Güney Afrika 2010 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Güney Afrika 2010 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Haziran 2010 Salı

İspanya 1 Portekiz 0

İki sınır komşusu arasında oynanan ve kazananın çeyrek finale adını yazdıracağı maç her iki takımın yüksek teknik ayaklara sahip olmasına rağmen müthiş bir alan savunması ve az gollü bir galibiyet ile neticelendi. İlk yarıda Portekiz müthiş alan savunması ile İspanya'ya neredeyse pozisyon göstermedi, orta alanda Xavi ve İniesta arasındaki pas bağlantılarını kesmeyi başaran Portekizliler geriden Xavi Alanso'nun oyunu kanatlara açan oyununada çok fazla imkan tanımadılar. İlk yarı boyunca Portekiz'de Coentrao defansta yapmış olduğu müthiş savunmayı ileriye çıkarakta gösterdi ve ilk yarı boyunca Ramos bu alandan pek etkili olamadı. İlk yarı boyunca oyunu iyi götüren Portekiz bir diğer başarılı isim Tiago ile golüde bulabilirdi ama bu noktada devreye Casillas girerek takımını kurtardı. 

İkinci yarda ilk yarıdan pek farklı başlamamıştı ve bu sefer her iki takımda daha temkinli bir oyun planı üzerinde duruyordu. İkinci yarıda ilk hamle İspanya'dan bekleniyordu ve Del Bosque forvette etkisiz kalan Torres'i oyundan alarak yerine Lorente'yi soktu ve bu dakikadan itibaren Portekiz defansının arasına atılan toplar tehlikeli olmaya başladı. Xavi ve İniesta ikilisinin ceza sahası çevresinde paslaşmalarına fiziğini kullanarak duvar olan Lorente golün hazırlanmasınada zemin hazırladı. Almanya'da zaman zaman Klose'nin yaptığı şekilde takımın ileride top dağıtımına yardımcı olan Lorente topu ileride tutulmasını sağladığı gibi Portekiz defansının dengesini bozdu ve fizik güç açısından defans hattı yıprandı. Yine bu dakikalarda İspanya adına turnuvanın en iyi ismi olan David Villa sahneye çıktı ve Xavi'nin önüne bıraktığı topta ilk vuruşta maçın en iyi isimlerinden olan Eduardo'yu geçemese de ikinci pozisyonda topu ağlarla buluşturmayı başardı ve o dakikadan sonra oyun kontrolü maçın sonuna kadar İspanya'ya geçti. 


Portekiz ilk yarı uyguladığı alan savunmasını terk edip, risk almaya ve Ronaldo'nun ayağına bakmaya başaldı.Turnuvanın en etkisiz oyuncusu olan Ronaldo maç boyunca ne bir tehlikeli şut ne de tehlikeli bir pozisyon girişiminde bulunabildi. Liedson ve Pedro Mendes'in oyuna dahil olması ile orta alanda topu tutup ileride etkili olma düşünceside pratikte çuvalladı. Queiroz'in golden önce oyunun başından beri en iyi isimlerinden biri olan Almedia'yı çıkarmasıda Portekiz adına hatalı bir hamleydi. Oyun planlarına baktığımızda Portekiz'in oyunun genelinde sağlam bir savunma felsefesi ile İspanya orta alan etkinliğini bitirmek ve bulabilirlerse Ronaldo ile bir gol atarak maçı koparma fikirleri açıkça ortadaydı. Golden sonra bunun tam tersine hücum hamleleri takıma pek olumlu yansımadı zira İspanya'nın öne geçmesi demek uzun paslaşmaların ın başlamasınında zamanı demekti. Orta alanda İspanyollar'ın ayağında topu alamadılar ve kupaya bu noktada veda ettiler. Portekiz'i eleyen İspanya ise yavaş yavaş turnuvaya ısınıyor. Yarı final şanslarınıda diğer ekiplere göre daha fazla ve kazanma alışkanlıklarını yeniden yakalamaları en büyük artıları olarak duruyor. Bosque'nin en büyük sıkıntısı Torres'i önümüzdeki turlarda ilk 11 başlatıp başlatmayacağı çünkü İspanyol oyuncu sakatlığın ardından yeterli performansı sergileyemiyor. Villa'yı bir çoklarına göre sol kanata mahkuk etmek hata ama Villa bundan pek şikayetçi görünmüyor ve şu an takımın en golcü ismi. Kazanan takım bozulmaz mantığından hareketle Paruguay karşısında da ilk 11 başlayacağını düşünüyorum Torres'in ve çeyrek final eşleşmesinde tura yakın olan taraf İspanya.

27 Haziran 2010 Pazar

Almanya 4 İngiltere 1

Almanya-İngiltere kapışması dünya kupalarında her zaman en beklenen eşleşmelerdir ve İngiltere uzun süren yenilgi istatisliğini bu maçtada bozamadı. İlk yarıda çok kontrollü geçen 20 dakika sonrasında kaleci Neuer'in uzun kullandığı aut atışı İngiltere defansının ortasına bomba gibi düştü ve bu tür pozisyonlar için yaratılmış bir futbolcu olduğunu düşündüğüm Klose golü yaparak perdeyi açtı. Hemen arkasından bu sefer ilk yarı boyunca sıkça rastladığımız şekilde Klose savunmacınısı dışarı çekti ve gelen topa duvar oldu ardından ikinci yarıda takımın yıldızı olucak Müller çok akıllı bir şekilde topu Podolski'ye aktardı ve Podolski tüm sezonun açısını çıkarmak için sanki dünya kupasına gelmiş ve hocasını eleştirenlere turnuvadaki 2. golünü atarak cevap verdi. 

