A Milli Takım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
A Milli Takım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ekim 2012 Cumartesi

Türkiye 0 Romanya 1 - Vasat Romanya!!

Milli takım grup birinciliğini hedeflediği grupta yavaş yavaş play-off'tan bile uzaklaşmaya başladı. İlk maçlar sonunda 6 puanla lider durumda bulunan Romanya'ya karşı galibiyet hedefi ile sahadaydı milli takım. Volkan'ın nostalji golü ile 1-0 geriye düşsek de maçın tamamında etkisiz ve temposuzduk. O gol yenmese dahi en fazla 0-0 bitecek bir maç oynandı dün akşam. Türkiye maç boyunca en etkili pozisyonunu 90+4'te Nuri Şahin'in altıpastan kafa ile dışarı attığı top ile yakaladı. Kadro seçiminin tartışmaları ile girilen klasik milli maç önleri yine değişik kadro tercihleri nedeniyle maç sonunda Türkiye 3 Romanya 9 Hollanda 9 puanlaması ile sonlandı. Milli takım genelinde Gökhan Gönül ve Emre haricinde istekli oyuncu yoktu. Semih Kaya kademe hataları ve kaçırdığı oyuncular, Volkan hatalı çıkışı neticesinde yediği gol, Sercan ise ilk yarıda attığı halı saha çalımı haricinde pek ortalıkta görünmedi. Galatasaray'da dahi kötü performansı nedeniyle yedek kalan Hamit, maç boyunca sahada pek gözükmedi. Arda Turan'ın sık sık kanat değiştirmesi fakat Atletico Madrid maçlarının aksine sürekli topla oynaması nedeniyle etkisizliği aşikardı. Ligimizin en kuvvetli ve mücadeleci forveti olan Umut ise Romanya defansı tarafından adeta ezildi. Romanya'nın 2. bölgede yaptığı presi maç boyunca kıramayan milli takım, bu presi aştığında ise akıllıca yapılan faullerle durduruldu ve maç boyunca tempoyu asla yakalayamadı. Nihayetinde artık temel hedefin en iyi ihtimalle play-off olduğu ortada. Milli takım Romanya'yı deplasmanda yenicek ve Hollanda'nın kendi evinde Romanya'yı yenmesini bekliyecek. Tabi bu hesaplamalar içeride ya da dışarıda bizim puan kaybetmiyeceğimiz hesabına göre yapılabilirki, çok mantıklı bir hesaplama olmadığı tecrübe ile sabit. 
Romanya maçı ile Abdullah Avcı'nın üzerindeki baskı daha da artıcak. Kadro seçimleri daha önceki milli takım hocaları gibi sıkça tartışılıcak ve en önemlisi sakat olduğu için kadrodan çıkartıldığı söylenen Selçuk İnan inatı nedeniyle sürekli uçurumun kenarına itiliyor. Bu maçta sol açık mevkisinde Caner'in olması, sağ kanatta Hamit'in ilk 11 başlamaması gerekirdi. Nihayetinde gelen değişiklikler bu tezimizi doğruluyor. Skor olarak geriye düşüldüğü dakikalardan sonra ikinci yarı hızla Mehmet Topal-Nuri Şahin değişikliği yapılarak hem yaratıcı oyuncu sıkıntısı aşılmalı hem de duran toplarda etki arttırılmalıydı. Mehmet Ekici gibi Werder Bremen'de bu sezon 2 maç oynamamış oyuncuların kadroda bulunması eleştirilicek bir diğer  taraf. Maçın en önemli anlarında Emre Çolak gibi ilk milli maçına çıkan bir oyuncudan, heyecandan sıyrılıp performans beklemek yine büyük hatalardan biri. Maç boyunca Romanya'nın yaptığı presi aşamayıp sürekli top kaybı yaşanmasını ve ikinci yarı kalemizde verdiğimiz gol posizyonlarını da eklemeliyiz. Maç sonlarında Rıdvan Dilmen'in dile getirdiği ve yenilgilerimizin asıl nedeni olan ''vasat Romanya'' hülyalarından sıyrılıp, kendimizi dev aynasında görmekten vazgeçmeliyiz. Avrupa Kupalarında takımları patır patır dökülen, Kıbrıs Rum Kesimi ile ülke puanında çekişen, orta alan presini aşacak maç taktiğini bile ortaya koyamayan bir milli takım olarak gerçeklerle yüzleşmeliyiz. Türkiye bu grupta en iyi ihtimal ikinci olurdu ki, artık bu bile tehlikede. Onu yeneriz, bunu ezeriz demek yerine artık doğru bir aday kadro, ilk 11 ve maç taktiğini bu grupta  tüm rakiplere karşı aynı ciddiyetle uygulamalıyız. Yoksa Brezilya'ya ancak Ömer Üründül gider, milli takım değil.

12 Kasım 2011 Cumartesi

Türkiye 0 Hırvatistan 3 - Elveda Ay Elveda Feza

Araba yol boyunca sürekli savruldu. Lastiği patladı, su kaynattı, hatalı sollama yaptı ve en sonunda uçurumdan aşağı yuvarlandı. Sürücü belkide dünyadaki en iyi sürücülerden biri ama o bile idare edemedi bu arabayı. Araba devrildikten sonra yol gösterilen bir ülkeye geldi sürücü ve iyi maaş verdiler bu da dert oldu ahaliye ve en sonunda pandoranın kutusu açıldı. Artık o gitsinler, bu gelsinler, ihanetler, küfür kıyametler, o olmalıydı, bu olmamalıydılar falan çok konuşulacak. Yeni bir araba yapmamız için gerekli motor ve teknolojiye sahip olduğumuzdan dem vurulucak, dünya'nın en iyi arabasını yapabileceğimiz anlatılıcak üstelik duygusal!! bir araba yapalım denicek. Herkes yarışın sonuna ulaşırken biz diğer yarışların derdine düşücez yine başkasının yaptığı yarışları izliyeceğiz.

Tüm bu karmaşa sona erdi. Böylesine acımasız eleştirilerin yapıldığı, kadronun sürekli değiştiği, her elenmeyle yeni bir yapılanmanın başlatıldığı ülkemizde yeniden başa döndük. Hoca gitsin, bu oyuncular ruhsuz, hainler, kafirler falanlar filanlar. Şimdi kim gelsin kim gitsin, o hükümete, bu basına, şu sana, bu bana yakın diyerek kendi dünyamızda yaşamaya devam edicez. Televizyonda biz Hırvatistan'dan daha iyiyiz, Modric'i kim tanıyor gibi yorumlar yapan adamlar ekranı işgal ettikçe bu döngü devam edicek. Biz yine tv başında biralar elimizde Portakalları izliyeceğiz. Dünya Kupası elemelerinde aynı gruptayız ama bizim ayarımızda değiller. Biz en iyiyiz, arabamız hızlı, sürücümüz muhteşem ama ehliyeti 2 senede bir kaptırıyoruz. Hadi hayırlı traşlar...

