Galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mart 2015 Pazartesi

Fenerbahçe 1 Galatasaray 0


Fenerbahçe önce Trabzonspor sonra Akhisar'a içeride puan kaybedince liderliği kaybetti. Galatasaray 4 puanlık avantajla Kadıköy'e geliyordu. Fenerbahçe bu maçı mutlaka kazanmalı ve yarışa yeniden ortak olmalıydı. Hem Galatasaray hem Fenerbahçe olabilecek en hücumcu kadroları ile sahadaydı. Mücadeleye Fenerbahçe'nin baskılı başlamasını beklerken, ilk hamleler Galatasaray'dan geldi. İlk dakikalarda oyunu kontrol eden Galatasaray, Burak ve Selçuk ile gole yaklaştı. Selçuk'un şutunu çıkaran Volkan Demirel maç boyunca kalede mükemmmel bir performans sergiledi. İlk yarının son 25 dakikasında ise Fenerbahçe oyunu dengeledi ve rakip yarı sahada daha etkili oldu. İlk yarıda her iki takımda gol atmayı başaramadı. 



İkinci yarı Hakan Balta'nın yerine Koray Günter defansta yerini aldı. Fenerbahçe ikinci yarı daha fazla hücum daha fazla risk ile sahadaydı. Üst üste kaçan goller,direkten dönen toplar bu maçtada yine şanssızlığımızı sürdürecek miyiz sorusunu akıllara getird. Webo ve Alper hamlesi ile şekillen hücum hattı oyunu iyice rakip sahaya yıktı. Kuyt'un golünden hemen önce Hamit'in muhteşem şutunu çıkaran Volkan Demirel maçın kaderini birkez daha değiştirdi. Fenerbahçe Mehmet Topal'ın harika pasında Kuyt ile golü buldu ve Galatasaray karşısındaki gelenek devam etti. Fenerbahçe böylece hem kendini hem de Beşiktaş'ı yeniden mücadelenin içine dahil etmiş oldu. Ligin bu sezon daha da zorlaşaçağını söylemeye gerek yok. 


Fenerbahçe puan kayıpları ile devam eden hatta evinde dahi galibiyet alamaz olduğu bir süreci olabilecek en güzel şekilde Galatasaray galibiyeti ile sonlardırmış oldu. Hem puan farkının azaltılması hem yarıştaki en önemli rakibimize karşı ele geçirdiğimiz psikolojik üstünlük takıma yeniden bir inanç ve özgüven sağlıyacaktır. Bu saatten sonra az hata yapan,girdiği pozisyonları bir şekilde gol yapmasını bilen ve en önemlisi inancını asla kaybetmeyen takım mutlu sona ulaşıçak. O takım inşallah Fenerbahçe olur.

19 Ekim 2014 Pazar

Galatasaray 2 Fenerbahçe 1


Fenerbahçe daha önce Galatasaray'ı deplasmanda yendiği maçlarda dahi bu kadar iyi bir oyun başlangıcı yapmamıştı. Topa sahip olan, oyunu sürekli kanatlara açan ve pozisyon üreten bir Fenerbahçe vardı sahada. İlk yarı Emenike'nin beceriksizlikleri ile geçerken Galatasaray uzun bir süre oyunu kendi yarı sahasında kabullenmek zorunda kaldı. İlk yarı bütününde deplasmanda bu sezonun en iyi futbolu ortaya konuluyordu. İkinci yarı bu oyun sisteminde devam edildiğinde Emenike yerine yapılacak bir forvet değişikliği ile rahatlıkla gol bulunabilirdi. Emre'nin her zamanki gibi maçı tamamlayamaması, yabancı sınırı nedeniyle Selçuk Şahin'in oyuna girmesi bile Fenerbahçe'yi topa sahip olma konusunda çok geriletmedi. 


İkinci yarı başlarken Galatasaray'ın baskını arttıracağını düşünmek için kahin olmaya gerek yoktu. Nitekim santra ile birlikte gol pozisyonu yakalayan Galatasaray'ın golünü Volkan engelledi. Bu kısa baskı atlatılıp oyun yeniden dengelendiğinde Bruno Alves, orta sahanın sağ kanata yakın bölümünde rakibin tehlike yaratma ihtimalinin olmadığı bir pozisyonda rakibinin sırtına tabanla girdi. Doğru bir kırmızı kart ve Fenerbahçe 10 kişi kaldı. Maçın kırılma noktası Alves'in takıma ihanetiydi. Daha önce yine bir Galatasaray maçında atılıp yenilmemize sebep olduğu gibi bu maçta da aynı şekilde takım arkadaşlarını sattı. Taraftar desteğini de arkasına alan Galatasaray elbette yüklenmeye ve oyunu kontrol etmeye başladı. Maça doğru bir taktikle başlayan ve oyunu kontrol edicek planı uygulayan İsmail Kartal'da kırmızı kartla beraber etkisizleşti. Anlamsız değişiklikler yaparak Fenerbahçe'nin etkili olabileceği kontraatakları da engelledi. 10 kişi kalan Fenerbahçe buna rağmen takım savunması anlamında çok büyük bir zaafiyet göstermedi hatta bir duran topta Kadlec'in nasıl kaçırdığını hala anlayamadığımız kafa vuruşu ile öne dahi geçebilirdi. Bu iki takımın golsüzlüğü devam ederken sahneye sahadaki en akıllı ve en teknik adamın çıkması maçın kaderini kırmızı karttan belki de daha fazla değiştirdi. Sneijder çektiği 2 harika şutla maçı koparmasını bildi. Anlamsız bir şekilde sakat sakat oynuyorum havasından muzdarip Volkan Demirel'in zaten hamle yapamadığı bir kalede en güzel noktalara vuruş yaparak maçı almasını bildi. Aynı dakikalarda Fenerbahçe adına bunları yapıcak olan Diego Ribas, Sneider'in gollerini yedek kulubesinden izliyordu. 



