Eskişehirspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Eskişehirspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Şubat 2014 Cumartesi

Eskişehirspor 2 Fenerbahçe 1

Fenerbahçe zorlu deplasman maçlarının ilkinde sahadan mağlubiyetle ayrıldı. Baroni yerine Holmen sürprizi ve Emenike'nin sakatlığı sonrası Webo ile maça başladık. Şanssızlık bu maçtada yakamızı bırakmadı ve bu seferde Webo sakatlandı. Eskişehir maça önde basarak ve sıkı bir presle başladı. Ön alanda Fenerbahçe buna cevap verdi ancak üretkenlik sağlayamadı. Defans hattında yapılan inanılmaz bir Alves hatası Bienvenu tarafından cezalandırılınca işler daha da zorlaştı. Fenerbahçe yüklenmeye ve pozisyona girmeye başladı. Konyaspor gibi Eskişehir'de geriye çekilmeye başlayınca pozisyonlar geldi. Konyaspor maçında olduğu gibi maçı zorlayan ve golü arayan isim Caner'di. Gökhan Gönül bu maçta da yine sönük kaldı. Önce direklerden dönen top ardından Caner'in şutunda Kuyt'ın dokunuşu ile beraberliği yakaladık. 

Webo'nun sakatlığı sonucu Sow forvete, Emre orta alana Holmen sol açık pozisyonuna geçmişti. Emre'nin orta alanı sakatlıktan dönmüş olmasına rağmen toparladığını ve en azından diğer oyunculara nazaran ofansif katkısının daha fazla olduğunu söyleyebiliriz. Holmen maç eksiğine rağmen maç boyunca çok koştu ve rakibe sertlik konusuda en fazla hamle yapan isimdi. Özellikle kaptırılan topların dönüşünde sık sık taktik fauller yaptı. Emre-Holmen-Topal-Meireles orta alanı mücadele anlamında ne kadar iyiyse oyun kurma ve yaratıcılık anlamında bir o kadar kötüydü. Tüm bu olumsuzluklara rağmen Kuyt ile golü bulabilr ve maçı koparabilirdik. Tüm forvetler sahada olunca hamle kanatlara geldi ve Topuz sağ açığa geçti. Fenerbahçe Salih'i de alarak gol aramayı sürdürürken Mehmet Topal'ın kötü pası kalemizde gol oldu. Maç boyunca etkili olmayan Erkan muhteşem bir vuruşla Eskişehir'i galibiyete taşıdı. Son yıllarda deplasmanda yakaladığımız en kötü Eskişehir'e karşı böylece kaybetmiş olduk. Beraberliğe yatabilir ya da orta alanı güçlendirip oyunu kontrol edebilirdik. Karabük deplasmanında olduğu gibi golü aramaya devam ettik ve yenildik. Karabükspor maçının bu maçtan tek farkı, Karabük'ün Eskişehir'e nazaran daha iyi oynaması özellikle zemini iyi kullanıp galibiyeti hak etmesiydi. Fenerbahçe böylece lig boyunca elde ettiği puan farkınının avantajını ilk olarak Eskişehir deplasmanında kullanmış oldu. 

Bu mağlubiyeti çok fazla abartmadan yola devam etmek gerekiyor çünkü en az bu deplasman kadar zor bir Sivas deplasmanına gideceğiz. Bireysel anlamda Alves'i, Topal'ı, ya da maç boyunca hatalı çıkış rekoru kıran Volkan'ı, Sow ve Kuyt'ı eleştirebiliriz. Puan farkının verdiği avantajı kullanarak hemen önümüze bakmalıyız. Yerli forvet rotasyonuna sahip olmamamız Webo'nun sakatlığı ile bir kez daha önümüze çıktı. Yobo'nun kiralanması ile yakalanan kontenjan fazlalığını da düşünerek gerekirse yabancı bir forvet takıma katılmalı. Oyunun sıkıştığı anlarda kilidi çözücek bir isim her zaman ihtiyacımız. Orta alandaki sakatlıklar ya da formsuzluklar bu maçtada gördüğümüz gibi tolere edilebiliyor ancak forvet ve skora katkı yapacak isimler konusunda bu avantaja sahip değiliz. Hem Emenike hem Webo'nun durumu bu işin aciliyetini daha da arttırıyor. Enseyi karartmadan ancak hataları görerek ve en önemlisi daha şimdiden şampiyonluk havasına girmeden yola devam etmeliyiz. En ufak tökezlemede basının Galatasaray'ı nasıl iteceğini hep beraber görmek istemiyorsak, Sivas deplasmanı önemli.

