuz performans ile bu gruptan çıkmamız zor. Vites arttırmalıyız yoksa yeni yılda Avrupa'da olamayız.


17 Eylül 2010 Cuma

Beşiktaş 1 Cska Sofya 0

Beşiktaş maça haftasonu oynayacağı derbi ve yabancı sınırlamasının kalkmasının etkisiyle bolca yabancılı ve forma şansı az bulmuş oyunculardan kurulu bir düzenle çıktı. İbrahim Toraman, Bobo, Querasma, Necip, Cenk gibi oyuncular ilk 11'de yoktu ve Beşiktaş'ta orta alanda Guti haricinde pek yıldızlı bir tertipte bulunmuyordu. Rakibin 1 puan düşüncesi ile geriye yaslanması oyunu daha da sıkışık bir hale soktu ve Beşiktaş topa hakim olan ama bitirici vuruşu bir türlü yapamayan bir görüntüde ilk yarıyı tamamladı. İlk yarıda Ekrem ve Hilbert'in etkisizliğini sol kanatta harikalar yaratan İbrahim Üzülmez dengelemeye çalıştı ancak başarılı olamadı. İlk yarıda Ferrari'nin sakatlanması ile başlayan değişiklikler ikinci yarı gol de gelmeyince derbi ve rotasyonun unutulup sahaya yıldızların sürülmesine neden oldu. Cska oyuna bir etki yapamadığı gibi katı bir savunma ve harikaya yakın kaleci performansı ile maçta puan almaya çok yaklaştı ancak son dakikalarda kazanılan bir serbest vuruşta Ernst'in kafa vuruşu ile Beşiktaş maçı kazanmasını ve gruplara 3 puan ile başlamasını bildi. 

Rakibin kapalı oyunu nedeniyle ve sahaya çıkan 11'in yetersizliği nedeniyle bu oyunun diğer maçlar açısından pek referans olarak alınamıyacağı düşüncesindeyim ancak sağ kanat yetersizliği ve pozisyon üretmede yaşanan sıkıntılar Beşiktaş için önemli bir sorun olarak ortaya çıkıyor. Ligde kapanan takımlara karşı her zaman bu tip goller galibiyeti getirmediği gibi rakipte pozisyon üretmekte sıkıntı çeken bir halde olmayabilir. Rakibin direnç göstermesi nedeniyle Beşiktaş'ın hücum mantığını ve pozisyon üretme kabiliyetini gördük ancak yüklenilen dakikalarda kaptırılan toplar rakip tarafından akıllıca kullanılmadığı için geriye dönüşlerde neler yaşanacağını belli değil. Hafta sonu oynanacak maçta daha dirençli ve üretken bir Beşiktaş görücez muhtemelen takıma giricek oyuncularla birlikte ancak asıl sınav bu kez gol atmakta sıkıntı çeken hücum hattında değil iyi hücum eden takıma karşı nasıl savunma yapacağı belli olmayan savunma hattında olucak. Schuster'in rotasyon felsefesi doğru ancak sürekli engellerle karşılaşıyor. Ligde İbb karşısında yaşanan mağlubiyet bu maçtada puan kaybı ile neticelenebilirdi.

20 Ağustos 2010 Cuma

Paok 1 Fenerbahçe 0

Fenerbahçe'yi sezon başından itibaren tam kadro izleme şansımız hiç olmadı, bitmeyen trasnferler, aptalca görülen kartlar, sakatlıklar derken özellikle ön eleme maçlarında dönüp dolaşıp İlhan-Caner-Baroni-Selçuk onbirine dönmek zorunda kalıyoruz. Bu oyuncular Fenerbahçe'nin oyununu bir adım öteye götüremediği gibi deplasmanda avantajlı skoru yakalamamızıda engelliyor. Zaman zaman hareketlenen zaman zaman durarak ve en kötüsü yan pas yaparak oynamaya çalışan bir Fenerbahçe gördük sahada. Oyuncunun yapamadığı bir ortayı Santos gayet güzel bir kafa vuruşu ile havalandırınca gelişine sağlam vurulan bir şut ve maçın geri kalanında bu golden kurtulma çabaları.İkinci yarı Semih-Niang değişikliği ve ilk 10 dakikada rakip sahada etkinlik ve rakibin 10 kişi kalması neticesinde kısa bir süre oyunda etkinlik ama buna rağmen golü göremiyoruz. Son dakikalarda verdiğimiz gol pozisyonu ve Gökhan Gönül'ün çizgiden çıkardığı topta cabası. Bizim ise hatırladığımız cılız ataklar ve Mehmet Topuz'un biri frikikten olmak üzere son dakikada karşı karşıya kaçırdığı gol. 

Kanatlardan etkinlik sağlayamadığımız bir maçta orta alandan da pozisyon üretemeyince gözler elbette Stoch, Dia, Emre'yi arıyor. Her maç eksik kadro ya da her maç öncesi süpriz bir sakatlık haberi artık olağan hale gelmeye başladı. Sıfıra inip orta yapma alışkanlığımız yok denecek kadar az ve topu ileride ancak yan pas yapmak için ayağımızda tutuyoruz. Defans hattında görülen en ufak bir sakatlık ya da cezalı durumunda defans kalitesinin düşüşüde ortada. Fenerbahçe'ye çok büyük heyecanlar ve zaferler yaşatmış olan Devid'in takımdan gönderilmesinin ardından defansa en az Lugona kadar kaliteli bir oyuncu transfer etmek gerekiyor. Yoksa her maç eyvah eyvah şeklinde geçicek. Orta alanda hazır kıyım başlamışken Selçuk-Baroni ikilisinden kurtulup sağlam bir transferle sezon kapatılmalı. Her oyuncu sakat haberinde ne yapalımda bu açığı kapayalım düşüncesinden de böylece kurtuluruz. Kadıköy'deki rövanşta sakin olmamız ve takıma dönenlerle birlikte erken gol bulup rakibin direncini kırmamız lazım. Bu turda elenmek baş aşağı giden Avrupa mecaramızı yere çakabilir.