Fenerbahçe'nin acilen takım içindeki disiplinsizliği bitiricek hamleler yapması gerekiyor. Takımını ortada bırakan bir adamı medya önünde dahi olsa, kazanma hırsının kurbanı oldu falan diyerek korumamalısınız. Alves'in sert futbol oynadığını biliyoruz ancak bu hareketleri sertlik değil aptallık; kazanma hırsı değil, ihanet. Emre'nin her maç ayağım çekiyor beni çıkarın, Volkan'ın belim ağrıyor yakarışlarından da bıkkınlık geldi. Sahi lige muhteşem giriş yapan Mert Günok neden yedek? Orta alanda Alper'in dün gece muhteşem oynayan Meireles ile daha sık yan yana oynaması da gerekiyor. Defanstaki vurdumduymazlık ise akıl alır gibi değil. Egemen'in dönüşünün uzun süreceğini düşünürsek burada yeniden işimiz Bekir'e düşüyor. Takım adil kurulsa Fenerbahçe kıpırdanıcak gibi ama buna dair bir işaret göremiyoruz. Diego'yu takıma monte edemedik, kadroyu adil kurmamakta ısrar ediyoruz. Bunları gören Alves'te orta sahada kırmızıyı görüp, çekip gidiyor. Nasıl olsa cezası bitince yeniden ilk 11'e dönüceğinin farkında. Disiplin olmayan yerde soytarı bol olur.

7 Nisan 2014 Pazartesi

Galatasaray 1 Fenerbahçe 0

Kötü bir Fenerbahçe izledik maç boyunca. En son Karabük deplasmanın da buna benzer bir performans vardı. Oyunu kontrol edemedik ve puan farkının getirdiği avantajla sakin olmamız gerekirken tam tersi bir ruh haline büründük. Tecrübelerine güvendiklerimiz hatta takım kaptanımız sahadaki kargaşanın ateşleyicisi oldu. Maç öncesi kime sorsanız atılır diyeceği iki isim de sahadan atıldı. Futboldan çok yine hakem kararlarını, oyuncuların itiş kakışlarını izlemek zorunda kaldık. Adı derbi olan ancak futbol açısından çok alt düzeyde bir karşılaşmaydı. Bu kadar kavga dövüş arasında ancak maç bitince herkesin aklına sahadaki kötü futbol gelebildi. Fenerbahçe 3 puanı kaybetmesine rağmen puan farkıyla liderliğine ve şampiyonluk yolculuğuna devam ediyor, Galatasaray ise Fenerbahçe galibiyeti ile sezonu taraftarları açısından bitirmiş oldu. Sezonun geri kalanında beklentileri elemesiz Şampiyonlar Ligi'ne katılmak.  

Fenerbahçe'ye Aykut Kocaman'ın en büyük mirası kendi sakin kişiliğini oyuna yansıtmak konusundaki beceriyi kazandırmasıydı. Geçen yıllarda derbilerde ve Avrupa maçlarında Fenerbahçe hep sakin kalan ve ısrarla pas yapan takım görüntüsünü hiç bozmadı ve bunun faydasını çok gördü. Dün akşam ise ısrarla rakibin oyununa uyum sağlayan, ortamın gerilmesine izin veren Fenerbahçe vardı sahada. Sneijder'in golü attıktan sonra yaptığı kışkırtıcı hareketleri Gökhan Gönül ve Volkan Demirel yuttu ve kart gördü. Melo'nun tahriklerine Emre Belözoğlu hemen kapaıldı ve ilk yarıda kırmızı kart gördü. Takımın en sakin adamı Mehmet Topal dahi Emre'nin atılmasından sonra ilk pozisyonda Melo'ya tekme atarak kart gördü. Emenike'nin tekmesi ve Caner'in her maç hakeme itirazdan sarı kart görmesini saymıyorum bile. Fenerbahçe rakibin oyun planına uyunca sonuçta rakibin planına göre oldu. Galatasaray aldığı galibiyetle taraftarına sezon sonuna kadar oyalanacağı bir hediye vermiş oldu. Emenike'nin maç boyunca etkisizliğini izleyen Ersun Yanal ile her pozisyonda rakibe kendisi vurmasına rağmen lehine faul alma yeteneğine hayran olduğum Semih Kaya ve en önemlisi maçın içine eden Bülent Yıldırım maçın kaybedenleriydi. 