15 Nisan 2013 Pazartesi

Fenerbahçe 1 Eskişehirspor 0

Lazio maçının ardından ligde Eskişehirspor ile oynamak her zaman zordur. Hocanın bu maça rotasyon ile başlıyacağını tahmin ediyordum ama o bu hakkını muhtemelen hedeflenen 3 kupa içindeki en az önem verilen Türkiye Kupası maçında Eskişehir deplasmanına bıraktı. Fenerbahçe'nin aynı Orduspor maçındaki gibi kötü başladığı ve sıklıkla rakibe pozisyon verdiği dakikalarda oyuna tutunmasını son haftalarda eski günlerinden esintiler sunan Volkan Demirel sayesinde sağladığını söylemeliyiz. Erkan Zengin'in direkten dönen şutu yanında Kamara'nın karşı karşıya pozisyonunun da Fenerbahçe'yi ilk yarının sonuna kadar uyandırmaya yettiğini söylemek zor. Bu kadar yoğun tempoda bunu her maç beklemekte haksızlık. Fenerbahçe ilk yarıdaki kötü oyununu biraz şans birazda kalecisinin yüksek performansı ile kazasız belasız atlattı. Özellikle Eskişehir defansının orta alana kadar çıktığı zamanlarda ve Alper Potuk'un dikine taşıdığı topların gol ile sonuçlanmaması büyük bir şans idi. 


İkinci yarı hemen yüklenmek istiyecekti Fenerbahçe ve taraftar Salih'i aramaya başlamıştı. Webo'nun attığı golde yan hakem doğru bir kararla ofsaytı tespit etti ardından ''elle attım ama gol verilmeliydi'' gibi talihsiz bir açıklama yapan Alper Potuk'un golü iptal edildi. Fenerbahçe ikinci yarı risk alıp, baskı kurmaya çalışırken son haftaların kayıp kralı ve ensesinde veliahtın ayak seslerini işiten Baroni, mükemmel bir paslaşmanın sonunda golü buldu. Bu golle hem Baroni, hem Fenerbahçe hem taraftar rahatladı. Golün gelmesi önce değişiklikleri erteletti ardından değişiklikler skoru koruma yönünde oldu. Maçın geri kalan süresince maç boyu yaptığı gibi Eskişehir ataklarını devam ettirdi ama sonuca ulaşamadı. Egemen'in maç boyunca yakaladığı pozisyonları değerlendirememesi maçın kopmasını ve takımın rahatlamasını engelledi. Selçuk ve Krasiç değişiklikleri ile hem direnç arttırılmaya hem oyun dengelenmeye çalışıldı ve nihayetinde Fenerbahçe sahadan çok önemli bir 3 puan ile ayrıldı. Önümüzde yine Eskişehir ile bir kupa maçı var. Muhtemelen, iki ayaklı olan bu maçta Fenerbahçe bu maçın aksine ciddi bir rotasyon yapıcaktır, yapmalıdırda. Özellikle Kuyt, Gökhan Gönül, Meireles ve Webo'nun kesinlikle dinlendirilmesi gerekiyor. Hasan Ali, Bekir, Caner, Salih, Selçuk hatta Semih ilk 11'de yer alabilir. Bu dönemde bazı oyuncuların bu maça hiç götürülmemesi bile gerekir. Oyun kötüydü ama puan geldi, bu kadar çabalayan takımı alkışlamak gerek. Sonuna kadar mücadeleye devam.