8 Ekim 2011 Cumartesi

Türkiye 1 Almanya 3

Maç öncesi muhabbet yine Mesut üzerine yoğunlaşmıştı. İlk 18'e Klose ile birlikte alınmadığını öğrendiğimizde nihayet maça odaklanabildik. Hiddink'in, Almanya karşısında kendini dev aynasında gören gazetecilere yaptığı uyarıları kendisi de pek dikkate almamış olucak ki, orta alanda Sabri tercihini bu bakış açısıyla ancak açıklayabilirim. Sakatlıktan çıkan Servet ve Hamit doğru düzgün 90 dakika forma giymeden ilk 11'de yer alırken bir diğer sakatlıktan çıkan isim olan Gökhan Gönül ise sadece 90 dakika forma giymişti bu maç öncesinde. Tüm bunlar herhangi bir rakiple oynarken yeterince soru işareti olarak  önümüzde dururken maç öncesi milli marşlar söylenirken rakibimizin Almanya olduğunun farkına nihayet varabildik. Deplasmanda yapılmak istenen ancak Aurelio saktlandığı için 90 dakika sürdürülemeyen sistem bu maç yeniden sahadaydı. Aurelio defansın arasına gömülecek ve top yapma özelliği sıfıra yakın olan iki isim Servet ve Egemen'den topu alıp orta alan ile bağlantıyı sağlayacaktı. Bu sistem ilk maçtaki gibi kısa bir süre etkili oldu hatta 5. dakikada Hamit ile bir pozisyonu harcadık ardından Selçuk ile müsait bir pozisyonda yine golü kaçırdık. Her iki pozisyon gol olsa dahi maçın sonunun Almanya lehine olacağı  aşikardı. Almanya kendi seyircisi önünde oynuyormuş gibi rahatça topla hareket ediyor ve pozisyona girebiliyordu. Nitekim maaile hücuma gidilen bir pozisyonda, Neuer topu eliyle oyuna soktu ve orta alandan top hızlıca Gomez'e aktarıldı, Servet'i müsait yerde araçtan indiren Gomez sol ayakla ağları çok rahat bir şekilde buldu ve bu golde toplamda 3 kişinin hamlesi vardı. 

İkinci yarı öncesinde milli takımda oyuncu değişikliği vardı. Sahanın en iyi ismi Sabri sahadaki yerini korurken Selçuk İnan kenara alınıp yerine sağ kanata Gökhan Töre oyuna dahil edildi. İkinci yarı Almanya'nın daha rahat bizim kale önünde gözüktüğü anlarda ve bu dakikalarda defans ile ofans arasındaki aralık gittikçe açılıyordu. Nihayetinde sol kanattan getirilen topu boş kaleye plase yaparcasına rahat ve düzgün bir vuruşla gol yapan Müller aslında maçın sonucunu ilan eden isimdi. Ayda yılda bir gittiğimiz bir pozisyonda Gökhan'ın ortasını arka direkte ilk kez hücuma kalkan Hakan Balta gol yapınca, eve gitme derdine düşmüş seyirci biraz hareketlense de gerisi gelmeyince herkes metroya yetişelim, trafiğe takılmayalım derdine düşüp stadı terk etmeye başladı. Son olarak penaltı ile Almanya maçın sonucunu ilan edince maç bitti ve Belçika'nın 4-1'lik galibiyeti ile grupta 3. sıraya geriledik. Son maçımızda biz evimizde Azerbaycan ile oynarken, ikincilik için çekiştiğimiz Belçika ise Almanya deplasmanında olucak. Bizim galip gelmemiz halinde Belçika'nın gruptan çıkabilmesi için Almanya'yı yenmesi şart. Almanya'nın, Belçika'ya yenileceğine dair inancım bizim uzaya çıkmamız ile aynı değere sahipken, evimizde Azerbaycan'ı yeneceğimizde dair inancım da Sabri'nin Barcelona'nın değişmez elemanı olması ile aynı seviyede. Salı günü yine ahlar ve vahlar ile izleyeceğiniz, 10 yıldır yeniden yapılanan ve her yenilgiye bahane bulan milli takımımızın play-off'lara kalması dileğiyle. Play-off larda içimizdeki İrlandalılar ile tanışma fırsatını da yakalamıış oluruz.

7 Eylül 2011 Çarşamba

Avusturya 0 Türkiye 0

Geçen maça göre kadro neredeyse yenilenmişti. Cezalı Selçuk ve sakat olan Emre ve Serdar Kesimal ile birlikte hocanın tercihi nedeniyle Mehmet Ekici ve Kazım kesik yemiş ve milli takım 5 yeni oyuncu ile maça başlamıştı. Sakatlığı geçen Servet defanstaki yerini alırken orta sahada Selçuk Şahin-Mehmet Topal ikilisine sonradan kadroya dahil edilen Yekta eklenmiş, Umut forvette yerini alırken Burak sağ kanata kaydırılmıştı. Son dakikada gelen Kazakistan galibiyeti bizi grupta 2. sıraya yerleştirirken bu maçın öncesinde yapılan açıklamalardan milli takımın 1 puan için Avusturya'ya geldiğini anlıyorduk. Maça topun kontrolünü rakibe bırakıp oyunu kendi sahamızda kabullenerek başladık. Avusturya özellikle Alaba ile defansımıza çok zor anlar yaşattı ve kalemizde etkili oldu. Orta alanda pas yapmaya başlamamız ile birlikte top hakimiyetimiz bizleri yavaş yavaş pozisyona sokmaya başladı ancak milli takımda her şeyi Arda'dan yapmasını bekleme hastalığımız bizi yine yavaşlattı ve oyunumuz tek bir plan üzerinden yürümeye devam etti. 
Burak ile girdiğimiz tek pozisyon haricinde etkili bir atağımız yoktu keza Avusturya'da çok tehlikeli bir atak geliştiremedi. İkinci yarı başlarken Avusturya'nın daha agresif olabileceğini düşünmüştü ama kadro yapıları itibariyle bunu yapmaları çok zor. Eksik ve formsuz bir Türkiye karşısında dahi oyunu yönlendiremiyorlar. İkinci yarı özellikle Sabri'nin ortasında -ki bu çok sık gerçekleşen bir şey değil- Burak güzel vurdu ama top direkten döndü. O dakikaya kadar maçın tümünde izlediğimiz en etkili pozisyon buydu. Çokça duran ve yavaş bir tempoda giden maç izleyenler için adeta eziyet halini aldı. Uefa başkanı Planiti bile daha fazla dayanamayıp maç bitmeden stattan ayrıldı. Her iki takım oyundan düşmeye başladığında oyuncu değişikliklerini bekledim ama Hiddink pek oralı olmadı. Avusturya oyuncu değişiklikleri ile oyunu değiştirmeye çalışsa da başarılı olamayınca oyun son dakikalara kadar sıkıcı bir halde sürdü. Son dakikalarda Selçuk Şahin'in içine Xavi kaçmış bir şekilde attığı mükemmel pası kontrol eden Burak, Avusturya kalecisi tarafından düşürülünce penaltı kazandık ve şans kapımızı resmen kırıp içeri girdi. Kazakistan maçındaki penaltı faciasından sonra yine aynı maçın son dakika kahramanı topun başına geldi ama sonuç yine aynı oldu. Üst üste iki maçta penaltı kazanmamıza ve bu penaltılar oyunu lehimize çevirecek dakikalarda olmasına rağmen bunlardan yararlanamadık ve maç 0-0 sona erdi. Gelirken bulunduğumuz 2.lik durumunu maç sonunda da sürdürdük. Kalan iki maçımızda bu pozisyonu devam ettirip play-off kovalamaktan başka şansımız yok. İyi oyun zaten bize uzak, hep zor bir dönemden! geçiriyoruz ülkece.