Fenerbahçe önümüzdeki hafta küme düşme hattına kadar gerileyen Antalyaspor ile çok zor bir maç oynuyacak. Gökhan Gönül, Bekir İrtegün, Mehmet Topal, Emre Belözoğlu, Emenike kart cezaları nedeniyle sahada olmuyacak. Zor bir maç bizleri bekliyor, kenardakilerin ne kadar hazır olduğunu görme fırsatımız olucak, iç sahada oynamamız büyük bir avantaj. Biraz daha sakin ve kontrollü olduğumuzda işler bizim için daha kolay olucak. Takım kaptanınızın ilk yarıda atılmadığı maçlarda olduğu gibi.

11 Kasım 2013 Pazartesi

Fenerbahçe 2 Galatasaray 0

Kadıköy'de beklentilerin gerçekleştiği bir maç izledik. Galatasaray'ın kaybediceği üzerine büyük bir mutabakat vardı. Muslera ve Sneijder'in sakatlığına Kadıköy'de kazanamama laneti de eklenince Galatasaray sahadan yine mağlup ayrıldı. Mancini, Ceyhun Gülselam'ı orta alana monte ederek defansı sağlamlaştırma gayretindeyken, Ersun Yanal, Webo hamlesiyle Galatasaray defansını bozmayı hedefliyordu. Fenerbahçe penaltıdan bulduğu golle öne geçti ve morallendi. Galatasaray'ın topu Drogba ile buluşturmak istemesine Fenerbahçe, Egemen ve Alves'in hava toplarındaki hakimiyeti ile engel oldu. Drogba'nın Türkiye kariyerindeki en kötü maçlarından birini oynadığını söyleyebiliriz. Orta alanda Emre ve Baroni beklenenden daha iyi performans gösterince Fenerbahçe sahadan galip ayrıldı. Maç içerinde Volkan ve Kuyt'ın sakatlıklarına rağmen Fenerbahçe oyununu sürdürmeyi başardı.

Fenerbahçe iç sahada daha önce oynadığı maçlardaki baskısına ulaşamadı ancak maç içerisinde Galatasaray'ın silik görüntüsünü göz önüne alırsak buna gerek kalmadığını da söyleyebiliriz. Ofsayt mı değil mi diyerek duraklayan Galatasaray savunması bakarken Baroni 2. golü atınca maçın sonucu belli oldu. Son dakikada Melo'nun kaçırdığı ya da Volkan'ın kurtardığı penaltı skoru değiştirmekten öteye gitmeyecekti. Fenerbahçe böylece lig yarışında, her ne kadar geride de olsa kadro itibariyle kendisini şampiyonlukta zorlayacak en büyük rakibinin 9 puan önüne geçmiş oldu. Kadıköy'de sürdürdüğü psikolojik avantaj da cabası. Maçtan önce sağlık sorunları yaşayan ancak büyük bir özveri ile takımın başında sahaya çıkan ve bu sezon hem takımın lider olmasında hem de pozitif futbol anlayışında çok büyük pay sahibi olan Ersun Yanal'ı ayrıca tebrik etmek gerek. 

Fenerbahçe bu galibiyetle lige verilen milli maç arasına moralli ve lider bir şekilde girmeyi başardı. Takıma Gökhan Gönül'ün dönüşü ile birlikte ana omurgada tek eksik olarak Meireles geriye kalıyor. Önümüzdeki Antalya maçında onun da kadroya döneceğini söyleyebiliriz. Şu an için herşey yolunda gidiyor ve şampiyonluk artık Fenerbahçe'nin ellerinde. Çekilen sıkıntıları unutmak için şampiyonluk şart.

17 Aralık 2012 Pazartesi

Galatasaray 2 Fenerbahçe 1/Defans Yorgunluğu

Fenerbahçe'nin deplasman planının iç saha planından pek farkı yok. İç sahada orta saha etkinliğini hedefleyen Fenrbahçe'nin, deplasmanda Galatasaray'a karşı aynı planla çıkması doğru. Yanlış olan daha önceki deplasman performanslarında da gözlemlediğimiz ve eleştirdiğimiz savunma anlayışındaki hata. Yani geriye yaslanalım, oyunu kendi sahamızda kabul edelim, rakibin kendi sahasından hiçbir engelle karşılaşmadan üzerimize gelmesini bekleyelim ve yakalarsak 1 gol sallayalım. Bu taktik Süper Lig'de hiç işlemezken,Avrupa Ligin'de grup liderliğini getirdi. Avrupa Ligin'de, Volkan'ın 3 maçtada mükemmel performansı vardı. Dün akşam önce bir diğer formda isim Bekir golü bizim kaleye attı ardından Fenerbahçe'nin en formda ismi Volkan yanlış bir hamleyle Selçuk'un zekasına mağlup oldu. Galatasaray, Fenerbahçe karşısında son 2 sezondaki en kötü oyununa rağmen galip gelmeyi başardı. Çünkü Galatasaray, ligin en golcü hücumcuları Burak-Umut'un maç boyunca topla buluşmamasına, Amrabat sürekli top ezmesine rağmen maça 2 forvet ve bir hücumcu sol açıkla başlama cesaretini gösterdi. Bu plan, topun sürekli ileri taşınması, defansın orta sahaya kadar çıkarılması ile birleşince çok iyi oynamasına rağmen galibiyeti getirdi. 