18 Kasım 2012 Pazar

Eskişehirspor 1 Fenerbahçe 1

Fenerbahçe açısından çok zor bir deplasmandı. Sakatların iyileşmesi ve son haftalarda sergilenen iyi performans haricinde, hem taraftar hem iç sahadaki iyi performansı ve kadrosu düşünüldüğünde Eskişehir maçta bir adım öndeydi. Fenerbahçe'de, Aykut Kocaman bu tip deplasmanlarda yaptığı gibi sol önde Caner Erkin ile başladı. Maçın kırılma noktası olan kırmızı kart pozisyonu ve akabinde yaşananlar haricinde, iki takımında hırslı ve oyuna odaklanmış bir performans sergilediğini söyleyebiliriz. Fenerbahçe 10 kişi kalmasına rağmen mücadelesini arttırarak 1 puan almayı başardı Eskişehir deplasmanında. 11 kişi bile zorlanabileceğiniz bir deplasmanda hakem faktörü ve 10 kişi ile 60 dakikadan fazla mücadele ettiğimizi düşündüğümüzde, ileride değeri daha iyi anlaşılacak ''1'' puan aldık. Galip gelicek pozisyonları yakaladık ancak başarılı değildik, aynı şekilde ikinci yarının ilk 10 dakikasında Eskişehir'de çok net pozisyonlardan yararlanamadı. Kuyt'ın müthiş çabası ile yarattığı pozisyonda Sow müthiş vuruşla golü yaptığında, takım da 10 kişi kaldıktan sonraki çabalarının meyvesini almış oldu. Fenerbahçe'nin puan kaybından daha önemli olan yönü ise, takım halinde birbirlerinin açıklarını kapatmak için sergiledikleri mücadele azmi ve taktik disiplini maç boyunca korumları oldu. 10 kişi olmasına rağmen maç boyunca performans açısından, bunu maçı izleyenlere hissettirmediler. Bu bütünlük korunduğu takdirde deplasmanlarda da galibiyetler gelicektir. Bu sezon oynanan Kasımpaşa deplasmanı ile Eskişehir deplasmanında oyun, mücadele ve taktik disiplin açısından dağlar kadar fark var. Birinde 11 kişi oynamasına rağmen sahada gezinen ve 2-0 yenilen Fenerbahçe varken, diğerinde 10 kişi, Eskişehir gibi zor bir deplasmandan 1 puanı alan Fenerbahçe vardı. Volkan ve Sow'un bireysel anlamda öne çıkan performanslarına rağmen Fenerbahçe'nin dün takım halindeki oyunu mükemmeldi. Oyun planına sadık kalan ve mücadelesini her maç eşit oranda gösteren Fenerbahçe uzun vadede istediği noktaya gelicektir. 
Dün akşam futbol oynamaya çalışan iki takımı bir kenara koyduğumuzda geriye Fırat Aydınus'un one man show'u kalıyor. Caner'in atıldığı pozisyonda, ne duydu o mesafeden, nasıl bunu başardı, sırtı dönük olmasına rağmen Caner'i nasıl tespit etti, bunları bilemiyoruz. Ancak Aykut Kocaman gibi sakinliği ile tanınan birisini ilk defa maç esnasında sahaya girip itiraz edicek konuma getirdi ki,bu başarısı nedeniyle kendisini kutlamak gerekir. Maç içerinde karşılıklı faulleri cezalandırmada yetersiz kaldı, oyuncuların kavga ettiği pozisyonu dahi uyarı ile geçirdi. Fenerbahçe aleyhine verdiği penaltıda 4 dakikalık uzatma sona ermiş olmasına rağmen oyunu devam ettirdi. İkinci yarı Sezer'in kaşı yarılmasına rağmen oyunu devam ettirmek gibi Fifa nezninde skandal sayılabilecek bir hatası daha var ki, buna yan ve 4. hakemde ortak oldu. Kısacası dün akşam maçın önüne geçmek gibi bir niyeti vardı Fırat Aydınus'un ve bunu başardı. Başarılarının!! devamını diliyorum. Aykut Kocaman'ın maç sonu basın toplantısında yaptığı konuşmanın altına ise imzamı atarım: ''3 Temmuz'dan itibaren cezamız devam ediyor.''

27 Şubat 2012 Pazartesi

Eskişehirspor 2 Fenerbahçe 1 / Aynı Tas Aynı Hamam

Deplasman maçlarının ardından yazdığım yazılar birbirinin kopyası olmaya devam ediyor. Rakibin adını ve maçın skorunu değiştirip maçla ilgili bir fotoğraf koyup bir önceki deplasman maçında yaşananları aynen kopyala yapıştır yapsam inanın kimse anlamaz. Ruhsuzluk, mücadelesizlik, skoru kabullenme neredeyse takımın ana karakteri kıvamına geldi. Daha öncede Fenerbahçe'nin kötü oynadığı maçlar izledik, takıma ya da hocaya kızdığımız anlar oldu, şu maçı kaybetmekte çok mesele değil. Asıl sorun takımın ruh gibi sahada gezinmesi. 1-2 oyuncu haricinde isyan eden, reaksiyon gösteren kimse yok. Maç başlıyor, diziliş belli, herkes rakip biraz topla oynasın havasında en sonunda bir şekilde gol buluyor rakip takım bizimkilerin aklı başına geliyor karşı kaleye gitmek için. Bir deplasman maçına ön alanda presle başlasak, erkenden gol bulsak, geriye çekilmeyip skoru arttırma yollarını arasak günaha mı gireriz?  