3 Eylül 2011 Cumartesi

Türkiye 2 Kazakistan 1

Milli takım kendi evinde Kazakistan'ı 90+7. dakikada attığı gol ile 2-1 yenmeyi başardı. Maçı izlemeyen birine maçı anlatmak için yeterli olucak bir cümle. Futbolumuz hiç bir zaman mükemmel olmadı, kadro seçimleri, ilk 11 tercihleri hep tartışıldı ve bundan sonra da tartışılmaya devam edicek. Azerbeycan'a yenildiğimizde ülkemizde bu skora şaşıran insan sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Evimizde Kazakistan'ı son dakika golü ile yenmemize kimse şaşırmaz ama gruplar açıklandığında lokumlar, tatlılar, yeme de yanında yat rakipler süsler gazete manşetlerini. Dün sahada olan defans hattı,orta saha ya da forvet tercihleri, yapılan yapılmayan değişiklikler değil mesele. Asıl sorun biz niye standart bir hale bürünemiyoruz, takımımız neden sürekli bir sirkilasyon içerisinde, bunlara cevap bulmamız gerekiyor. Fatih Terim'i eleştiren biri olarak bugün  Hiddink tercihlerini de aynı oranda anlayamadığımı üzülerek belirtmek istiyorum. Futbol gibi güzel bir oyunda niye hep trajedi tadında elemeler, maçlar, ölümler-kalımlar yaşıyoruz? Korneri Sabri ve frikik ile penaltı atışlarını neden Burak Yılmaz kullanıyor? Orta alanda Kazakistan'a karşı çift oyuncu ve tek forvet ile oynamak ne kadar mantıklı, hele bu hedef santraforun Burak Yılmaz olması ne derece doğru? İki bekimiz Kazakistan gibi oyunu kendi alanında kabul eden bir takıma karşı dahi ileriye çıkmayı ve bindirme yapmayı neden tercih etmiyor? 

Sorularımızı uzatabiliriz ve bunların her birine verilecek cevaplar da olabilir ama milli takımımızın düzensizlikten yıklan organizasyonu artık bıkkınlık seviyesinde. Katılırsa yarı finalleri oynayan bir takım, Kazakistan gibi gücü belli bir takıma karşı kendi evinde dahi baskı kuramıyacak bir durumda mı gerçekten? Son dakika da Arda'nın vuruşunda rakibe çarpıp gol olan top bizleri rahatlattı mı yani? Bu maçı zafer havasında kutlamanın ne gibi bir anlamı var? Zor durumdayız, iyi futbol beklemeyin geyiklerinden kurtulamayacağız bu gidişle. Avusturya'yı yendik en iyi ikinci olduk ya da play-off'a kaldık, eşleştiğimiz takımı yenebileceğimize inanan kim var?  Ligimizin her tarafı delik deşik edilmiş hali ve kulüplerimizin Avrupa'daki içler acısı hale göz önüne alındığında bu soruların her birine gerçekçi cevaplar veremeyiz,.son dakikalarla kendimizi avutarak her elemeyi, her maçı final havasında geçirip kendimizi kandırırız. Bir ekolümüz, bir oyuncu havuzumuz, mantıklı ve istikrarlı bir 11 tercihimiz ve en önemlisi milli takıma güvenimiz yok. Başladığımız cümle ile bitirelim:'' Milli takım kendi evinde Kazakistan'ı 90+7. dakikada attığı gol ile 2-1 yenmeyi başardı.''

11 Ağustos 2011 Perşembe

Türkiye 3 Estonya 0

Ligler ertelendi ahali futbol maçının hasreti ile yanıp tutuşuyor lafı hikaye. Stat tam dolu olmadığı gibi milli maça kulüp maçı kafası ile gelip milli takım kaptanını yuhalayan adamlarda aramızda. Türk futbolu ve taraftar profili geriler diye üzülmeyin çünkü ilermiş de sayılmaz. Kazakistan ve Avusturya maçları öncesi son hazırlık maçımızı oynadık. Dünya Kupası elemelerinde de aynı grupta yer aldığımız rakibimize karşı ilk yarıda bulduğumuz 3 golle işi bitirdik. Arda'nın son kez kendi seyircisi önüne çıktığını saymazsak maçı önemli kılan bir unsurda yoktu. Sinan Bolat'ı kalede izleme imkanı bulduk ama biraz heyecanlı idi. Solda büyük yetenek Hakan Balta yerini almıştı önlerinde double Selçuk ve Emre ile solda Arda, sağda Kazım en ileride toptan hızlı koşup topu unutan Burak Yılmaz. İlk dakikalarda Emre  topu her ayağına aldığında yuhalamalar ve en sonunda Emre'nin kazandığı penaltı. Penaltıyı atıcağı daha hakem penaltıyı çaldığında belli idi ve golü yapıp formayı öperek olayı kapattı. Ardından Kazım'ın belki bir daha gözlemleyemeyeceğimiz bir maçta attığı 2 klas gol ile skor birden 3-0 taşındı. 

İkinci yarı başlarken Hiddink; Selçuk İnan, Emre ve Arda Turan'ı kenara almıştı. Mehmet Ekici ve Gökhan Töre ile birlikte Sabri oyuna dahil oldu. İkinci yarı Burak girdiği pozisyonlarda ya ofsayt ya da son vuruşlarda etkisiz olunca ikinci yarı  skor pek değişmedi. İlk yarı defansımızın arkasına çok rahat sarkan Estonya ise ikinci yarı pek pozisyona giremedi ama oyun disipinlerini kaybetmediklerini söylemek lazım. Gökhan Zan, Mehmet Topal ve Semih oyuna alınarak maç tamamlandı ve Kazakistan ve Avusturya maçları öncesi milli takım morallenmiş oldu. Maçın ardından geriye Ertem Şener'in ifadeleriyle 'ilk kez milli olan bir fedarasyon'' , ''çok uluslu bir milli takım!!!!'' ve Estonya'da cep telefonu kullanım oranının %80 olduğu ve her ödemenin cep telefonu aracılığı ile yapıldığı gibi başka hiç bir yerde bulamayacağınız muazzam bilgiler kaldı.

4 Haziran 2011 Cumartesi

Belçika 1 Türkiye 1

Milli takım sanki çok iyi becerebiliyormuş gibi tüm hazırlık sürecini beraberlik bize yeter,1 puan iyi havası ile geçirdi. Kadro yapısıda bu söyleme uydurulunca ortaya son zamanlarda izlediğimiz en kötü milli takım performanslarından biri çıktı. Hiddink'in tercihlerini artık kanıksamış durumda bir taraftar kitlemiz var. Çağlar ile birlikte Colin Kazım'ın sahada neden olduğuna dair benim net ve mantıklı bir fikrim yok. Oyun planımızım neredeyse 6 kişilik bir savunma hattı ve öndeki oyuncuların yaratıcılığına bırakıldığını ise açıkça söyleyelim. Maça bu tutukluk ve defansif anlayış ile başlayınca seyirci desteği ile birlikte kalemizde pozisyonlar görmeye başladık. Defansta Volkan'ın verdiği pasa sol ayağı ile vuramayan ve ıskalayan bir sol bekin varlığı eklenince ortalan top Belçika forveti tarafından ilk pozisyonun ardından tanınan ikinci şut şansı ile ağlarımıza girdi. Dakika 5 olmadan maça dair kurgulanan tüm bu defansif oyun aslında bu golle bitmişti. Bizim defans yapabileceğimiz olan inancımız ve bunu yapabilmemiz toplam 5 dakikayı geçmez. Yenilen golün ardından klasikleşen dağılma halimiz ortaya çıkınca önce Volkan bir topta boşa çıktı, ardından yakalanan başka bir konner vuruşunda top Selçuk Şahin tarafından son anda engellendi. Bu top gol ile sonuçlansa dakikalar 20'yi göstermeden bu maça dair tüm ümitlerimiz bitmiş olacaktı.