Fenerbahçe, sürekli geri çekilmeye ve orta sahada rakibi karşılamayı bırakınca ileride olan Moussa sow ile Yobo arasında 60 metreye çıkan mesafaler oluştu. Fenerbahçe golden sonra ilk ileri çıkışında Hasana Ali'nin sağ! ayağı ile golü buldu. Çünkü Galatasaray'a gol atmak için Hasan'ın sol ayağına bile ihtiyacınız yok ancak bu hücum düşüncesi önce Aykut Kocaman'da ardından sahaya çıkan kadroda olucak. Karabükspor'un 3 gol attığı Galatasaray defansına karşı hücum etmemek mantıksızlık. Nitekim Galatasaray'ın en iyi noktası Burak-Umut'u durdurmasına rağmen Fenerbahçe yenildi. Bu mantıkla devam ettiği takdirde deplasmanda yenilmeye ve puan kaybetmeye devam edicek. Hafta içi Sivas maçı ile birlikte hücumcu denemelerin acilen başlaması lazım. Sürekli defansı ilk planda (üstelik iç sahada bile) tutan bir takımın şampiyonluk şansı az, hele bu deplasman performansı ile hayal bile edilemez. Kadro hücum oynamaya müsait, yeterki hoca kafasında bu devrimi yapsın. Yoksa ister forvet arkasına ister forvete devre arası transferi yapın, defans yapamayan takıma karşı dahi hücum etme cesaretinizi gösteremezseniz, bir şekilde dün akşamki gibi golü yersiniz. Çünkü Volkan'da insandır hata yapıcaktır, Bekir'de her ne kadar muhteşem bir sezon geçirsede hatalı bir gol yenmesine sebep olucak ve ya kendi kalesine golü atıcaktır. Sürekli geriye çekilerek savaş kazanılmaz,hücum bu takımın karekteri olmalı.

14 Mayıs 2012 Pazartesi

Fenerbahçe 0 Galatasaray 0

Son maça kadar herşey iyi gidiyordu. Play-off'a dezavantajlı girsek dahi alınan galibiyetlerle şampiyonluk şansı son maça Kadıköy'e hem de kendi taraftarımızın önünde oynayacağımız maça kalmıştı. Daha önce defalarca yendiği rakibine karşı Fenerbahçe'nin yine galip gelip 3 Temmuz'dan beri yaşanan olaylara en anlamlı cevabı sahada vereceğini düşünüyorduk. Önce kısa bir kadro şoku yaşadık. Alex'in sakatlığı nedeniyle kenarda olacağını biliyorduk ama Gökhan Ve Bienvenu ile Mehmet Topuz kenarda, onların yerine Orhan, Dia ve Semih sahadaydı. Bunlar kendi evinde baskı kuracak ve sonuca gidecek Fenerbahçe için tek maçlık planlamış bir stratejinin hamleleri idi ki, Dia'nın iki kanat atağında Baroni ve Semih becerekli olsa bu plan mükemmel olarak nitelendirelecek üstelik Semih'in kafasını Muslera kurtarmasa creme de la creme olarak anılacaktı. Ama Baroni ve Semih iyi vuramadı sonra Semih vurdu Muslera kurtardı ve Dia, topu kale yerine yan hakeme doğru düdükten sonra vurunca plan suya düştü. Kırmızı kart sonrasında karmaşa, anlamsız ve bilinçsiz paslaşmalar, geri dörtlüden birini çıkarmak yerine forvet çıkarıp forvet almak ve nihayetinde maçın bitimi ile yaşanan sinir boşalması. Kendi evinde Galatasaray şampiyonluğuna tanık olmak, nereden bakarsak bakalım Fenerbahçe'nin kolay kaldıramayacağı bir yük. Üstüne polisin gaz bombası şenlikleri ile kontrolden çıkan olaylar ve yeni sezona yine seyircisiz maç cezası ile başlayacak olan Fenerbahçe. 

Takımın sezon başından beri tüm engellemelere rağmen buraya kadar başı dik bir şekilde gelmesi, mücadeleyi bırakmaması ve herkesin ortalarda gözükmediği durumlarda Aykut Kocaman'ın sadece takımı değil camiayı da ayakta tutması her zaman anılacak ve alkışlanıcak bir durum. Finalde kaybetmek için önce finale çıkmalısınız ve Fenerbahçe bunu son 10 yılda her zaman yapıyor. Başka takımların ligin ilk yarılarında havlu attığı yarışlarda finale kadar geliyor, bazen şampiyon oluyor bazense şampiyonlğu kaybediyor. Bu kayıplar elbetteki hüzün veriyor ama bu sezon kimse bu takımı suçlayamaz. Taraftarda, takımda, teknik heyette elinden gelen ne varsa onu ortaya koydu, bir tek yönetimden bazı isimleri bu kenetlenmenin dışında ya da kenetlenme anlamında aşağıda tutuyorum. Sakatlığa rağmen sahada mücadele eden ter döken oyunculara teşekkür ediyorum.Ve klişe bir söz olmasına rağmen, bu direnişi ile bu sözü sonuna kadar hak eden Fenerbahçe'me sesleniyorum: ''Galiptir, bu yolda mağlup.'' 