2-0 öne geçen Almanlar'ın maçı koparttığı düşüncesi tam bünyede oluşmuşken buna Alman savunmasıda inanmış olucak ki, İngiltere sağ kanattan gelen ortaya Upson kafayı vurdu ve İngiltere'yi umutlandırdı. Öylesine çabuk toparlandıki İngilizler hemen ardından Lampard'ın uzaktan vurduğu şutla 2-2'yi de yakaladılar ama burda devreye yan ve orta hakem girdi ve her ikiside bu pozisyonu süzemeyerek maçın geriye kalan bölümünde pozisyonlarıda bu hatalı kararla yorumladılar. 2-2 bu kadar erken sağlansaydı maçın geriye kalan bölümü Almanlar için çok kolay geçmeyebilirdi. İkinci yarı Almanya daha temkinli bir şekilde geride durdu ve kontratak beklentisi içerisinde 20 dakikayı geçirdiler, ardından sahneye Müller çıktı ve birinde Mesut'un önüne kadar getirdiği top olmak üzere attığı 2 golle İngilizler'in dünya kupası hayallerini başka bir bahara erteledi. 4-1 yakalandıktan sonra geriye oyuncu değişiklikleri ve zamanın bitmesini beklemek kaldı. Feci halde çuvallayan İngilizler'in kötü oyunlarını unutturmak için hakemi fazlasıyla gündemde tutucaklarına şüphe yok. Capello gibi bir hocanın takımının, defansının savrukluğuda çok ilginçti. Meksika-Arjantin eşleşmesinde gelmesini beklediğimiz Arjantin ile karşılacak Almanlar yine turnuva takımı olduklarını gösterdiler ama geçen turnuvalardan farklı olarak Almanya artık rakibi futboluylada çok fazla eziyor.  

21 Haziran 2010 Pazartesi

Portekiz 7 Kuzey Kore 0

Turnuvanın en golllü maçını izledik. Brezilya karşısında çok iyi savunma yapan ve fark beklentileriyle çıktıkları bir maçta rakibine 2 gol izni veren Kore ilk 20 dakikada yine ilk maça benzer bir futbol ortaya koyuyor, oyunun hakimi Portekiz olsa dahi savunmada fazla açık vermiyordu Kuzey Kore. Meireles'in attığı golle ise hem gol yağmuru başladı hem de Kuzey Kore direncini tamamen yitirdi. İkinci yarıda 7 dakika içinde 3 gol yemeleri bunun en büyük göstergesi. Sağlı sollu ataklarla pozisyona girmeyen kalmadı Portekiz takımında ve Portekiz buradan aldığı 3 puan ve avarej üstünlüğü ile birlikte Brezilya'nın ardından gruptan çıkmaya yakın olan taraf oldu. Ronaldo golü atana kadar kendisinden beklenin aksine müthiş bir paylaşım örneği göstererek genellikle arkadaşlarını topla buluşturmayı yeğledi ve kendi golünü skor avantajı yakalandıktan sonra birazda ilginç bir şekilde attı. Portekiz'de ilk golü atan Meireles ve Fabio Coentrao maç boyunca en çok göze batan oyunculardı. Bu skorun ardından Fildişi hem Portekiz'İn kaybetmesini bekliyecek hem de Kuzey Kore'yi gole boğmaya bakıcak ve Portekiz 1 puan bile alırsa Brezilya karşısında bu sefer Fildişi'nin aldığı sonucun bir ehemmiyetide kalmıyacak. Bu maçın ardından Brezilya ve Portekiz gruptan çıkacağına yönelik tahminler tuttu diyebiliriz. Son maçta alınacak skora göre oluşaçak puan durumu İspanya'nın grubunu kaçıncı bitireceğinin de kesinleşmesinin ardından daha güzel bir şekle bürünecek.

19 Haziran 2010 Cumartesi

Hollanda 1 Japonya 0

Bu maçla daha iyi anladık ki, hollanda artık o çılgın hücumunu yapmayacak. Her turnuvada en çok beğenilen ama kupaya ulaşamadan eve dönmekten sıkılan hollandalılar artık savunma güvenliğini ön planda tutan bir oyun ortaya koyuyorlar. Nitekim golü bulduktan sonra Japonya'nın topla oynamasına fazlaca izin vererek oyunu kendi sahalarında kabullendiler.Japonya maç boyunca diri ve mücadeleci bir oyun ortaya koydu ama Snejder'in uzaktan şutunda kalec hatası mı yoksa topun azizliği mi bilinmez ama yenik duruma düştüler. Maçı çevirmek adına çok fazla hücuma çıktılar son dakilarda bu golede çok yaklaştılar ama gol bir türlü gelmedi. Hollanda böylece 2'de 2 yapan ilk takım oldu ve gruptan çıkmayı garantiledi. Bir üst turda bu defans güvenlikli futbollarının dozajını arttırabilirler çünkü bundan sonraki maçların telafisi yok. Sahaya çıkan 11 ve oyuncu değişiklikleri ilk maçı aratmadı ve oyun şablonlarıda ilk maçın bir kopyası şeklinde idi. Hollanda'nın bu futbolunu bir üst seviyeye çıkarıcak isim ise kenarda oturan Robben'dir. Gruplardan çıkıldıktan sonraki ilk maçta takımdaki yerini alıcaktır ancak sakatlık sonrası sezon boyunca gösterdiği müthiş performansı yeniden sergileyebileceğini söylemek şu an için zor.  Japonya'da son maçında gruptan çıkma şansını sonuna kadar kovalayacaktır ve mücadeleci futbolları ile bunu da hak ediyorlar.