Biraz dağılan karamsarlık havasının ardından yapılan 2 dakikalık bir pas organizasyonu neticesinde golü hemen bulduk. Bizim yapabileceğimiz oyun bu, topa sahip olmak, ısrarla pas yapmak ve karşı kale önünde etkili olmak. Bunun haricindeki hiçbir oyun bize uygun değil, defansif anlayış ise neredeyse genlerimizde olmayan bir beceri. Golü bulduktan sonra yeniden ilk plana dönüldü, beraberlik iyi sonuç. Başladılar topu ileriye uzun oynamaya. Kazım, Belçika defansı arasında eriyip bitmiş durumda yerden yere vuruluyor ama biz ısrarla aynı kurgu ile yükleniyoruz. Semih Şentürk ve Cenk Tosun yerine aday kadroda bile olmaması gereken Kazım''ın fizik gücünden!! yararlanmayı düşünüyoruz. Düşünmeye ve hayal kurmaya devam edin. İkinci yarı ise karşı kale etkinliğimiz neredeyse yok .Rakip oyuncu değişiklikleri ile oyunu değiştirmeye gol bulmaya çalışıyor biz sadece kendi sahamıza yaslanmak ile meşgulüz. Volkan'ın kurtardığı şutlar, rakibin kaçırdığı goller akıllanmamızı sağlamıyor. Orta saha direncimiz yerlerde, rakibi kovalayamıyoruz bile ama değişiklik falan yok. Derken bir pozisyon ve Belçika penaltı kazandı. Kötü bir vuruşla penaltı kaçınca aklımız başımıza geldi. Önce orta alan için Mehmet Topal ardından forvet için Semih Şentürk nihayet sahaya girdi. Arda sakatlanınca Mehmet Ekici oyuna dahil oldu ve 5 dakika içerisinde sakladığı top ve yaptığı paslaşmaları gören bir hoca kendinden utanmalı. Böylelikle maçı tamamladık ve 1 puanı alıp evimize döndük. Benim kadro seçimi ve ilk 11 ile başlayan hayal kırıklığım, ardından sergilenen oyunu görünce daha da arttı. Milli takımın ikinciliği ya da play-off eşleşmesi neticesinde Euro 2012'ye gideceğinedair umutlarım çok az. Hocanın gitsem mi kalsam mı geyiğinden başlayarak kadro seçimleri ve oyun anlayışına kadar milli takım kulüplerimizden daha kötü bir durumda.

29 Mart 2011 Salı

Türkiye 2 Avusturya 0

Azerbaycan maçı ile yine sallanmaya başlayan şampiyonaya gitme hedefimizi yeniden kazanmak adına bu maçı almamız gerekiyordu.Maça başlayan 11 özellikle forvet noktasında Burak tercihi eleştirilebilir ancak genel olarak doğru bir kadro ile sahadaydık.Arda'nın kanadından rakibi zorlamayı hedefliyorduk ama ilk pozisyonu Burak ile yakaladık.Ardından topu kontrol dakikalarımızı arttırmamıza rağmen golü ancak Arda'nın kişisel çabaları ile bulduk ve ilk yarının sonlarına kadar oyun ortada geçti.Nuri maç genelinde daha fazla ofansa katkı yapabilirdi ancak oyun planı böyle çizilmiş olucakki çok fazla geride kaldı.Selçuk İnan çok akıllı uzun toplarla Arda ve Mehmet Ekici'yi kaçırdı ve pozisyonlara bu tip organizasyonlar ile bulduk.
İkinci yarı hedefimiz skor vantajı ile topa sahip olup Avusturya'nın üzerimize gelmesini beklemekti ancak golü çok geç bulmamız oyunu erken koparmamızı engelledi. Semih ve Mehmet Topuz'un oyuna dahil olması ile pozisyonları sıklaştırdık ve Semih'in akıllı bir pası ile buluşan Gökhan birinci sınıf bir kanat oyuncusu olduğunu bulduğu gol ile gösterdi. Tam rahatladık derken yan hakeme uyan orta hakem kararı ile penaltıyla karşılaştık. Volkan'ın adeta kendinden geçtiği penaltı kurtarış sonrasında yeniden sakinledik ve maçı kazanmayı bildik. Bu dakikada penaltı ile gelicek gol bizi son dakikalarda ateşe atabilirdi ancak bunun olmasına izin vermedik. Azerbeycan maçında kaybettiğimiz avantajı kazanmak için maçı alıp Almanya'nın liderliğinin kesinleştiği grupta ikinciliğe yerleşmeliydik. Evimizde kazandığımız Belçika ve Avusturya maçları önemli ve rövanşlarında istediğimiz skorları aldığımızda play-off yolumuz açık. Arda'nın sakatlıktan dönmesine rağmen performansı üst düzeydeydi. Gökhan Gönül ve Selçuk İnan ile birlikte ikinci yarı oyuna giren Semih maçta iyi olan isimlerdi. Mehmet Ekici ve Nuri Şahin'in takım içindeki rolleri daha fazla arttırılıp uzun yıllar milli takım kadrosunu sırtlamalarını bekleyebiliriz. Maçın kötü noktaları Arda'nın golden sonra basın tribününe yağtığı hareket, 2-0 önde olduğumuz maçta rakip takım kalecisine üstelik maçın son dakikalarında yabancı madde atan adamlar. Bu galibiyet sadece bizi  yeniden umutlandırdı, kadro istikrarı ve adaletini sağlayamadığımız ve yap-boz şeklinde maçtan maça değişen 11'ler ile sahaya çıktığımızda işimizin hiç kolay olmadığını daha önceki maçlarımız hatırlayıp asla unutmayalım ve Hiddink'ten doğru tercihlerle oluşmuş bir takımla bizi şampiyonaya götürmesini bekleyelim.

9 Ekim 2010 Cumartesi

Almanya 3 Türkiye 0

Öğle vakti açıklanan bir garip kadro ile girdik maça ve başıda sonuda tamamiyle kötü, nereden tutarsanız elinizde kalacak bir milli takım. Kadro saçmalığından başlarsak sol bek Sabri, sol açık Hamit, sağ açık Özer durumun izahını mümkün kılan birkaç olay. Aurelio defansın içerisine girip özellikle Mesut'u rahatsız edicek ve önünde Emre-Nuri ikilisi maçı yönlendiricek, forvette ise Halil Altıntop golü atıcak ve en az bir beraberlikle bu maçtan ayrılıcaz. Kağıt üzerinde bu güzel fantezi, Almanlar tarafından bir halı saha golü ile çöpe atıldı ve ardından arka arkaya verilen pozisyonlar ve istisnasız herkesin yaptıgı hatalar sonucu tabelada yazan skor gerçekten acı verici. İkinci yarının hemen başında Halil Altıntop'un vuruşu gol olsa dahi bu sonuç değişmeyecekti çünkü sahada ne yaptığını bilmeyen bir takım vardı. Defans yapmaya çalışan ama kalesinde 3 gol gören, hücum yapmaya çalışan ama pozisyona giremeyen, topa sahip olmak isteyen ama topu kaptığı gibi rakibine veren, sağ bek oynaması tartışılan bir adamdan Almanya deplasmanında sol bek yaratan, kalecisinin baskı olmadığı dakikalarda topu rakibe hediye edip bacak arası gol yediği, takımlarında kadroya giremeyen ya da sakatlıktan çıkan oyuncuları rehabilite etmekle görevli, dünyanın en garip takımıydı sahadaki ve daha önceki maçlarda yapmış olduğumuz yorumlar bu maç ile zirve yaptı ve takke düştü kel göründü. Kral çıplak!!! 