Maçtan birgün önce sezon başından beri yaşadığın sıkıntıların sorumlusu olan dava süreci sonucu başkanın tüm iddaları çürütmesine rağmen haksız durumda içeride kalmış, sırf bu yüzden biraz direnç gösterir bir takım. İçeride boşu boşuna yatan insanlar için biraz mücadele gösterir, isyan eder. Ligin en kötü takımlarından biri olan son haftaların en formsuz takımı olan Eskişehirspor'dan iki gol yiyiyorsun, zorla uzaktan vurduğun bir şutla ancak golü bulabilmişsin, hakem inceden seni doğruyor ama senin yaptığın tek hareket hakeme hassssiktir çekip kırmızı kart görmek, olmayan takım direncini iyice dibe vurdurmak. Sol bekte Ziegler'in ve sağ açıkta Mehmet'in formu yerlerde sürünüyor, Serdar'ın formsuzluğundan formayı kapan Bekir onu bile aratıyor, Stoch sakatlığın izlerini atamamış, orta alanda yaratıcılık ve mücadele yok ve topla oynamak isteyen Alex, futbol katili Hürriyet ve hakem Halis Özkahya'nın kıskacında yerden kalkamıyor maç boyu. İçeride Gençlerbirliği maçı Sivas maçının bir kopyası olucak, takım gol yiyecek ve zar zor taraftarın desteği ile maçı alıcak belkide artık onu bile yapıcak güçleri yok. Şu oynanan futbol başka bir sezonda olsa inanın tepkiler çok sert olurdu ama taraftar yaşananların saha dışında olduğunun farkında olduğu için saha içini kötü futboluna rağmen destekliyor, stadı dolduruyor ve takıma her yerde sahip çıkmaya çalışıyor ama bu ruhsuz takımı sahada izleyip, bir büyük içen bana da yazık. Halil Sezai gibi uzun bir isyaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaan çekmeye de gerek yok, isyaaaan desen alıp yürüyüceksin zaten ama o umudu da öldürmeye başladın.

21 Kasım 2011 Pazartesi

Fenerbahçe 1 Eskişehirspor 0

Sivas mağlubiyetinden sonra lige verilen milli maç arası sakatlar için iyi olucak derken bu sefer daha fazla eksikle karşılaştık. Yobo ve Ziegler'in yokluğunda Semih'te kadroda yer almıyordu. Defansta Bilica, sol bekte uzun bir aradan sonra Uğur Boral yer almıştı. Fenerbahçe'nin iyi başlamasına rağmen golü bulması biraz zor oldu. Orta alanda fazla bir yan pas hastalığı vardı. Takım ileride çoğalamıyordu ve Eskişehir zaman zaman bunaltıcı bir abluka ile kale önünde fazlasıyla etkili oldu. Nadareviç'in atılması ile Eskişehir top hakimiyetii kaybetti ve ancak maçın son 6-7 dakikasında farkı arttıramayan Fenerbahçe'nin geri çekilmesi ile yeniden etkili oabildi. Alex'in indirdiği topa duble kafa vuran Bienvenu ile maçın tek golü geldi. 