17 Haziran 2010 Perşembe

Arjantin 4 Güney Kore 1

Arjantin adına ilk maç tek golle neticelenince hayal kırıklığı olarak yorumlanmıştı. Güney Kore ise tam tersine oynadığı güzel futbol ve attığı 2 golle dikatleri üzerine çekmiş ve turnuvanın süpriz yapabilecek takımları arasında gösterilmeye başlanmıştı. Bu beklentiler arasında başlayan maç Arjantin'in ilk maçını hatırlatır şekilde durn toplardan gelen 2 golle başlayınca maçın kaderide az çok belli oldu. Bulduğu 2 golle rahatlayn Arjantin'de ilk yarının son dakikalarında Demichelis'in hatasında Güney Kore golü buldu ve ilk yarının sonunda maç yeniden kızıştı.İkinci yarı bu sefer sahneye Messi çıktı.İlk maçtada golle tanışamamasına rağmen takımı yönlendiren oyuncu olan Messi bugünde gol atmamasına rağmen başroldeydi. Örnegin maçta 3 gol atan Higuain fırsatçılığını konuşturup golleri sıralarken bu pozisyonların gelişiminde ön planda hep Messi vardı. Veron'un sakatlığı sonrası orta alana Rodriguez monte edilmişti, takımın geri kalanı geçen maçtaki dizilişle sahada idi ve değişikliklerden biri sakatlanan Samuel'in yerine zorunlu olarak yapıldı. İkinci yarıda bu sefer Milito değilde Aguerro sahaya girdi forvet hattında.Güney Kore'nin çok erken 2 farklı geriye düşmesi oyundan düşmesine neden olmuş ancak takım ilk yarının son dakikasında bulduğu golle yeniden umutlanmıştı. İkinci yarı Messi olaya müdahil olunca işler büsbütün değişti ve 4-1 gibi farklı bir skorla sonuçlandı maç. Grupta Arjantin'in liderliği artık garanti gibi geriden gelicek diğer takım olmak için çekişmeler son maçlara sarkıcak. Bu grubun 1. ve 2. Fransa ve Uruguay ikilisinden biriyle eşleşeceği için Fransa'nın 2. olası bir Brezilya-İspanya eşleşmesi gibi çeyrek finallere öncesinde turnuvanın tansiyonunu arttırabilir.

16 Haziran 2010 Çarşamba

İspanya 0 İsviçre 1

Son umudum İspanya idi güzel futbol adına ve sahada ben mücadeleyi ve güzel futbolu gördüm ama İspanya topa % 70 gibi büyük bir sahip olmaya kaleye en az 20 şut çekmesine rağmen galip gelemedi ve grupta işler ilk maçlar sonunda karıştı. Şili'de turnuvanın en iyi performanslarından birini göstererek galip gelince grup daha da güzelleşti. Uzun zamandır devam eden galibiyet seriside son buldu İspanya adına. Orta alanda Busquets süprizi ile başlayan Bosque ikinci yarıda yenik duruma düşünce Torres'i alarak forveti çiftledi ama bu hamle İspanya'ya golü getirmedi. Sağ kanadı hareketlendiren Navas ve sakatlanan İniesta'nın yerine oyuna son dakikalarda dahil olan Pedro'da İspanya'yı golle tanıştıramadı.

İsviçre kadro yapısına uygun olarak ve karşısındaki rakipide göz önünde tutarak defansif bir anlayışla sahada yer aldı ancak bu defansif futbol anlayışı sürekli geride beklemek ve rakibi sert faullerle durdurmak şeklinde olmadı. İspanyolların topla oynamalarına izin verdiler hoş siz vermesenizde onlar oynuyorlar ama kazandıkları topları ayağa pas yaparak ileriye taşıdılar ve takım olarak alan savunmasını çok çok iyi yaptılar. Yakaladıkları bir pozisyonda golü buldular ve Eren Derdiyok'un kişisel çabası ile getirdiği topta direkte patladı. Otmar Hitzfeld'in takıma katkısı çok büyük bir noktada ve takım maç boyunca ne yapmak istediğini bilir bir futbol ortaya koydu. Bu grupta İspanyolların ikinciliği karşı taraftan gelicek Brezilya 1. ile çakışırsa hem erken final olur hem de sönük ve futbol açısından kısır giden turnuvada renklenir.

15 Haziran 2010 Salı

Brezilya 2 Kuzey Kore 1

Turnuva son zamanlarda izlediğimiz en ilginç dünya kupası yolunda emin adımlarla ilerliyor. Enteresan sonuçlar, beklenelin üstünde performans sergileyen veya beklentinin altında kalan takımlar. Brezilya -Kuzey Kore maçı tam bunların kesişimi oldu. Maç başında yapılan fark olur, Brezilya gol olur yağar,kupayı ne kadar istediklerini gösterirler beklentilerinin hepsi boş çıktı. İlk yarı gol bulamayan Brezilya, 2. yarı bulduğu gollerden sonra kalesinde golü görünce son dakikaları defans yaparak geçirdi Kuzey Kore karşısında. Kaka ve Robinho'nun beklentilerin altında geçirdikleri sezonun ardından milli takımdada pek parladıları söylenemez. Fabiano ise ileride tam bir felaket performans sergiledi. Maçın başlangıcında Melo ve Gilberto Silva'lı orta alanı fazla defansif bulmuştum ama Kuzey Kore'nin performansı gördükten sonra buna hak verdim. 