Maçtan önce Nuri-Mesut özelinde yapılan entegrasyon muhabbeti ile başlayan süreç Mesut'un Almanya'da ıslıklanması ve ardından attığı golle Türkiye'nin fişini çekmesi ile son buldu.Schweinsteiger'ın yokluğunda orta sahayı kaptırdığımız Almanya'ya karşı birde o olsa durum nereye giderdi düşünmek bile istemiyorum.Almanya'yı deplasmanda yenmek için gazlanan, en fos performansla geri dönen bu takımı kimse savunmayada kalkmasın. Kaleden forvet hattına, orta sahadan defansa kadar herkesin tel tel döküldüğü bir maçtı ve Almanlar bu grubun neden favorisi olduklarını bize açıkça gösterdiler. İşin kötü yanı bu kötü performansın ardından Azerbaycan maçınında tehlikeye girmiş olması ki, fazlasıyla duygusal takıldığımız düşünüldüğünde bu durum  olası. Milli takımın kadro seçimi ve tercihlerine Fatih Terim zamanı saygı duymuyordum şu an da saygı duymuyorum. Milli takım formda ve tecrübeli oyuncuların yeridir, sakat ve takımlarında oynamayan oyuncular milli takıma geçmiş maçlarda yaptıkları katkılar ne olursa olsun alınmamalı ve böylesine sakil bir futbol sergilenmemelidir. Guus Hiddink'in ilk dört maç itibariyle takıma olumlu bir katkısını göremediğim gibi saçmalama noktasındaki hamlelerinide anlamakta güçlük çekiyorum. Milli takımı hedefi grup ikinciliğidir, gerisi bunun gerçekleşmesinin ardından konuşulur. 


Almanları ise ayrıca tebrik etmek gerekir. Özellikle Klose neden özel bir oyuncu olduğunu sahada bizlere gösterirken bugün hücum anlamında varlık göstremeyen Podolski'nin defansa yardım için yaptığı koşuları ve Lahm'ın oyununu umarım iyi gözlemlemişizdir. Schweinsteiger gibi önemli bir oyuncunun yokluğunda sistem takımı olmanın ne demek olduğu açıkça gösterdiler ve fazlaca aksamadan sonuca giden skoru buldular. Almanya en önemli oyuncusunu kaybedince oyun planından vazgeçmezken, biz Arda'nın sakatlığının ardından neredeyse baştan aşağı değişik bir kadro ve oyun planı ile sahaya çıktık ki sonucuda önümüzde kabarık bir fatura olarak duruyor. Almanya ile Türkiye arasındaki temel farkta bu anlayışın sahaya yansımasından kaynaklanıyor.



7 Eylül 2010 Salı

Türkiye 3 Belçika 2

Bu elemelerde de rahat bir maç izleyemeyeceğimiz ortaya çıktı Hiddink tercihleri ile Fatih Terim'e rahmet okutur konumda büyük bir hayalkırıklığı içerisindeyim açıkçası. Tuncay'dan forvet performansını her maç ısrarla bekliyoruz, Avrupa'nın en iyi orta saha oyuncularında birini kadroya alma ihtiyacı bile duymuyoruz sahada Aurelio ve son dakikalarda skoru korumak için Selçuk'u sahaya sürüyoruz, Nuri Şahin tribünde oturuyor. İlk yarıda deplasmanda oynayan biz gibi sahadayız rakip daha saldırgan ve her zamanki gibi kornerden gelen topta golü yiyiyoruz. İkinci yarı birşeyler kafaya dank ediyor Semih forvete geçiyor ardından kısa sürede 2 gol ama rahat bize haram sürekli övdüğümüz Onur ilk goldeki gibi 2 oyuncumuzun üzerine çıkıp topu almak istiyoruz ve rakip stoper golü kalemize 2. kere atıyor. Hiddink bu kadro seçimi ile giderse ve sahaya bu oyun planını temel alarak çıkarsak bu grupta işimiz dünya kupası elemelerindekinden  farklı olmaz. Belçika'ya geçen elemelerde 5 puan bırakmıştık bu sefer ilkini aldık ancak aynı puanları başka takımlara karşı kaybedebiliriz bunun garantisi yok. Hiddink bizi finallere götürsünde götürsün adamın elindeki kadro bu yorumunu kesinlikle kabul etmem, sahada olmayanlar ve kadroda olmayanlar ile babalar gibi takım çıkarılır sahaya. 



2 maçta 6 puan sadece güzel ama ortaya konan futbol Fatih Terim döneminin kopyası şeklinde.Duran toptan yenen goller, saçma tercihler,saçma 11 ler ve sürekli diken üzerinde maç izleyen bir Türk taraftar kitlesi. Belçika'nın kadro yapısı ve oyuncu kalitesine saygı duyuyorum ancak kendi sahamızda bu kadar ahlarla geçicek bir maçı asla kabul etmiyorum. Bu yanlışlar devam ederse milli takım yeniden şampiyonalardan uzak kalır ve biz dönüşümden, devrimden, cesur kararlardan bahseder dururuz. Kısır döngüden kurtumanın tam vakti her zaman şu andır. Milli takım neresinden tutsanız elinizde kalıyor ve ilerleyen maçlar daha üzücü skorlarla sonuçlanabilir.

4 Eylül 2010 Cumartesi

Kazakistan 0 Türkiye 3

Milli takım kadro tartışmasının gölgesinde Euro 2012 elemelerine 3-0 lık bir galibiyet ile başladı. Arka arkaya gelen 2 gol ile çok rahatlayan milli takım 2. yarıda Nihat'ın ayağından bulduğu golle maçı 3 puanla kapamasını bildi ve grubun ilk maçında zayıf rakimize karşı beklenen bir galibiyetti. Bu kadronun göstereceği asıl efor Şükrü Saraçoğlu stadında Belçika'ya karşı olucak. Bugün evinde Almanya'ya 1-0 yenilen Belçika'nın bunu telafi için maça asılacağını tajmin etmek zor değil. Maçın genelinde topa hakim olan taraf biz olmamıza rağmen bunu çok olumlu şekilde kullanabildiğimizi söylemek zor. Emre ve Arda'nın gayreti ve sağ kanatta takımın 2. golünü muhteşem bir şekilde atan Hamit haricinde pek olumlu bir yanı yoktu milli takımın. Formsuz ve sakatlıktan çıkan oyuncuların sahada yapabilecekleride sınırlı elbette ama kadroyu eleştirirken bunlara dikkat çekmiştik. Defansta duran toplarda sürekli adam paylaşımı sıkıntısı yaşadık ve kullandığımız her kornerden sonra kontraatak yedik. Kazakistan maç boyunca girdiği pozisyonları değerlendirecek durumda değildi ancak Belçika'nın yakalayacağı pozisyonları bu kadar kolay harcıyacağını söyleyemeyiz. Orta alanda diri bir Nuri Şahin varken sakatlıktan yeni çıkmış ve formsuz olan Aurello'yu oynatmak tam bir saçmalık. Orta alanda Emre-Nuri ikilisi takımın pas trafiğini iyi yönetecek ve atağa kalkmada takıma önderlik edicek oyuncular. Nihat ve Tuncay'ın birlikte sahada yer alması ve bunları attığımız uzun toplarla buluşturmaya çalışmamızda ayrı bir garabet. 