Maçtan oyun anlamında çok fazla memnun kaldığımı söyleyemiycem. Geçen maçlara oranla özellikle sol kanat hiç işlemedi desek yeridir. Kart cezasından sonra biraz kaptan hareketli ve istekliydi ki, golde zaten onun asisti ile geldi. Eskişehir'in fazla sorun çıkarmayan futbolu da bunda etkili oldu. Fenerbahçe geçtiğimiz sezonların aksine özellikle evinde oynadığı maçlarda daha az skor üretir bir durumda. 10 kişi kalmış ve 1-0 mağlup bir durdumdaki rakibe karşı taraftar daha domine bir futbol ve tabiki daha fazla gol bekliyor. Stoch'un oyuna girişi biraz öne alınabilirdi ama onunda oyuna girişlerinde sürekli memnuniyetsiz hali beni fazlasıyla endişelendiriyor. Fark biraz daha fazla açılsa Serdar Kesimal ve Sezer belki oyuna dahil edilip maç kondüsyonu yakalamaları denenebilirdi. Taraftarın deplasman yasağını protesto etmesini ayrıca tebrik etmek lazım. Herkesin kuzu kuzu kabullendiği bir durumu Fenerbahçe her zaman olduğu gibi protesto etti. Maçın belkide önüne geçen hadisesi Emre'nin tüm maç boyunca olan agresifliği idi. Bu olayı o kadar abarttı ki, artık kendi takım arkadaşlarına karşı bile küfür eder, kavga eder hale geldi. Türkiye'de, Emre'nin futbol yeteneğini sorgulayan kimse yok ancak bu tip hareketleri artık tahammül edilemez bir hal aldı. Milli takımın yenilmesinde ihale nedense Fenerbahçe'ye kaldı ve Emre bu durumdan dolayı fazlasıyla gergin. Maçın başından itibaren hakemle, rakip oyuncularla ve en sonunda kendisine abi diyen Gökhan ile kavga etti ve atılan gollerde bile reaksiyonu çok sınırlı olan Aykut Kocaman'ı bile saha kenarından bağırmak zorunda bıraktı. Ben her maç Emre'nin bu tip hareketlerinden fazlasıyla sıkıldım ve takıma zarar vericek boyutlara ulaşan bu durumun daha fazla devam etmesinin çok daha tehlikeli sonuçları olacağı kanaatindeyim. Özellikle Aykut Kocaman'ın bu olayı her ne kadar basın önünde korumacı bir tavırla geçiştirse de kapalı kapılar ardında Emre'ye gerekli uyarıları yapmasını bekliyorum. Dışarıda herkesin efendiliğinden bahsettiği bir oyuncunun saha içerisinde bu kadar agresif olmasıda ayrı bir mesele. Gerekirse psikolojik bir yardım alması sağlanarak öfke kontrolünü yeniden kazanması denenmeli. Fenerbahçe iyi oynamıyor ama galip geldiği için ve olağanüstü durumlardan geçtiği içinde takıma fazla kızmak içimden gelmiyor. Biraz daha fazla oyuncunun oyuna katılması ve forma şansı bulması ile ara transferde ön alana bir transfer yapılması takımı daha iyi bir duruma getirecektir.

9 Nisan 2011 Cumartesi

Eskişehirspor 1 Fenerbahçe 3

Geçen haftanın kadrosundan tırpanı yiyen isimler Özer ve Semih idi. Dia'nın sakatlığı nedeniyle orta sahanın solunda Stoch hamlesini beklerken Aykut Hoca kimsenin beklemediği Caner kozunu kullandı. Öyleki maç öncesi Fenerbahçe'yi yakından takip eden muhabirler bile Caner sol bek mi yoksa sol açık mı oynayacak emin değillerdi. Emre'nin takıma dönüşü ile herkes mevkisine geri dönmüş ve takım çıkış yakaladığı dönemki kadro yapısında kavuşmuştu. Tüm bu olumlu haberlere rağmen Eskişehir deplasmanının zorluğu ortadaydı ve ilk golü defansında uyuduğu bir anda çok erken bir şekilde Batuhan'ın kafası ile ağlarımızda gördük. Bu dakikada bende oluşan duygu işlerin zorlaşacağı ve maçı çeviremiyeceğimiz düşüncesiydi ama takım bu gole o kadar çabuk cevap verdi ki maç bir anda lehimize döndü. Caner belkide kendisini parlatan sol açık mevkisinde seneler sonra ilk kez oynamasının acısını çıkarırcasına sol kanattan aldığı topa içeri girdi ve kaptan ile yaptığı verkaç sonrası üstelik sağ ayağı ile golü yaptı. Eskişehir'in golüne verilen bu erken cevap morallenmemizi ve oyuna asılmamızı sağlarken hemen akabinde Eskişehir şoku atlatmadan yine kaptanın pası ile Niang skoru 2-1'e getirdi ve Eskişehir büsbütün çöktü. 