İkinci yarıda daha fazla istekli ve topa sahip olma golü getirecekti Brezilya adına ama bu golün kaleci hatası sonucu gelmesi Brezilya'nın korkutucu hücum gücünü düşündüğümüzde komik kalıyor. Maçın en etkili adamı olan Maicon şut mu orta mı yaptı tam bilmiyoruz ama bu gol hem Dunga'nın hem takımın rahatlamasını sağladı. Her zaman klup performansı ile eleştirilen Elano bu eleştirileri haklı çıkarıcak şekilde Robinho'nun akıl dolu pasında 2. golü bulması Brezilya'yı rahatlattı ve bu gollerden sonra oyuncu değişikliklerini izledik. Kore'nin yaptığı ender ataklardan birinde golü bulması onlar adına elbette unutulmaz bir anı. Kuzey Kore'nin maç boyunca sergilediği dirençli futbol takdire şayandı. Kısıtlı ve tecrübesiz bir kadronun üstelik ülkelerindeki yaşam ve siyasi iktidarda göz önüne alındığında sergilediği futbol daha fazla takdire şayan.

Brezilya'yı da izleme fırsatı bulduktan sonra geriye İspanya kaldı yarın izleyeceğimiz. Onların şu ana kadar oynanan tüm maçlardan daha iyi bir maç izlettireceklerini ve iyi bir futbol ortaya koyacaklarını tahmin ediyorum. İspanya'da diğer takımlara uyum gösterir ve kendini oyuna vermezse, Almanya bu turnuvayı ilk maçlardaki performanslara bakarak değerlendirirsek çok rahat götürür.

14 Haziran 2010 Pazartesi

Hollanda 2 Danimarka 0

 Arjantin ile birlikte her dünya kupasında gönüllerin şampiyonu olan diğer takım Hollanda'dır. Geniş ve yetenekli oyunculardan kurulu olan ve güzel futbolu tercih eden Hollanda'nın seyrettiğimiz en kötü maçlarından biriydi. Turnuva öncesi her zaman olduğu gibi favoriler arasında yer alan Hollanda çok iyi bir futbol ortaya koyamdı .İkinci yarının hemen başında Danimarka kendi kalesine gol atmasaydı maçın geri kalan bölümünde yeterince zorlanıcakları ortadaydı. Robben'e bağlılıları fazlasıyla göze çarptı. İleride çoğalmada ve pozisyona girmede çok zorlandılar. Van Persie maçın en etkisiz adamlarından biriydi. İlk yarıda Snejder ve Vaart'ın çok çok uzaklardan yaptıkları vuruşlar haricinde bir numarada göremedik. 


 Danimarka maç boyunca elinden gelenin en iyisini yaptı ve kadronun hakkını verdiler. Maçın büyük bölümünde topla çıkarken ve ileride çoğalırken etkiliydiler. Maçın en iyi oyuncularından biri olan Simon Poulsen'in kendi kalesine attığı gol morallerini biraz bozdu ama kantlardan yaptıkları bindirmelerle karşı kaleyi zorladılar. Hollanda gibi onlarda forvet hatlarında sıkıntı yaşıyorlar. Bir diğer Arsenal'li olan Bendtler takım adına pek varlık gösteremeyen isimdi ve ikinci yarının ortalarında sakatlığıda nüksedince oyundan alındı. İlerleyen maçlar grupta Danimarka'yı ön plana çıkarabilir ama forvet hatlarındaki sıkıntıjı çözebilirlerse .Hollanda diğer favorilerden Arjantin'in yaptığı gibi ilk maçlar sonunda iyi futbol yerine 3 puanı tercih etti .Belkide uzun yıllar iyi futbollarını kupayla süsleyemeyen bu iki ülke içlerindeki Almanya'yı ortaya çıkarmıştır.

13 Haziran 2010 Pazar

Almanya 4 Avustralya 0

Futbol sonunda Almanlar'ın kazandığı bir oyundur lafının hakkını veren bir maç oldu. Maçın başlangıcından sonuna kadar Almanlar iştahlarından ve disiplinlerinden hiç birşey kaybetmediler. Erken gelen 2 gol neticesinde iyice rahatladılar ve ikinci yarıda bana göre hakemin biraz abartılı bir kararı sonrası Tim Cahill'in atılması ile oyun tamamiyle kontrollerine geçti. Nitekim Gomez haricindeki tüm forvetler golle tanıştı bu maçta. Klose ve Podolski'nin ardından oyuna giren Cacau'da golle buluştu ve Almanlar grupta neden favori olduklarını açıkça ortaya koydular.

Lahm ve Mesut'a ileride Müller'de eşlik edince panzer ezdi geçti kanguruyu.İkinci yarı 10 kişi kalmasalarda sonuç çok farklı olmazdı.Avrupa'nın dört bir yanında oynayan Avusturyalıların sahada hiç varlık gösterememeside enteresan. Mesut Özil'i kaçırdığımız için çok pişman olacağımız belliydi, şu andan itibaren kafamızı duvarlara vurmaya başlayabiliriz. Kişisel egolara heba edilen milli takımı neticesinde Mesut'u Almanya forması ile izlemek zorunda kaldık. Müthiş oyununu asistle süslemesinin yanı sıra Müller ile birlikte Almanya'nın yaratıcı 2 oyuncusundan biriydi. Golede 2 kez yaklaştı ama birinde top çizgiden çıkarıldı diğerinde ise top kontrolünde sıkıntı yaşadı. Bu performansını devam ettirirse turnuva sonrası Bundesliga'da kalması zor. 