Kalede Onur gerektiğinde klasını konuşturdu ve Servet-Ömer ikilisinden Ömer ilk maçı olmasına rağmen milli takımda çok iyi bir performans ortaya koydu. Gökhan Zan yerine kadroya çağrılacak kalitede olduğu 100 metreden anlaşılıyor. Sağ bekte Gökhan'ın sakatlığı nedeniyle sakatlıktan dönen bir diğer isim Sabri ve solda Galatasaray'daki performansının aksine Hakan Balta iyi bir oyun sergilediler. Takımın topa sahip olmasına rağmen kanatları aktif bir şekilde kullanamaması ve forvette yapılan tercihler bizi Belçika maçında daha fazla sıkıntıya sokucaktır çünkü sadece topa sahip olmak bizi gole yaklaştırmıyor ve oyun planımızı defansın arkasına atılan uzun toplar olarak belirlersek bu forvet hattı ile başarıda beklenemez. Guus Hiddink oyunculara olan güveninden ve oyuncuların performanslarından memnun olduğunu söyleyip eleştirileri kabul etmesede Belçika ile oynuyacağımız maç bu kadronun asıl sınavı olucak ve umarım milli takımın bir rehabilitasyon yeri olmadığı kısa sürede anlaşılır yoksa bu kadro ve skoru Fatih Terim'de çok rahat alırdı.


2 Eylül 2010 Perşembe

Guus Hiddink ile Avrupa Elemeleri

Milli takımımızın grup elemelerinde hangi grupta yer aldığı, kuralara kaçıncı torbadan girdiğinin zerre önemi yoktur çünkü milli takımın şampiyonalarda yer alması genelde iki sorunun çözümüne bağlıdır: ''Hocanın kadro seçimi ve oyuncuların düşük profilli takımlara karşı sergiledikleri futbol''. Fatih Terim döneminde kadro seçiminde yaşanan ilginçliklere alışmış bünyelerde aday kadro asla bir süpriz olmazdı çünkü Terim'in futbol ideali kafasında olan oyuncularla yüksek motivasyonla takımı her başarıya götüreceği inancıydı ve bundan dolayı takımında sakat olup oynayamayanlar, takımlarında hiç kadroya giremeyenler ve formsuzluğu zirvede olanlar her zaman kendine milli takımda yer bulur bu bazen bizi şampiyonaya götürür ve süpriz sonuçlara imza attırır bazende şampiyonaya ulaşamadan bizi yarı yolda bırakır ve evde televizyona mahkum ederdi. Fatih Terim başarıszlık yaşadıktan sonra milli takımı bıraktı ve yerine gittiği her takımı bir üstdüzeye taşımış bir isim olan Guus Hiddink getirildi. Genel oyun felsefesi gittiği ülkede kendi sistemini uygulamak yerine o ülkenin profiline uygun bir sistemi uygulaması ve öz dinamikleri harekete geçirerek başarıya ulaşmaktı. Fatih Terim'i tam olarak saçma saplantıları ve oyuncu seçimleri ile eleştirirken bu sefer yeni bir şampiyona elemeleri öncesinde Hiddink'in seçimleri gündeme damgasını vurdu.

Genel olarak belli bir oyuncu grubu ile şampiyona elemelerini götüreceğini açıklamıştı bunu anlayışla karşılamakla beraber tercihleri Terim'den pek farklı olmadı. Sakatlar, formsuzlar, kendi takımından aforoz edilen herkes kadroya girdi. Ligin en formda kanat oyuncuları (Ali Tandoğan-Volkan Şen) kadroda yokken Kazım'dan, Nihat'a ve Gökhan Zan'a kadar birçok formsuz ve sakatlıktan yeni çıkmış oyuncu kadroda. Kadroyu Oğuz Çetin'in yaptıgı ve Hiddink'in böyle tercihler yapmayacağı iddaa edilsede, Hiddink seçimlerin kendisine ait olduğunu ve oyuncuların yeteneklerinin kendisi için önemli olduğunu Hamit örneği ile açıklandı. Hamit'inde Münih'te kadroya giremediğini ama yeteneğinin yadsınamayacağını söyledi ancak bu eleştilere açıklık getirmiyor. Hamit en azından arada kadroya giriyor ve formsuz ya da sakatlıktan dönmedi bu açıklama diğer oyuncuların kadroda olmalarını açıklamaya yetmiyor. Kazakistan ve Belçika maçları bu kadro ile geçilmek zorunda ve takımın yeteneklerinin ne ölçüde olduğunu daha yakından izleme fırsatı bulucaz. Bu tercihleri ile Hiddink kötü bir Fatih Terim kopyası olmaktan öteye gidemiyor. Benim futbol felsefeme göre forma isimlere ve geçmiş başarılara göre değil, mevcut performanslara göre adil bir şekilde dağıtılmalı. Belçika'yı yenemeyip play-off larda sürünmek istiyorsak o tercihe de saygı duyarım.

14 Ekim 2009 Çarşamba

Türkiye 2 Ermenistan 0


Milli takım grup açısından hiçbir önem taşımayan maçta Ermenistan'ı 2-0 gibi rahat bir skor ve oyunla yenmeyi başardı. Siyasi olayların gölgesinde kaldığı ve milli takımında hedefi kalmadığı için futbol açısından çok fazla bişey beklememek gerekiyordu. Hem Fatih hocanın hem de Rüştü'nün veda maçı olması haricinde çokta futbolcuların asılabilecekleri bir maçta değildi açıkçası. Nitekim 2-0 maçı almayı başardık. Ceyhun Gülselam'ın atılmasına ragmen Ermenistan ne maça ne de topa hükmedebildi. Sonuçta maçın tamamı kontrolümüzde geçti ve maç sona erdi. Ceyhun'un atılması ve Servet'in gol atması haricinde maçı izlerken çok fazla dikkat kesilecek bir durumda yoktu. Önceki maçlarda da belirttigimiz gibi artık bir dünya kupası hedefimiz yok ve önümüzdeki organizasyonu televizyondan izleyicez .Maçın, grubun ve milli takımın kısa özeti bu.

Önümüzdeki Maçı Nerede Oynasak?