23 Nisan 2012 Pazartesi

Galatasaray 1 Fenerbahçe 2

Teknik taktik detaylara hiç girilmeden anlatılacak bir maç. Oyuncuları yenilese de taraftarından teknik direktörüne hatta yardımcılarına kadar Fenerbahçe hezimetleri ile büyümüş bir Galatasaray var karşımızda. Tek kalede oynasa, topu maç boyunca kontrol de etse Fenerbahçe her zaman Galatasaray'ı yenicek bir yol buluyor. Bunu kimi zaman Volkan'ın müthiş kurtarışları ile yapıyor kimi zamanda Kadıköy'deki 6-0'lık galibiyetlerle. Dün akşam ilk 15 dakika herşeyi yapan ama Fenerbahçe'nin ilk atağında golü kalesinde gören Galatasarayılıların golden sonraki görüntüleri aslında Fenerbahçe'nin tüm takım üzerinde yarattığı tahribatı gözler önüne seriyor. Yine olmuyacak, yine yenicekler bizi düşüncesi yavaş yavaş bünyeye yayılıp, vücudu ele geçiriyor ve Stoch'un vurduğu darbe ile Galatasaray tamamen yerle bir oluyor. 

Dün akşamın tartışmasız yıldızı Volkan Demirel'di. Ayağına ilk top geldiğinde taraftarın tepkisine ve küfürlerine maruz kalınca var olan direnci anında katlandı. Maç boyunca bu gol nasıl kaçar dedikleri pozisyonların hepsinde doğru yerde ve pozisyonda idi. Hakemin yere düşen tüm Galatasaraylılara faul verdiği dakikalarda, Selçuk İnan'ın muhteşem frikiğini dahi çıkartıcaktı. Futbolun adaleti yok, oyunu biz oynadık gibi geyiklerle vakit geçirenlere bakarsanız futboldan zevk alamazsınız. Dün akşam Fenerbahçe'nin bize yaşattığı sevinci kelimelerle anlatamam. Hele böylesine güzel bir duyguyu, karşınızda goller kaçtıkça kızarıp bozaran Galatasaray'lıları izleyerek yaşamak paha biçilemez bir an. Fenerbahçe kötü oynadı, oyunu kontrol edemedi ama topu filelere gönderen taraftı. Aynı Fenerbahçe müthiş oynayıp 1-1 berabere biten maçla şampiyonluğu kaybetti. Kimse Fenerbahçe iyi oynadı kupa onların hakkı falan demedi, 1-2 seneye o maçta gösterilen performansı bile hatırlayan çıkmaz. Barcelona, Şampiyonlar Ligin'de bütün maçı kontrol ettiği, 2 topunun direkten döndüğü maçtan 1-0 mağlup ayrıldı. Futbol bu yüzden güzel zaten. Kötü oynasan da, topu kontrol etmesen de attığın bir golün galibiyeti getirdiği bir oyun. Dün kişisel olarak gözlemlediğime göre bu galibiyet Johnson'ın attığı frikiğin Galatasaray üzerinde bıraktığı tramvadan daha büyük bir etki yaptı. Hele bu işin sonunda Galatasaray 2 puanlık avantajını yitirirse siz seyreyleyin gümbürtüyü. O her maç çalınan penaltılar, kırmızı kartlar falan unutulur, ne Tff kalır ne başka birşey. Tüm sezon Beşiktaş ve Trabzonspor'un ortalarda gözükmediği ve Fenerbahçe'nin futbol hariç herşeyle uğraşmak zorunda kaldığı, kolunun kanadının kırıldığı bir ortamda çantada keklik görülen,  oynadıkları oyunu Barcelona'ya benzetmeye dahi giden(bu aklıma geldikçe gülüyorum) ve fazlasıyla kendini üstün gören takıma tokadı en büyük rakibi atınca tramva da daha büyük oluyor. Galatasaray hala 2 puan fark var, avantaj bizde, gider Kadıköy'de yeneriz,  falan dese de dün akşam oynanan maç sonunda psikolojik avantaj Fenerbahçe'nin eline geçti. Bu maçtan sonra hem takımın hem Fatih Terim'in maç içinde nasıl kontrolünü kaybediceklerini hep beraber gözlemliyeceğiz. Dün gece beni Alice in Wonderland kıvamına getiren, kaşla göz arası bir büyük devirten Fenerbahçe'ye, özellikle Volkan Demirel'e helal olsun.  
Not: Bu maç yazısı, yoğun subjektiflik içerisinde, 3 Temmuz'dan bu yana yaşananların, taraftar üzerinde bıraktığı etki altında yazılmıştır.