Almanlar bu maçın ardından grupta avantajlı bir konuma geldiği gibi, turnuvada şu ana kadar ki en dominat futbolu ortaya koydular ve bu iştah ve performans onları en kötü ihtimalle yarı finale taşıyacaktır. Almanlar zaten her dünya kupasında favoriler arasındadır ama bu performans onları hem grupta hem de şampiyonluk adayları arasında daha da ön plana çıkarıyor.Avustralya ise geriye kalan maçlarda Tim Cahill'de olmadan ne kadar iyi performans sergiler orası tam bir muamma.

12 Haziran 2010 Cumartesi

İngiltere 1 Amerika 1

İngiltere bu sefer Capello'yu da aldı artık bir final diye iç geçirenler kaleci sorununu hesap edememişlerdir efendim. İngiltere her alanda ne kadar iyi futbolculara sahip olurlarsa olsunlar kaleci sorununu çözemedikleri takdirde asla kupa yüzü göremeyecekelrdir. Erken gelen goller maçları daha da kısırlaştırır oldu. Gerard'ın erken golüyle İngiltere öne geçerken bol gol izleriz diye beklentiye girdim ama Arjantin maçı gibi bu maçta kısır bir skorla bitti. Gerçi bunda en büyük pay kaleci Green'in yumurtladı top sonucu Amerika'nın ilk yarının sonlarına doğru beraberliği yakalaması idi. Uzaktan şutların haricinde her iki takımında pek bir varlık gösterdiğini söylemek zor hele İngiltere'nin kupaya uzanacak performansını söylemek neredeyse imkansız. Rooney'in yanına kimin konulacağı hala muamma ve kale büyük bir sorun. Ferdinad'ın ne zaman döneceği belli değil ve bu sorunlar yumağı İngiltere için kötü günlerin habercisi. 

Amerika'nın bizle yaptığı hazırlık maçının 2. yarısında gösterdiği performansı bu maçtada sergilediler. İngiltere ile aralarındaki en önemli fark kaleciler. Tim Howard kalesinde mükemmele yakın bir oyun sergilerken İngiltere kalecisi Green takımını yakan isim oldu. Ortalama bir kadroya sahip Amerika ama kadronun hakkını sonuna kadar veriyorlar ve grupta liderliğine kesin gözüyle bakılan İngiltere'ye çeleme takmaı başardılar. Capello'nun ikinci maçlarla birlikte takımda bazı değişiklikler yapacağını düşünebiliriz ama vuvuzele işi gerçekten sinir bozucu bir hal almaya başladı kafam iyiyken bile sese tahammül edemiyorum.



Arjantin 1 Nijerya 0

Arjantin henüz 6. dakikada Heinze ile golü bulunca turnuvada gol patlaması yaşanacak ilk maçı izleyeceğimiz umudu doğmuştu bünyelerde ama bu golle öne geçen Arjantin'in 1-0 üstünlüğü ile bitti maç. Genel olarak büyük beklentiler var Arjantin'den.Bunlardan en önemlisi Messi diğeride Maradona ve mükemmele yakın forvet hattı. Öyleki müthiş bir sezon geçiren Milito ve Aguerro yedek başlamak zorunda kaldı maça. Diğer çılgın atanlar; Tevez ve Hıguain sahadaydı. Messi önderliğinde şahlanmalarını ve gol olup yağmalarını bekledik ama maçta yalnızca 1 gol görebildik .Üstelik kaleci Enyema çılgın atarak özellikle Messi'ye geçit vermedi.

Arjantin golü buldu, çok pozisyona girdi fakat bunlar ileriki maçlar için yeterli değil. Messi'ye çok fazla yük binmiş durumda ve takımda bazı pozisyonlar fazlasıyla sırıtıyor. Özellikle ilerleyen maçlarda orta alanda kadroya alınmayan Cambiasso'yu çok fazla arayacaklar. İkinci golü bulup bir türlü rahatlayamadılar ve geride zaman zaman çok fazla boşluklar bıraktılar ama Nijerya bu boşluklardan faydalanmasını bilemedi. Son pas tercihlerinde ve vuruşlarda yakalayamadıkları isabet golü bulmalarını engelledi. Kore ve Arjantin'in galibiyetiyle grup ikinci maçların ardından daha fazla netleşecek. Kore ikinci maçta Arjantin'e yenilirse ve Nijerya sefilleri oynayan Yunanistan'ı yenerse, son maçlarda Güney  Kore-Nijerya maçı tadından yenmez.

Güney Kore 2 Yunanistan 0

Maçtan önceki en büyük korkum Yunanistan'ın atıcağı bir golden sonra defansa gömülüp maçı uyku saatine çevirmesiydi ama Yunanistan bu turnuvadanda gol atamadan eve dönücek gibi duruyor. Güney Kore karşısında geride bekledikleri dakikalarda 2 gol yediler ve artık defans yapmayıda becerebildiklerini söylemek zor. Güney Kore müthiş bir fizik gücüne akıllı paslaşmalarıda ekleyince maçtan 2-0 galip olarak ayrılmasını bildi ve bir üst tura yakın olan taraf artık onlar. Dengeli bir oyun planları var ve oyunu çirkinleştirmeden güzel bir futbol neticesinde sonuca gitmeyi bildiler. Bu futbolları ileriki turnularda turnuvanın süpriz takımı olarak öne çıkmlarını sağlayabilir.