Milli Takım'in 2010 Dünya Kupası çerçevesinde evinde oynadığı maçlar tam bir değişim havasına sahne oldu. Şükrü Saraçoğlu Stadyumunda Belçika ile başladığımız bu yolculuk bu akşam oynanacak Ermenistan maçı ile birlikte Bursa Atatürk Stadyumunda son bulucak. Milliler elemeler boyunca üst üste 2 kez aynı stadta  maç yapmadıkları gibi ilk 3 maçın ardından İstanbul'u da terk etmişler. Niye sürekli stadyum değiştiriliyor ya da bozuk zeminlerde, küçük stadlarda milli takım oynatılmak zorunda bırakılıyor inanın bilmiyorum. Avrupa genelinde her milli maçı başka bir stadta  oynayan ülkede sanırım yoktur. Bu gezgincilik hevesinden ne zaman vazgeçilecek onuda merak ediyorum. Artık Dünya ve Avrupa üçüncülüğü apoletleri olan bir takım olarak eskisi gibi Almanya ya da Hollanda'yı İstanbul dışındaki bir yerde oynamaya mecbur edelim ki deplasmana geldiklerini hissetsinler diyenlerin de azaldığını varsayarsak, önümüzdeki Avrupa Şampiyonası elemeleri boyunca daha çok seyircinin milli takımı izleyebileceği ve teknik oyuncuları ile övünen bir takımı güzel bir zeminde oynatmanın gerekliliğini anlamış vaziyette elemelere başlıyacağımızı umuyorum.

10 Eylül 2008 - Türkiye-Belçika - Şükrü Saraçoğlu Stadyumu- İstanbul
11 Ekim 2008 - Türkiye-Bosna Hersek - İnönü Stadyumu- İstanbul
1 Nisan 2009- Türkiye-İspanya -Ali Sami Yen Stadyumu-İstanbul   
5 Eylül 2009- Türkiye-Estonya- Kadir Has Stadyumu-Kayseri
14 Ekim 2009- Türkiye-Ermenistan-Atatürk Stadyumu-Bursa


13 Ekim 2009 Salı

Milli Takımın Yeni Hocası


 Milli takımın Dünya Kupasın'da yer alamayacağı kesinleştikten sonra Fatih Terim son maçın ardından görevini bırakacağını açıkladı. Bunun üzerine basında ve kamuoyunda başlayan furya ise milli takımın başına kimin geçiçeği konusunda. Basında zikredilen isimler arasında mantık sınırlarını zorlayanlar olsada tartışma genel olarak tek noktada kitleniyor. Milli takım hocası yabancı mı olsun yerli mi? Elbette her iki tarafında kendine göre yapmış oldukları tercihleri destekleyecek argümanları var. Yerli hoca isteyenler; başarıların her zaman Türk hocalar tarafından getirilmiş olduğunu, ligi tanıyan bir hocanın daha sağlıklı tercihler yapıcaklarını söylüyorlar ve yabancı hoca ısrarında yabancı hocalara olan aşırı hayranlığın etkisini savunuyorlar. Özellikle yerli hoca olarak ismi geçenlerin neden bu göreve getirileceği husunda dönen futbol dışı yorumlar daha şimdiden mide bulandırmaya başladı. Yabancı hocanın takımın başına getirilmesini savunanlar ise gelicek yabancı hocanın kariyerli ve bir sistem oturtacak yapıda olması gerektiğini ve altyapıda dahil tüm milli takım seviyelerinin yeniden düzenlenmesi gerektigini öne sürüyorlar. Yabancı hocanın yapmış oldukları tercihlerin kulüpçülük olarak eleştirilmeyeceğini düşünüyorlar. Yabancı hoca konusunda Türkiye'yi tanıyan ya da daha açık olarak Türkiye'de daha önce çalışmış isimler üzerinde duruluyor.

Ben milli takıma yapılcak hoca tercihinde yabancı bir hocanın getirilmesini daha uygun buluyorum. Milli takıma getireceği istikrar ve oyun felsefesi ile öne çıkan bir isim olmalı. Milli takımın alt organizasyonlarının ise tamamen bu hocadan bağımsız ve uzun yıllar altyapı hocası olarak devam edicek ve bu alandan aldığı eğitimlerle ön plana çıkıcak birileri olmalı ve bu iş hoca tercihinden bağımsız olarak federasyon tarafından şekillendirilmeli. Yabancı hoca tercihinde mümkünse ağzı laf yaban ve basına giydiren bir isim tercih seçilmeli. Uç bir örnek ama Mourinho tarzı gerektiğinde herkese ayar verebilecek biri. Yaptığı tercihler şu takımdan oyuncu alıyor bu takımdan almıyor şeklinde değerlendiremeyeceği için gereksiz polemiklerden de uzak durmuş olucaz .Gelen hoca ister yerli ister yabancı olsun yapması gereken tek şey kadro istikrarı ve oyun felsefesi yaratıp, milli takımı elemelerde bir maç iyi bir maç kötü oynatmamak.Ülke olarak bir organizasyonda tavan yapıp diğerinden mahrum kalma serisinede bir son vermeliyiz. Milli takım her organizasyonda olsa ama yarı final falan oynamayıp yalnızca yer alsa ya da gruptan çıkşa eminim herkes daha mutlu olur. Başka ülkelerin milli takımlarını desteklemek ve onların maçlarınıda takip etmek zorunda kalmayız böylece. 
 

11 Ekim 2009 Pazar

Malumun İlanı


Milli takım, Bosna maçının ardından zaten iyi bir futbol sergileyemezdi. Nitekim maçta bunun baştan sona resmi geçidi gibi oldu. Sahaya çıkan kadro, oynanan oyun yada yapılan değişikliklerin hiçbirine itirazım yok. Çünkü miilli takım dünya kupası şansını çoktan kaybetmişti. Bosna'nın; Estonya karşısındaki galibiyeti sonrasında bizim bu maça motive olamayacağımız belliydi. Sonuçta yenilen 2 gol ve Volkan'ın kurtardığı pozisyonlar yani Belçika'nın kaçırdığı goller vardı. An itibariyle Fatih Hocanın takımı bırakması ve önümüzdeki dünya kupasında yer alamamızın yanı sıra yeni gelen hocanın bir oyun felsefesi ve istikrarlı bir takım kadrosu oluşturulmasını umut ediyorum. Umarım yeni gelen hoca bunları başarabilir. Nihat'ı, Rüştü'yü ya da önümüzdeki organizyonlarda emekli kuyruğunda olucak Ceyhun ve Yusuf'u görmeyiz. Ben iyi bir futbol beklemiyorum en azından elemelerde milli takım sonuca gidicek futbolu oynasın ve skorları alsın. Güney Afrika'da yine başa takımları ve başka oyuncuları destekleyip kendi takımımızdan mahrum kalıcaz. Emeği geçen herkese teşekkürler.

6 Ekim 2009 Salı

Milli Takım Daha İyi Olabilir Mi?