6 Kasım 2009 Cuma

Fenerbahçe 3 Steaua Bükreş 1


Son haftalardaki maçların özeti diyebileceğimiz bir maç oldu. Yine erken dakikalarda Santos'un müthiş bilek hareketi ile Fenerbahçe'nin öne geçmesi. Ardından yine geriye yaslanma ve rakibin topla oynamasına izin verilmesi sonucu sol kanattan yapılan ortada Bilica'nın hatası ile Steaua'nın beraberliği yakalaması. İlk yarıda gol haricinde beklerin hücuma katılmadığı, Kazım'ın forvette etkisiz kalması ve sürekli ofsayta düşen bir hücum hattı. İkinci yarı Fenerbahçe'nin daha istekli ve hırslı oynayacağını düşünmek normaldi. Nitekim bu istek sol kanatta kazılan bir duran topta ilk yarı golü yememize neden olan Bilica'nın arkadan müthiş koşusunu kafa vuruşu ile tamamlayıp Fenerbahçe'nin yeniden üstünlüğü yakalaması. 2-1'in ardından Fenerbahçe yine geriye yaslanıp Antep, Kayseri ya da bu maçın ilk yarısındaki pozisyona dönüp yeniden gol yiyebilirdi ama bu noktada o maçlarda sahada olmayan bir isim kaptan Alex vardı. Bana göre bugün sakatlıktan yeni çıkması nedeni ile kendisini pek sıkmadı ama varlığı bu takım için her zaman pozitif enerjidir. Nitekim kendisini fazla sıkmadan orta alandan aldığı topu savunmayı arkasına takarak ceza sahasına kadar sürdürdü ve güzel bir vuruşla herkesi rahatlattı. Ardından Özer'i sahada görmemiz sevindiriciydi. Özellikle orta alanda pas alışverişlerinde 1-2 dakika tüm tribünleri heyecanlandıran trafiğin başrolündeydi. Emre'nin yerine sahaya girmeside düşünüldüğü bölge itibari ile ilginç. Alex'in çıkıp Selçuk'un oyuna girmesi ile Özer'de Alex'in bölgesine kaydı. Son bölümlerde oyuna dahil olan kayıp adam Guiza, ofsayt diye kesilen bir pozisyonda çektiği röveşata haricinde sahada yoktu. Defansta Bilica-Lugona ikilisi her zamanki gibi istekliydiler. Volkan ise son haftaların aksine oldukça etkisiz gözüktü. 1-2 pozisyonda defansla anlaşamadı ve topu elinden kaçırdı. Kazım'ın ise hakemle konuşma her pozisyonu tartışma isteği devam ediyor ve yine sarı kart gördü. Twente'nin de galip gelmesi ile grupta ilk 2 şekillenmiş durumda. Liderliği kaptırmadan Twente deplasmanında alacağımız güzel bir sonuç bu işi noktalayacaktır ama Alex'siz oyun planı lig ve Avrupa için acilen devreye sokulmalıdır.

22 Ekim 2009 Perşembe

Steaua Bükreş 0 Fenerbahçe 1


Sakatlıklar nedeniyle Kazım'ı forvet olarak sahaya süren Daum, istemeyerekte olsa Özer Hurmacı'yı da ilk 11'te oynatarak maça başladı. İlk dakikaların ardından oyunu kontrol eden Fenerbahçe birçok pozisyondan yararlanamadı. Özellikle Santos iki tane bomboş toğu dışarı attıki neredeyse bu kaçırdığımız goller saha sonra başımızı ağrıtıcacaktı. İkinci yarı mükemmel bir organizasyon neticesinde gelen gol takımı galibiyete taşıdı. Bu golde Emre ile başlayan pozisyonda Özer'in akıllıca Carlos'u görmesi ve mükemmel bir pas neticesinde Kazım'ın vuruşu ile gelen gol gerçekten harikaydı. Maçta Santos haricinde sırıtan bir oyuncu yoktu. Buna rağmen oyundan çıkan son oyuncu oldu Santos. Maç içinde kaçırdığı goller, ezdiği toplar ve ruhsuz haline rağmen Özer'in oyundan çıkan ilk oyuncu olmasına rağmen Santos'un son değişiklik olarak bekletilmesi ilginçti.




Emre son haftalardaki müthiş futbolunu bu maçtada sergiledi. Gökhan Gönül'de son haftalardaki performansını affettirici bir oyun sergiledi. Maçın 0-0 gittiği dakikalarda Steaua atağında attığı depar ve topa müdahelesi maçında kırılma anıydı. Bunlara Kazım'ın uzun bir süre sonra forvet olarak sahaya çıkmamasına ragmen iyi futbolu ve attığı gol vardı. Sheriff'in aldığı galibiyetle grup Fenerbahçe açısından mükemmel bir hale geldi.İ ç sahada oynanacak 2 maç daha var ve Fenerbahçe gruptan lider olarak çıkıcaktır. Bu galibiyet Fenerbahçe'nin haftasonu aldığı mağlubiyeti unutturduğu gibi pazar günü oynanacak derbi öncesinde de hem takımı hem de taraftarı yeniden havaya soktu.