Yunanistan ise zaten geniş bir antipati ile geldiği dünya kupasında puan almadan eve dönebilir. Takım hocalarıda dahil olmak üzere tam bir ihtiyarlar yurdu. Hala eski turnuvalarda kendilerini başarıya götüren kadroyla mücadele ediyorlar fakat bu kadronun artık vericek pek bir şeyi varmış gibi gözükmüyor. 2-0 yenik duruma düştükten sonra hucüm ettiler fakat bu baskı gol getirmedi ve sahadan mağlup olarak ayrıldılar. Bu yenilgiyle birlikte gruptan çıkma şansları çok azaldı ve gruptan çıkabilecek bir futbolda ortaya koymuyorlar. Defans hattında ve orta alanda topla çıkışlarda çok fazla hata yaptılar ve en önemlisi Güney Kore'nin fizik gücüne karşı koyamadılar. Her topta kendilerini yere atmaları karakterislik özellikleri olsada takımın fizik gücünün iyi olmadığınında bir göstergesi. 

 Hakemin performansı çok fazla iyi değildi özellikle faul kararlarında Yunan oyuncuların etkisinde çok kaldı ama yan hakemler orta hakeme nazaran daha iyi bir görüntü ortaya koydular. Seyircinin az olması vuvuzela sesini duymamızı engellemedi üstelik korelileri de bu furyaya dahil etmişler.

11 Haziran 2010 Cuma

Fransa 0 Uruguay 0

Dünya kupasının ikinci maçında ilk maçın aksine daha dengeli bir maç izledik.İki takımda çok fazla pozisyona girmeden maçı bitirdiler. Özellikle maçın favorisi olarak gösterilen Fransa, kırmızı kart sonucu 10 kişi kalan Uruguay üzerinde ancak son 6-7 dakikada baskı kurabildi. Kendilerini kupaya getiren elin! sahibi  Henry'i de sahaya sürdü Domenech ama gol bir türlü gelmedi. Fransa'nın turnuvanın ilk maçında oyunu kontrol etmelerine rağmen golü bulamamaları hoca üzerindeki baskıyı ve eleştirileride arttırıcaktır. Zaten çok kişi tarafından sevilmeyen ve turnuva sonrası takımı bırakıcak olan Domenech ilk maçlar sonunda Fransa'yı grupta avantajlı  konuma getiremedi. Fransa'nın özellikle orta alanda kurduğu ezici üstünlük ve Uruguay ataklarını hemen yaptıkları presle kesmeleri güzel ama bu kapılan toplar golle neticelenmedi. Sol kanatta Ribery topla çok etkili olsada sağ kanatta Govou aynı etkinliği sergileyemedi. Tek forvet olarak sahaya çıkan Anelka'da sık sık orta alana gelerek top almaya çalıştı. Orta alanda Diaby çok iyi bir performans sergiledi. 

Uruguay ise beklenilen futbolu oynadı. Fransa gibi bir takıma karşı iyi bir oyun ortaya koydular. Zaman zaman Forlan'ı topla buluşturduklarında çokta etkili oldular. Ama özellikle kaybettikleri toplar onlar adına turnuvanın ilerleyen maçlarında sıkıntı yaratabilir. Fransa karşısında büyük efor sarfederek kazandıkları topları çok kısa sürede kaybettiler ve bu maç genelinde normalden daha fazla efor sarfetmelerine neden oldu. Özellikle bu sezon Ajax'ın performansında büyük katkısı olan Suarez, turnuvanın ağırlığını ilk maçta kaldıramadı. Belkide ülkenin beklentileri kendisi üzerinde fazla bir stres yaratmış olabilir. Forlan'ın yanında daha fazla top saklamalı ve takımı ileriye taşımalıydı. Uruguay adında bu maçta olumsuzluk kırmızı kart pozisyonuydu. Bence direkt kırmızı verilebilecek bir pozisyonu 2. sarı karttan kırmızı ile kurtardılar ama o dakikadan sonra oyun tamamen Fransa'nın kontrolüne geçti ve bu dakikalarda yiyicekleri bir gol bütün mücadelerini unutturabilirdi.Son dakikada katil bebek chucky(Lugano) yaptığı faul ile Fransa'ya son bir şans verdi ama Henry bu fırsattan istifade edemedi. 

İlk günün ardından beklediğimiz iyi futbolu Güney Afrika-Meksika maçında bulduk ve her iki maçın berabere bitmesi neticesinde ilk grupta ön plana çıkan bir takım olmadı ve turnuvanın ilk gününde 3 puanla tanışan bir takımda yok. A grubu ilerleyen maçlarda daha çekişmeli ve eğlenceli maçlara sahne olucaktır. Şu vızıltıyada bir çare bulun, nedir bu ses yahu?