9 Nisan 2012 Pazartesi

Play-Off Fikstür


1. HAFTA (14/15 Nisan)
Fenerbahçe-Trabzonspor
Beşiktaş-Galatasaray
2. HAFTA (21/22 Nisan)
Galatasaray-Fenerbahçe
Trabzonspor-Beşiktaş
3. HAFTA (28/29 Nisan)
Trabzonspor-Galatasaray
Fenerbahçe-Beşiktaş
4. HAFTA (2/3 Mayıs)Galatasaray-Trabzonspor
Beşiktaş-Fenerbahçe
5. HAFTA (5/6 Mayıs)Trabzonspor-Fenerbahçe
Galatasaray-Beşiktaş 
6. HAFTA (12/13 Mayıs)
Fenerbahçe-Galatasaray
Beşiktaş-Trabzonspor



18 Mart 2012 Pazar

Fenerbahçe 2 Galatasaray 2

Fenerbahçe maça tam derbi modunda başladı ve iki muhteşem gol ile henüz maçın erken dakikalarında 2-0 gibi güzel bir skora ulaştı. Bu dakikalarda Galatasaray maçtan kopmuş durumda rakip kaleye gitmeyi bırakın, topa sahip bile olamıyordu. Fenerbahçe Stoch ile 3. gole yaklaştı ama golü bulamadı. Bu dakikadan sonra sanki biri gelip beyler maç bitti demiş gibi maçın geri kalanında sahada eski Fenerbahçe'yi görmeye başladık. Oyun kısa bir sürede Galatasaray'ın kontrolüne geçti ve nihayetinde ilk yarı bitmeden maçın iyi oynayanlarından biri olan Elmander ile Galatasaray skoru 2-1'e getirdi.  

İkinci yarıda Fenerbahçe yapılması gereken en son işi yaparak geriye yaslanmaya ve topun kontrolünü tamamen Galatasaray'a bırakmaya başladı. Aykut Kocaman'ın Stoch ve Alex gibi Fenerbahçe'nin mevcut kadrosu içerisindeki en golcü iki ismi kenara almasıyla, maç oyuncuların kafasında geriye yaslanıp skoru koruyalım havasında devam etti. Fenerbahçe hem sol kanat etkinliğini hem ileride top tutma ve skor üretmedeki bir numaralı silahını devre dışı bırakınca meydan Galatasaray'a kaldı. Fatih Terim gibi maçın havasını koklayan bir isim bu ikramı geri çevirmezdi ve nitekim öyle de oldu. Galatasaray, en sonunda ligde ilk golünü! atan Hakan Balta ile skoru eşitledi, son dakikada Baros'un ayağından direkten dönen top ile galibiyetide kaçırdı. 9 puanlık fark play-off sistemi olmasa Galatasaray'ın şampiyonluk turunu Kadıköy'de atması demekti ve bu faturayı Aykut Kocaman gibi bir efsane bile ödeyemezdi. Maçın Fenerbahçe açısından asıl sorunu galip gelememek değil, 2-0 öne geçilen ve atılacak bir golle farka yürünülücek bir ortamda geriye yaslanıp 2 gol yemesi ve rakibin son topla galibiyeti  kaçırması. Tüm sezon boyunca rakipten bağımsız olarak Fenerbahçe'nin temel sorunu tam olarak bu. Bugün karşımızda Galatasaray yerine Ankaragücü ya da Samsunspor dahi olsa Fenerbahçe skoru yeterli görüp hemen stand-by konumuna geçicekti. Bu sorun bir mantelite sorunu olmakla birlikte zamanında Daum'un tohumlarını attığı, Fenerbahçe taraftarını kanser eden kısır futbol ve geriye yaslanma hastalığının tezahürü. Aykut Kocaman'da bunu devam ettiriyor ve bu hastalığın iyice vücuda yayılmasına müsade ediyor. Lig şampiyonluğu ya da kupa haricinde bizim ilk problemimiz sürekli geriye yaslanan Fenerbahçe'den, ileride basan, oyunu kontrol eden ve skor üreten Fenerbahçe'ye geçmemiz. Bu kısa vadede olucak bir iş değil ama kupadaki Samsunspor maçıyla başlaması ve terk edilmemesi gereken bir süreç. Fenerbahçe dün akşam 2-0'dan sonra gol aramaya devam etse ve Galatasaray 3 gol atıp  maçı kazansa taraftarın canı dün akşamkinden daha az acırdı.

8 Aralık 2011 Perşembe

Galatasaray 3 Fenerbahçe 1

Derbilerde son yıllarda izlediğimiz en kötü Fenerbahçe sahadaydı. Rakibe korktuğunu sahaya çıkardığı kadro ile açıkça gösterdi. Alex'i sahte bir forvet gibi ileride tutup yine aynı hataya düşerek Bienvenu'den sağ açık yaratmaya çalıştı Aykut Kocaman. Orta alanda Selçuk, Emre ve Baroni ile oyunu ve topu tutmayı düşündü ama bunu da yapamadık. Bekir'in sakatlığı nedeniyle Bilica defansa geçince takımın bütün dizilişi bozuldu. Yabancı kontejyanı nedeniyle en formda isim Stoch kenarda kaldı. Asıl sorun defanstan ziyada Mehmet Topuz'un eksikliği. Kadroda onun bir alternatifi yok. Yerine oynayan oyuncular hep ofansı düşünen defansa yardım etmeyen ve Gökhan Gönül'ü hep yalnız bırakan isimler. Öyleki bu maçta Hakan Balta hayatında ilk kez ileriye çıkmış olabilir. Bienvenu maçın başlamasının ve orta saha rakip presin altında ezilirken yavaş yavaş ileriye hareketlenmeye başladı ama bu dakikalarda Galatasaray oyunun hakimiyetini kazanmış ve kalemizde etkili olmaya başlamıştı. 