Dünya Kupası elemelerinde son 2 maçımızı oynuyacağız. Son Bosna maçından sonra kimsede heyecan kalmadı. Milli takımın Güney Afrika'ya gitmesi için artık mucizeler gerekiyor. Milli takım özellikle son 2 maçın ardından iyice tartışılmaya başlayacak ve Fatih Terim özelinde milli takım eleştirilerin muhatabı olucaktır. Türk futbolunun en önemli sorunlarından biri olan istikrar Euro 2008'in ardından yeniden gündemimizde. Fatih terim özellikle oyuncu tercihlerinde sıkça eleştirildi elemeler boyunca. Kadroya çağrılmayan ya da milli takıma kazandırılamayan yıldızlar kadar çağrılan oyunculardan kurulan kadrolarda eleştiriğinin odağında. Milli takımın son aday kadrosuda dahil olmak üzere Fatih Terim'in açıkladığı her kadro maç başlayana kadar eleştiliyor. Bu eleştiriler haksızda sayılmaz. Beşiktaş'ta dökülen Rüştü Reçber, İbrahim Kaş,  Yusuf Şimşek ve Nihat Kahveci kadroda. Takımında henüz premier lig'de ilk 11 şansı yakalayamayan Tuncay Şanlı kadroda. Form açısından çağrılan oyunculardan daha iyi durumda olan Fatih Tekke ve Rubin Kazan ile Şampiyonlar Ligin'de mücadele eden Gökdeniz Karadeniz yok. Bu oyuncuların yanı sıra geçtigimiz senelerde takımlarında forma giyemeyen ya da formsuz olan veya sakatlıktan yeni çıkmış Emre Belözoğlu, Tümer Metin'in milli takım kadrosundaydı. Fatih Terim görevde olduğu sürece kafasında kurmuş olduğu oyun planını uygulayacak oyuncuları seçti. Bunların mevcut form durumları ile hiçbir zaman ilgilenmedi. Ligde çok iyi performans gösteren oyuncular takıma asla alınmadı. Bu oyuncuların kurtardıkları maçlar olmadı mı, elbette oldu. Bu galibiyetler Milli Takıma dönemsel başarılarda kazandırdı ancak şu an içinde bulunduğumuz durum bu seçimlerin yanlışını ortaya koyuyor.

Fatih Terim'in başarısız olduğu yada milli takımın organizasyonların uzagında kaldığında bu eleştirileri yapmak elbette kolaycılık olarak görülebilir. Ama milli takımın mevcut durumunu başka türlü izah edemeyiz. Disiplin sevmeyen kimliğimizden mi yoksa her işte kolaycılığa kaçtığımızdan mı bilinmez miilli takım asla kadro istikrarını yakalayamadı. Sakatlıklar ve cezalı oyuncularda elbette bunda etkili oldu. İngiltere milli takını saymaya kalktığımızda sayıcağımız oyuncu isimleri ve sahaya süreceğimiz 11, bir iki istisna hariç bellidir. Bu değişikliğide rakipe göre oyuncu seçimi ya da hocanın tercihi olarak yorumlayabiliriz. Bizde ise durum tam tersi. Her yapılan aday kadro süpriz isimler, formsuz oyuncular, takımlarında dahi forma şansı bulamayan oyunculardan geçilmiyor. Milli takım adeta rehabilitasyon görevi görüyor. Bu seçimlere birde Fatih Terim'in egoları eklenince ortaya böylesine vahim tablolar çıkıyor.

Milli takımın aday kadrosu ve çağrılmayan oyuncular yanında bir diğer sorunuda elden kaçan yıldız oyuncular. Özellikle gurbetçi oyuncuların çok sık yaşamayağa başladığı hangi milli takımda forma giymeliyim sorusu zaman zaman çok ciddi bir problem halini alabiliyor. Oyuncuların kişisel tercihleri bir yana, zaman zaman okuduğumuz röportajlarında milli takım yetkililerinin ilgisizliklerinden de dem vuruyorlar. Miili takım yetkilileride bunun aksine oyuncalara çağrı yaptıklarını, Avrupa'daki oyuncuları takip ettiklerini ve miilli takımı seçmeyen oyuncaların yaşadıkları ülke milli takımını daha en baştan seçtiklerini söylüyorlar. Kişisel tercihleri olanlar bir yana Alman milli takımında oynayan Serdar Taşçı ve özellikle Mesut Özil başta olmak üzere; İsviçre mili takımını seçen Eren Derdiyok ve Gökhan İnler milli takımızı seçseler yada milli takıma kazandırılsalardı bugün hem kadro açısından hemde başarı açısından daha farklı bir takım konuşuyor olabilirdik. Elbette daha başka birçok oyuncuda Türk Milli Takımı yerine yaşadıkları ülke milli takımlarını seçmişlerdir.

Dünya kupasını muhtemelen televizyonda başka ülke milli takımlarını izleyerek geçireceğiz. Yine başka takımların gol sevinçlerine ortak olup başka yıldızların kaçırdıkları gollere üzülücez. 2008 Avrupa Şampiyonasın' da yarı final oynayan takımlar içerinde Afrika 2010'a   katılamayan tek takım olacağız. Orada yer alıcak birçok takımdan iyi olduğumuzu bilmemize ragmen gidemediğimiz için üzülmeyeceğiz çünkü oraya katılmayı hak edicek bir takım ve antrenör performansı sergileyemedik. Tüm bu olanları düşündüğümüzde daha iyi bir sonuç bizi bekleyemezmiydi?

 

15 Eylül 2009 Salı

Türkiye 69 Sırbistan 64


Milli takımın turnuva boyunca en çok zorlandığı maç bu akşam oynanan Sırbistan maçıydı. Özellikle farkın maç boyunca eritilebilir seviyede olması maçın uzamasınada neden oldu. Maç genelinde müthiş mücadele ettik ve özellikle uzatmadaki performansımız ile Sırbistan'ı geçtik. Hidayet'in sakatlığı nedeniyle şut yüzdesi ve oyuna skor açısından neredeyse hiç katkısı olmamasına rağmen takım maçı almayı bildi. Özellikle Ersan hem hücumda hem savunmada müthişti. Kerem'de takımın ritm bulmasında ve asistleriyle maçın bir diğer iyi oyuncusuydu. Maç genelinde ve turnuva boyunca yaptığımız en iyi şey maçın sonuna kadar mücadeleye devam etmemiz ve bench katkısının çok iyi seviyede olması. Takımda kötü olarak göze çarpan tek şey ilk maçta % 85 olan ve herhalde bir daha ulaşamayacağımız serbest atış yüzdesi. Ömer bu akşam maçta çok iyi olmasına ragmen serbest atışlarda felaketti. Bu atışlarda istediğimiz katkıyı alsak maç uzatmaya gitmeden daha erken kopabilirdi. Takımın 5'te 5 yapması ve mücadelesi bizleri önümüzdeki maçlar içinde fazlasıyla heyecanlandırıyor.

12 Eylül 2009 Cumartesi

Türkiye 63 İspanya 60


Son dakikada gelen o muhteşem blokla İspanya'ya sahayı dar ettiğimiz maçtır. 12 dev adam baştan sona takım halinde süper mücadele etti, sakatlığı olan hasta olan oyuncularımız bile özveriyle baştan sona müthiş mücadele ettik ve yenilgisiz olarak 4'te 4 yaparak yolumuza devam ediyoruz. Zaman zaman geriye düşsekte mücadelemizi sonuna kadar sürdürdük ve maçtan galip ayrıldık. Turnuva öncesinde favoriler arasında gösterilen İspanya her ne kadar turnuvuda iyi oynayamamışsada unutulmaması gereken en büyük nokta İspanya'nın son yıllarda dünya basketbolundaki hakimiyetidir. Böylesine bir takımı yenmek her zaman muhteşemdir. Takımın bu oyunla ve mücadele azmiyle alıcağı her sonuç normaldir artık. Zaman zaman özellikle 4. periyotta hatalar yapsakta ve dönen toplarda İspanya sürekli topa sahip olsalarda onlarıda ilerleyen maçlarda mücadelemiz ile kapatabiliriz. Özellikle Ömer Aşık adamımsın.....