Güney Afrika 1 Meksika 1

Beklenen gün sonunda geldi ve Güney Afrika 2010 Dünya Kupası heyecanlı bir maçla start aldı. Ev sahibi olması nedeniyle seyirci desteği daha doğrusu vızıltısını alarak maça başlayan Güney Afrika ilerleyen dakikalarda oyunun kontrolünü Meksika'ya kaptırdı. Meksika'nın geliştirdiği ataklarda golü bulamaması neticesinde ilk yarı gol olmadan sonuçlandı. İkinci yarının başlamasıyla ise bu sefer tam aksi bir Güney Afrika izlemeye başladık. Topa hükmeden ve ön alanda pres yapmaya başlayan ev sahibi ekip bir kontratak sonucunda skor üstünlüğünüde yakalamsını bildi. Bu dakikadan sonra Meksika karşı kaleye yüklenmeye başladı fakat özellikle forvet hatları beklentinin çok altında. Golle bir türlü buluşamadılar ve en sonunda golü atmak Marquez'e kaldı ve maçta eşitlik sağlandı. Meksika'nın golünden önce Güney Afrika çok net fırsatlardan yararlanamadı ve skor 1-1 olduktan sonrada sanki final maçıymış havasında defansıda riske ederek ileriye çok fazla çıktılar .Açılış maçı olmasına rağmen bol pozisyonlu ve heyecanlı bir maç izledik. Her iki takımda oyunun belli bölümlerinde oyun disiplinlerini kaybetti. Güney Afrika'nın orta alanda sıkıntıları var özellikle oyun kurucu pozisyonunda sıkıntı çekiyorlar ama kontratakta çok etkili bir takım ve bu özellikleri ileride daha fazla can yakabilir. Meksika ise forvet hattında sıkıntı yaşıyor. Dos Santos'un getirdiği birçok pozisyon ileride heba edildi forvetler tarafından. Özellikle Carlos Vela benim beklentilerimin çok altında bir performans sergiledi. Grup az önce ilk yarısı biten Fransa-Urugay maçının ardından daha heyecanlı bir hale gelebilir, ah bir de Ömer Üründül olmasa.

5 Aralık 2009 Cumartesi

Güney Afrika 2010


Group A: South Africa, Mexico, Uruguay, France
Group B: Argentina, Nigeria, Korea Republic, Greece
Group C: England, USA, Algeria, Slovenia
Group D: Germany, Australia, Serbia, Ghana,
Group E: Netherlands, Denmark, Japan, Cameroon
Group F: Italy, Paraguay, New Zealand, Slovakia
Group G: Brazil, Korea DPR, Côte d'Ivoire, Portugal
Group H: Spain, Switzerland, Honduras, Chile

İlk ölüm grubu espirisine Dünya Kupasını yerinde izleme imkanı sunucam. Güzel eşleşmeler var nihayetinde süprizlerde olucaktır. Biz gidemediğimize göre evde kalıp bira-patetes ikilisi ile birlikte maçları izlemek kalıyor. Umarım askerlik kısa dönem çıkarda maçlara yetişirim. Favorim Brezilya. Biralarımı aldım bekliyorum.

19 Kasım 2009 Perşembe

İnglourious Basterds


Fransa 1 İrlanda 1


Dünya Kupası öncesinde son biletlerin dağıtıldığı bu maçta bileti hak etmeyerekte olsa Fransa aldı. Maç boyunca çok iyi bir futbol ortaya koyan İrlanda golüde Keane ile bulmuştu ve maçın genelinde de iyi olan taraftı. Domenech yüzünden yerlerden sürünen Fransa ancak bu şekilde Dünya Kupasına gidebilirdi. Henry ofsayt olan pozisyonda topu elle düzeltip Gallas'a çıkardı ve uzatma devresinin ilk yarısında bulduğu golle Fransa turu cebine koydu. Uzatmalara kadar mükemmel bir maç  yöneten hakem bu pozisyonda İrlanda'yı yaktı. Henry'de bu saatten sonra bitmiştir gözümde. Bir sevinmeler maç sonunda Fransa tarafında hiç sormayın. Gerçekten Güney Afrika'da en kötü sonuçları almalarını ve gol atamadan elenmelerini istiyorum. İçimizdeki İrlandalılar artık daha kalabalık. Fransa ile birlikte Portekiz, Slovenya ve Yunanistan'da Dünya Kupasına katılmaya hak kazanan takımlar oldu. Rusya ve Ukrayna'nın ilk maç sonunda elde ettikleri sonuçlarla tura yakın olarak gözüküyordu. Özellikle Rusya'nın elenmesi çok büyük süpriz oldu benim için.

19 Ekim 2009 Pazartesi

Son Biletler


Republic of Ireland-France
Portugal-Bosnia-Herzegovina
Greece-Ukraine
Russia-Slovenia

11 Ekim 2009 Pazar

Malumun İlanı


Milli takım, Bosna maçının ardından zaten iyi bir futbol sergileyemezdi. Nitekim maçta bunun baştan sona resmi geçidi gibi oldu. Sahaya çıkan kadro, oynanan oyun yada yapılan değişikliklerin hiçbirine itirazım yok. Çünkü miilli takım dünya kupası şansını çoktan kaybetmişti. Bosna'nın; Estonya karşısındaki galibiyeti sonrasında bizim bu maça motive olamayacağımız belliydi. Sonuçta yenilen 2 gol ve Volkan'ın kurtardığı pozisyonlar yani Belçika'nın kaçırdığı goller vardı. An itibariyle Fatih Hocanın takımı bırakması ve önümüzdeki dünya kupasında yer alamamızın yanı sıra yeni gelen hocanın bir oyun felsefesi ve istikrarlı bir takım kadrosu oluşturulmasını umut ediyorum. Umarım yeni gelen hoca bunları başarabilir. Nihat'ı, Rüştü'yü ya da önümüzdeki organizyonlarda emekli kuyruğunda olucak Ceyhun ve Yusuf'u görmeyiz. Ben iyi bir futbol beklemiyorum en azından elemelerde milli takım sonuca gidicek futbolu oynasın ve skorları alsın. Güney Afrika'da yine başa takımları ve başka oyuncuları destekleyip kendi takımımızdan mahrum kalıcaz. Emeği geçen herkese teşekkürler.

6 Ekim 2009 Salı

Milli Takım Daha İyi Olabilir Mi?