Galatasaray maçın henüz 15 dakikasında 3-0 öne geçebilirdi. Bu dakikalarda Volkan kalesinde devleşirken bütün sezon mükemmel oynayan Yobo sadece ona ayak uydurdu ama bu baskının sonunda gol getireceği ortadaydı. Fenerbahçe defansın göbeğinde Bilica'yı oynatmaktan daha büyük bir hatayı geriden oyun kurma görevini Bilica'ya vererek yaptı ve felaket o dakikadan sonra kaçınılmazdı. İlk golde rakibin sağ beki Eboue rahat rahat kale önüne kadar geldi ve Yobo'ya attığı çalımdan sonra golü yaptı. Galatasaray golden sonra yavaşlamış ve oyun dengelenmeye başlamışken Bilica sırtı dönük yakalandığı pozisyonda klasik rövaşata hamlesini yapmak isterken Elmander'e topu kaptırınca skor 2-0 oldu ve Galatasaray büyük bir avantaj yakaladı. İkinci yarı, Bilica, Baroni, Selçuk ve Bienvenu dörtlüsünden en az ikisi çıkmalı derken devre arasında Bienvenu ile Emre'nin çıktığını gördük. Stoch ve Semih oyuna girdi ve Fenerbahçe bir anda değişti. Stoch'un direkten dönen topu ve Semih'in almaya başladığı hava topları ile ileride top tutmaya başlamışken bu sefer kornerde bomboş bırakılan Melo topa vuramamasına rağmen golü yaptı. Bu dakikadan sonra Galatasaray'da frene bastı ve baştan sona iyi oynadığı maçı almasını bildi. Yanlış bir kadro ve yanlış bir diziliş ile sahaya çıkan Fenerbahçe tüm bunlardan daha kötü olarak mücadele etmeyerek maçı kaybetti.

Aykut Kocaman'ın önümüzdeki maçlarda yapması gereken belli şeyler var. Serdar Kesimal, Yobo'nun partneri olarak yerini almalı, eğer sakatlık ya da maç kondüsyonundan çekiniliyorsa o zaman Orhan Şam görev almalı. Stoch artık gerekirse başka bölgelerde oynayan yabancı oyuncular kenara çekilerek ilk 11 başlamalı ve Bienvenu ilk 11'de kesinlikle yer almamalı. Bu hamleler devre arasına kadar yapılması gereken hamleler. Devre arası çok üst düzey ve hemen ilk 11'e koyulacak düzeyde bir forvet transferi yapılmalı. Takımın gol yükünü çekicek bu isimle ancak gol yollarındaki sıkıntı aşılabilir. Formsuz oyuncular kenara alınırsa ve yedeklere şans verilirse takım daha iyi bir direnç sergileyebilir. Bunları aştığında Fenerbahçe mükemmel olmasada makul bir seviyeye gelecektir. Bu maçta Aykut Kocaman taktiksel anlamda Fatih Terim karşısında yenilmiş ve çıkardığı kadro ile hem rakip taraftara hem kendi takımı ile taraftarına da korktuğunu belli etmiştir. Fenerbahçe zor bir süreçten geçiyor, çokça saha dışı faktörlerin etkisinde kalıyor ama giyilen o forma bile bu takıma direnmek için yeterli gücü verir. Enseyi karartmadan önümüze bakmak lazım.

19 Mart 2011 Cumartesi

Galatasaray 1 Fenerbahçe 2

Maç başlarken birçok yenilik önümüzdeydi. Uzun bir aradan sonra cuma günü saat olarak 21.00'de oynanan bir maç. Fenerbahçe'nin lider ve ikinci yarıda yenilmeden kazandığı maçlarla artan özgüveni bunun karşısında lige havlu atmış ama yeni açılan statta yenilgi yüzü görmemiş bir Galatasaray üstelik sahasında ilk derbiyi oynuyor. Tüm bunların üzerine 100 yılı aşkın bir süredir oynanan maçlar ve bu maçlar neticesinde şekillenen rekabet. Tüm bunları ortaya koyduğumuzda uzun uzudayı anlatılacak bir dünya konumuz olduğu ortada. Maça geçersek maç başlarken Fenerbahçe'nin temkinli ve Galatasaray'ın saldırgan yapıda olucağı tahmin edilebilirdi. Hagi'nin ilk maçındaki Kadıköy deplasmanındaki gibi Galatasaray mevcut fizik ve oyuncu performansının çok üzerinde hatta gazlanmış bir şekilde sahada yer alıyordu. Seyirci desteği ile oyuna hükmetmek ve golü bulmak istiyorlardı. Fenerbahçe'de Emre'nin yokluğu orta alanda tamamen defansif oyunla ünlenmiş Cristian -Selçuk ikilisine bizi mahkum ederken solda Özer yine saç baş yolduran bir performans ile maçı tamamladı. Kanatları kapayıp Alex'i kilitlemeye çalışan Galatasaray için hediye paketi Santos'tan geldi. Kendisinden önce daha kolay pozisyonlarda topu taça daha doğrusu tribünlere atmakta bir ayıp görmeyen Lugano-Yobo ikilisinin aksine sol kanatta üstelik pres altında iken yapması gereken en son şeyi yapıp topla oynamaya ve çalım atmaya çalışınca Galatasaray,  Volkan'ın çıkardığı topun Kazım'ın önüne gelmesi ile golü buldu. Kazım'ın golden sonra yaptığı hareket özellikle bunu Aykut Kocaman gibi bir efsaneye karşı yapmış olması başka bir yazının konusu ama maç sonunda öncelikle eski takım arkadaşlarından ardından basın toplantısında Aykut Kocaman'dan gerekli cevabı aldı. İlk yarıda bu golün etkisi ile Galatasaray üstün gözüksede bu iştahlarını maç geneline yayamıyacakları en azından fiziksel olarak bu baskıyı sürderemeyecekleri aşikardı. Niang ve Alex ile buluşturamadığımız toplar ve alışık olmadığımız şekilde fazlaca yaşanan top kayıpları maçın ilk yarısını Özer'in çektiği tek şutla kapatmamıza neden oldu. 