Eskişehir yediği gollerle oyundan kopmasına rağmen Fenerbahçe öne geçtiği süreçte takım halinde topun arkasında durmayı sürdürdü ve skoru koruma gayretinde idi. İkinci yarı Sezer'in oyundan çıkması ile zaten az olan yaratıcı oyuncu sayısı iyice yok olan Eskişehir daha çok Batuhan'ı topla buluşturmaya çalıştı. Fenerbahçe ise yakaladığı kontrataklar ile gol bulmaya çalıştı. Bülent Uygun son olarak Ümit Karan'ı oyuna alarak forveti çiftledi ve tüm riskleri göze aldı. Maçın kırılma noktasıda bu dakikadan sonra yaşandı. Batuhan'ın kafa vuruşu direkten döndükten sonra Volkan'ın ayağına çarpıp ağlara gidebilirdi ama şans Fenerbahçe'den yana idi ve bu pozisyon hamle zamanın geldiğinin işaretiydi. Aykut Hoca öncelikle sakatlıktan dönen ve yorulan Emre yerine orta saha direncini arttırmak için Gökay'ı oyuna aldı ve hemen ardından sarı kartıda bulunan ve iyice yıpranan Niang'ın yerine Semih hamlesini yaptı. Nitekim bu değişikliklerden çok kısa bir süre sonra kapılan bir topla karşı kale önüne hızla inen Fenerbahçe, yine kaptanın muhteşem görüş açısı ile sağ kanattan bindirme yapan Gökhan'a açtığı topun ortasında Semih'in dokunuşu ile skoru 3-1'e getirdi ve fişi çekti. Son olarak gelenekselleşen Bekir değişikliği maçı tamamladık. 3 golde doğrudan katkısı olan Alex, ilk golü atan ve maç boyunca çok istekli görünen Caner ile arkaya yaslandığımız dakikalarda soğukkanlılığını asla kaybetmeyen Yobo maçın kader adamları idi. Geriye düşülen sayısız maçların birinde daha takım ayaga kalkıp puan almasını bildi ve yeniden maç fazlası ilede olsa lideriz ve zorlu bir deplasmandan 3 puan ile dönüyoruz. Yarın ben Trabzonspor'un puan kaybı yaşayacağını sanmıyorum ama Galatasaray maçı ile başlayan fikstürde puan kaybı yaşamamaları çok zor. Biz maçlarımızı kazanıp beklemeye geçelim, şampiyonluk sonunda Kadıköy'e gelicek.

7 Kasım 2010 Pazar

Fenerbahçe 4 Eskişehirspor 2

Fenerbahçe'nin en azından bu sezonun ilk yarısı ortaya koyacağı performans maçlara bağlı olarak şekillenicek. Geç yapılan  transferler, sakatlıklar, cezalılar ve formsuzluklar son maçta kaybedilen ikinci şampiyonluk tramvası ile birleşince takımının tüm bunlarda geceden sabaha iyi ve güzel futbola evrimleşmesini beklemek büyük hata. Geçen sezonlardan farklı olarak hedef maçlarda gösterilen daha silik oyun ama bunun tersine diğer maçlarda bol gollü galibiyetlerde yukarıda saydıklarımızın tezahürü. Fenerbahçe saha içi organizasyonunu oturttuktan sonra ikinci yarı bu hedef maç performansınında değişeceğini düşünüyorum, kaldı ki derbilerde galibiyetlerdense şampiyonluğa götürecek diğer yolu ben her zaman tercih ederim. Onun için bol gollü galibiyetler takımın hücum zenginliğini ve pozisyon yaratıcılığını gösterirken aynı oranda yenilen goller defansta yaşanan kalite eksikliği (Bilica) ve sorumsuzluk (Lugano) ile takımın henüz bir bütün halinde hareket edememesine bağlı. 




Eskişehir maçında takımın üzerinede çöken sisi dağıtmak için ortaya konan futbol erken golle birleşince anlamlaştı. Erken gol avantajına morallenmede eklenince beraberlik golüne rağmen Alex&Semih&Gökhan üçlüsünün hevesi ve bitiriciliği takımı ilk yarıda rahatlatırken bu tekere çomak sokma sevdalısı Lugano'nun yapmış olduğu anlamsız bir koridor kırmızı kartı ile işler büsbütün karıştı. Emre'nin sakatlığı ile birleşince üretkenlik yitiren takım Bilica'nın oyuna girişi ile kendine güvenini de yitirdiki golde beklenen noktadan kısa bir süre sonra geldi. Bu sorumsuzluk üstelik cezadan daha yeni dönmüşken takımı acaba sorusu ile karşı karşıya bıraktığı gibi Bilica'yı da seyircinin kucağına attı. Semih'in yeniden nöbete dönmes ile fark 2'ye çıkarıldı ve aslında çok fazla sorun çıkarmayacak durumda olan Eskişehir maçı zaman zaman yaşanan nefes darlıklarına rağmen galibiyetle noktalandıki, Kayseri ve Bursaspor'un beraberliklerine birde Trabzon-Galatasaray maçının sonucunu eklediğimizde ortaya karlı bir tablo çıkıcak. 