Dünya Kupası elemelerinde son 2 maçımızı oynuyacağız. Son Bosna maçından sonra kimsede heyecan kalmadı. Milli takımın Güney Afrika'ya gitmesi için artık mucizeler gerekiyor. Milli takım özellikle son 2 maçın ardından iyice tartışılmaya başlayacak ve Fatih Terim özelinde milli takım eleştirilerin muhatabı olucaktır. Türk futbolunun en önemli sorunlarından biri olan istikrar Euro 2008'in ardından yeniden gündemimizde. Fatih terim özellikle oyuncu tercihlerinde sıkça eleştirildi elemeler boyunca. Kadroya çağrılmayan ya da milli takıma kazandırılamayan yıldızlar kadar çağrılan oyunculardan kurulan kadrolarda eleştiriğinin odağında. Milli takımın son aday kadrosuda dahil olmak üzere Fatih Terim'in açıkladığı her kadro maç başlayana kadar eleştiliyor. Bu eleştiriler haksızda sayılmaz. Beşiktaş'ta dökülen Rüştü Reçber, İbrahim Kaş,  Yusuf Şimşek ve Nihat Kahveci kadroda. Takımında henüz premier lig'de ilk 11 şansı yakalayamayan Tuncay Şanlı kadroda. Form açısından çağrılan oyunculardan daha iyi durumda olan Fatih Tekke ve Rubin Kazan ile Şampiyonlar Ligin'de mücadele eden Gökdeniz Karadeniz yok. Bu oyuncuların yanı sıra geçtigimiz senelerde takımlarında forma giyemeyen ya da formsuz olan veya sakatlıktan yeni çıkmış Emre Belözoğlu, Tümer Metin'in milli takım kadrosundaydı. Fatih Terim görevde olduğu sürece kafasında kurmuş olduğu oyun planını uygulayacak oyuncuları seçti. Bunların mevcut form durumları ile hiçbir zaman ilgilenmedi. Ligde çok iyi performans gösteren oyuncular takıma asla alınmadı. Bu oyuncuların kurtardıkları maçlar olmadı mı, elbette oldu. Bu galibiyetler Milli Takıma dönemsel başarılarda kazandırdı ancak şu an içinde bulunduğumuz durum bu seçimlerin yanlışını ortaya koyuyor.

Fatih Terim'in başarısız olduğu yada milli takımın organizasyonların uzagında kaldığında bu eleştirileri yapmak elbette kolaycılık olarak görülebilir. Ama milli takımın mevcut durumunu başka türlü izah edemeyiz. Disiplin sevmeyen kimliğimizden mi yoksa her işte kolaycılığa kaçtığımızdan mı bilinmez miilli takım asla kadro istikrarını yakalayamadı. Sakatlıklar ve cezalı oyuncularda elbette bunda etkili oldu. İngiltere milli takını saymaya kalktığımızda sayıcağımız oyuncu isimleri ve sahaya süreceğimiz 11, bir iki istisna hariç bellidir. Bu değişikliğide rakipe göre oyuncu seçimi ya da hocanın tercihi olarak yorumlayabiliriz. Bizde ise durum tam tersi. Her yapılan aday kadro süpriz isimler, formsuz oyuncular, takımlarında dahi forma şansı bulamayan oyunculardan geçilmiyor. Milli takım adeta rehabilitasyon görevi görüyor. Bu seçimlere birde Fatih Terim'in egoları eklenince ortaya böylesine vahim tablolar çıkıyor.

Milli takımın aday kadrosu ve çağrılmayan oyuncular yanında bir diğer sorunuda elden kaçan yıldız oyuncular. Özellikle gurbetçi oyuncuların çok sık yaşamayağa başladığı hangi milli takımda forma giymeliyim sorusu zaman zaman çok ciddi bir problem halini alabiliyor. Oyuncuların kişisel tercihleri bir yana, zaman zaman okuduğumuz röportajlarında milli takım yetkililerinin ilgisizliklerinden de dem vuruyorlar. Miili takım yetkilileride bunun aksine oyuncalara çağrı yaptıklarını, Avrupa'daki oyuncuları takip ettiklerini ve miilli takımı seçmeyen oyuncaların yaşadıkları ülke milli takımını daha en baştan seçtiklerini söylüyorlar. Kişisel tercihleri olanlar bir yana Alman milli takımında oynayan Serdar Taşçı ve özellikle Mesut Özil başta olmak üzere; İsviçre mili takımını seçen Eren Derdiyok ve Gökhan İnler milli takımızı seçseler yada milli takıma kazandırılsalardı bugün hem kadro açısından hemde başarı açısından daha farklı bir takım konuşuyor olabilirdik. Elbette daha başka birçok oyuncuda Türk Milli Takımı yerine yaşadıkları ülke milli takımlarını seçmişlerdir.

Dünya kupasını muhtemelen televizyonda başka ülke milli takımlarını izleyerek geçireceğiz. Yine başka takımların gol sevinçlerine ortak olup başka yıldızların kaçırdıkları gollere üzülücez. 2008 Avrupa Şampiyonasın' da yarı final oynayan takımlar içerinde Afrika 2010'a   katılamayan tek takım olacağız. Orada yer alıcak birçok takımdan iyi olduğumuzu bilmemize ragmen gidemediğimiz için üzülmeyeceğiz çünkü oraya katılmayı hak edicek bir takım ve antrenör performansı sergileyemedik. Tüm bu olanları düşündüğümüzde daha iyi bir sonuç bizi bekleyemezmiydi?