Her hafta cezalı ve sakat oyuncuların fazlılığı ile takımı bir bütün halinde izlemekten uzak olmamıza rağmen oyuna tutunma ve kazanma hevesi ile bol gollü galibiyetler güzel ancak yenilen gollerin fazlalığı, yoğun sakatlıklar ve sorumsuzca cezalı duruma düşmeler Aykut Kocaman'ın elini zayıflatıyor. Defans hattında Lugano'nun bir gelip bir gitmesi, Bilica'nın formsuzluğu Gökhan, Caner, Volkan ve Jobo'nun üstün performansları ve gayretleri ile aşılıyor ancak bunun sonsuza kadar sürmesini beklemek aptallık olur. Takım iskeletinin oturtulması ve ardından sakatların takıma katılması ile sağlanacak kadro derinliği ardından önümüzü daha rahat görebilicez. Emre ve Lugano'nun yokluğu bu açıdan takım içinde sıkıntı yaratıyor, Niang ve Dia'nın yokluğu Semih ve Mehmet Topuz'un çabaları ile kamufle edilse dahi her oyuncunun takıma eşit derecede saygı duymasını beklemek hakkımız. Gaziantepspor ile yapılacak maç bu açıdan önemli ve zor bir viraj olarak görülürken ardından ilk yarının sonuna kadar nispeten rahat maçlar ve bol gollü galibiyetler Fenerbahçe'yi bekliyor.





7 Ekim 2010 Perşembe

Buca-Eskişehir-Bülent Uygun-Etik

Türkiye'de nefret edilen hoca figürlerini sayın desek ilk 3 içerisinde kesinlikle yer alır Bülent Uygun. Sivas'ın başında iken yaptıgı söylemlere hatırı sayılır bir hayran! kitlesi kazanan Bülent Uygun son olarak Bucaspor'dan istifası ve ardından Eskişehirspor'un başına geçmesi ile yeniden kamuoyunun gündemine geldi. Bucaspor'un başına geçtiğinde deli gibi transfer yaparak altyaspı ile ünlü takımı süper lig gezginleri ile doldurdu, ardından takım kötü gidiyor ve yeni seçilen başkanın elini rahatlatmak için istifa ediyorum  ve bir süre takım çalıştırmayı düşünmüyorum demesinin üzerinden 1 hafta dahi geçmeden Eskişehirspor'un başına geçti. Nereden tutarsanız elinizde kalan garip bir transfer hikayesi. Bu transferde karlı çıkan tek taraf Bucaspor oldu bence çünkü altyapılarını belki bu vesile ile hatırlarlar ki onlar bu işte günahı olmayan tek taraf durumundalar. 


Eskişehirspor yönetimi ise Rıza Çalımbay ile yolları ayırma kararının ardından 2 gün içerisinde Türkiye'nin en fazla sempati duyulan takımlarından birini nefret kümesinin içerisine soktular. Özellikle Bucaspor'un başında iken Bülent Uygun'u ikna etmeye çalıştıkları iddaları var ki, doğruysa gerçekten mide bulandırıcı bir durum. Önce Zico ile görüşüyoruz gibi abuk bir açıklama ile kamuoyunu yanıltmaya çalıştılar ardından Bülent Uygun bize başvurursa düşünürüz gibi saçma bir açıklama ile ortalığı karıştırıp, ardından Bülent Uygun'u takımın başına getirerek zirveye çıktılar. Takımlarımızın zaten adet haline getirdiği hoca kovma ardından yorumculuk yapan ya da boşta olan hoca ile anlaşma yapma adetlerinden sonra, başımıza birde bu tip bir hoca transferi çıktıki evlerden ırak olsun tekrarı. Eskişehir benim en sevdiğim yerlerin başında gelir, Eskişehirspor ise Fenerbahçe'nin ardından taraftarı ve özellikle bandosu ile   büyük sempati beslediğim ve birçok arkadaşımın olduğu bir kulüptür ancak son olaylar nedeni ile gerçekten bir akıl tutulması yaşadıklarını düşünüyorum ve bu çirkin durumun fazla sürmeden bitmesini umuyorum. Yoksa yıllarca emek verilerek oluşturulan bu sevgi durumu bir çırpıda kaybolabilir.

Eskişehirspor açısından felaket senaryosu ise affedilen Ümit Karan'ın kaptan olarak ilk maçta sahaya çıkmasıdır ki bu gerçekten oturup futbol hakkında düşünmemizi gerektiren bir hareket olur. Bülent Uygun bu hamlesi ve ardından yaptıgı anlamak için baya çaba sarfetmeniz gereken açıklaması ile beni şaşırtmamıştır ve ben ilk defa Eskişehir'in başarısız olmasını can-ı gönülden istiyorum.

5 Aralık 2009 Cumartesi

Eskişehirspor 2 Fenerbahçe 1


Freni boşalmış kamyon misali bayır aşağı gidiyor takım. Saha içindekiler ve kenarda bekleyenlerden en ufak bir isyan hareketi gelicekmiş gibi görünmüyor. İlk haftalarda alınan seri galibiyetlerin yerini seri mağlubiyetler aldı. Takımda a'dan z'ye çarpıklıklar var.Ruhsuzluk ve vurdumduymazlık had safhada. Takında mücadele eden oyuncu sayısı çok az. Her hafta kart gören ve cezalı duruma düşen oyuncular, sürekli saha dışında yaşadıkları olaylar nedeni ile hastahaneye kaldırılan oyuncular ve takımı kenardan izleyen Daum. Takımın neresinden tutarsanız elinizde kalıyor. Sahada koşmayan, pres yapmayan, güçsüz kuvvetsiz adamlar var.

90 dakika bu takımı izlemek gerçekten insanın siniri bozuyor. Sahada mücadelede olmayınca bu sinir katsayınız daha fazla oluyor. Mağlubiyetler alınır ama sahada gördüğünüz mücadle ve oyuncuların istekleri nedeniyle sonuç sizi bu kadar üzmez. Oysa bırakın sahada olmayı neden futbol oynadığını bilmediğimiz adamlar var piyasada. Sahaya çıkanları, yedek oturanları, hocaları, kondüsyonerleri, sportif sorumluları, başkanı herkes bir araya gelip bu işi bir çözüme kavuştursunlar. Yoksa taraftar Kadıköy'ü hepsinin başına yıkmasını bilir.

7 Nisan 2009 Salı

Bu Gece Barda

Beşiktaşın gelecek vaad eden ve Eskişehirspor'da kiralık oynayan futbolcusu Batuhan Karadeniz Fenerbahçe maçından önce takımın kamp yaptığı otelden gece yarısı gizlice ayrılıp İstanbul gecelerini teftiş ettiğinin tespit edilmesinin ardından kadro dışı bırakıldı. Türk futbolu bir kez daha, yetenekli ama profesyonelligi ögrenememiş geyigi yapılacak bir futbolcusuya kavuştu.Hayırlı olsun...

5 Nisan 2009 Pazar

Fenerbahçe 2 Eskişehirspor 1

Maçı izlemeyenler Fenerbahçe hakkında şampiyonluk yolunda inanmışlar,pes etmiyorlar gibi düşüncelere kapılabilir.Ama maçı seyreden bizler için futbol tam bir eziyet.Fenerbahçe karşısındaki hiç bir takımı oynadığı futbolla ezemiyor.Kendi sahasında oynanan şu maçta bile 5 dakikada olsa bir oyun hakimiyeti yoktu ama buna ragmen maçtan 2-1 galip ayrılmayı başardılar.Fenerbahçe'nin oynadığı futbolla ligi şampiyon olarak tamamlaması neredeyse imkansız.Kendi evinde dahi sürekli oyunu geride tutan bir takım şampiyonluğuda hak etmiyor zaten.Özellikle Arogones'in Josico ısrarını anlamak mümkün değil.Deniz son maçlarda iyi bir performans gösterirken kesik yemesi hem futbolcuya hem de takıma ihanet.Nitekim Josico ilk yarının ardından oyundan alındı.

Alex'in yoklugu takımın bütün organizasyonlarını etkiliyor.Ne pas ne de duran toplarda organize bir atak izleyemedik.Özellikle golü atmasına ragmen ilk yarıda Deivid ve Selçuk pas tercihlerini sürekli hatalı yaptılar.Eskişehir'in bu kadar iyi oynamasına ragmen maçtan puan alamadan ayrılması şüphesiz ki onlar adına şanssızlıktı.Ama bu futbolu sürdürdükleri takdirde uzun vadede çok iyi bir takım olacaklarından şüphe duymamak gerek.

Fenerbahçe bu hafta kazanarak şampiyonluk yarışına belki yeniden ortak oldu ama bu futbolla şampiyonluğun en büyük adayı izlenimini hiç vermiyorlar.Belki Alex'in dönüşü ve derbilerdeki artı motivasyonla oyunları bir nebze değiçicek olsada kalan maçların tümünde Fenerbahçe bu akşam oynadığı futboldan daha iyisini sergileyecegini sanmıyorum.....

15 Mart 2009 Pazar

Hacı Bizim Kale Ne Taraf!!!!!

Emre Toraman bugün oynanan Eskişehirspor-Bursaspor maçında kendi kalesine 2 gol birden atmayı başarmış hat-trick in kıyısından dönmüştür. Edu kendisi için: ''Ne biliyorsam ondan ögrendim' 'demiş'tir. Son vuruşlarını çok geliştirdi Emre, önümüzdeki sezon forvet hattında değerlendirilebilir....