İkinci yarıya Selçuk-Semih değişikliği ile başladık ki bu defansif görüntüden kurtulmamız yavaş yavaş oyunu kontrol etmeye ve pas trafiğini arttırmaya başladığımızında sinyallerini verdi. Bu dakikalarda Galatasaray daha çok sertlik kozunu sahaya sürüp geride pozisyon alırken bizim golü bulamamamız işlerini kolaylaştırdı. Ardından Semih'in girişi ile sol kanata geçen ve maç boyunca verimli olamayan Niang'ın yerine Stoch oyuna dahil oldu ve Fenerbahçe bu dakikalarda baskıyı arttırmıştı. Neill'in eliyle kontrol ettiği toptan kazılan vuruşta adeta gözleri ile anlaşan iki kaptan arenayı sessizliğe gömen golü buldu. Galatasaray'ın en büyük zaafı olan duran toptan bulduğumuz golle eşitliği yakaladık. Fenerbahçe golü bulduktan sonra ikinciyi bulmak için yüklenmeye devam etti. Galatasaray'ın her Fenerbahçe derbisinde yaşadığı ilk golü yedikten sonra oyundan düşme alışkanlığı kendine göstermeye başladı ve sallanmaya başlayan havluyu Hagi oyuna yaptığı Ayhan-Yekta müdahelesi ile yere attı. Galatasaraylılar beraberliğe razı olarak son dakikalara girerken bu hamle aslında seyirciyi oyundan düşürdü. Böylesine bir ortamda seyirciyi tek hamle ile nasıl saf dışı bırakılırın dersini Hagi vermiş oldu ve maçı izlediğim mekanda Galatasaraylılar Ayhan'ın girişi ile bütün umutlarını kaybedip golü beklemeye başladılar. Kaptan sağ olsun kibar bir insan kimseyi bekletmeyi sevmez ve orta yapamıyor ya bu Gökhan diyenlere inat Gökhan Gönül'ün ortasına yükselip harika bir kafa vuruşu ile fişi çekti. Zaman ve mekandan farksız olarak Fenerbahçe'nin derbi maçlarda özellikle Galatasaray'a karşı olan psikolojik üstünlüğü birkez daha tescillenmiş oldu. Tüm bu galibiyet serisi içerisinde en kötü oynadığımız maçı Galatasaray motivasyonu ile geçip zirvedeki yerimizi koruduk ve arenaya imzamızı atıp geldik. Bu hafta ile birlikte gireceğimiz zorlu maç periyodu zirveye şekillendirip kopmaları keskinleştiricek. Bu galibiyet iddaa edildiği gibi Türkiye'nin 3/4'ünü mutsuz ettimi bilinmez ama Fenerbahçe camiasını sonsuz mutluluğa boğduğu kesin.

25 Ekim 2010 Pazartesi

Fenerbahçe 0 Galatasaray 0

Maça yönelik hafta içerisindeki beklentilerin yine herkesi yanıltması neticesinde enteresan bir maç izledik. Çokça karmaşık geçirilen bir hafta sonrası Galatasaray uzun yıllar puan dahi almadığı bir deplasmana gelirken hocasını değiştirmesi ile işler tamamiyle bilinmeze doğru sürüklendi. Fenerbahçe beklenen 11 ile sahaya çıkarken Galatasaray sakatların fazla olması nedeni ile oldukça farklı ve defansif bir anlayışla sahaya çıktı. Algıdaki bu farklılık Pino'nun çizgiden çıkan topu ile yerini Fenerbahçe açısından acaba sorusuna bıraktı. Fenerbahçe kanatları rahat kullanamadığı gibi orta alanda üstünlük sağlayamadığı rakibine karşı ara paslarla da kaleye gitmeyi başaramadı. Hakemin sertlik primine gösterdiği aşırı tavizkar tutum Konyaspor deplasmanından sonra Galatasaray maçında da takımı engelleyen faktörlerden biriydi ve Aykut Kocaman'ın maç sonu açıklamasını bu açıdan destekliyorum.


Neill maç boyunca yaptığı sertlikler ve Cana'nın top yerine rakibe yaptığı müdalelerin çokça geçiştirildiği bir maç oldu. İlk yarıda Galatasaray'ın bu sertlikle açıklayamayacağımız ölçüde bir etkinliği ve pozisyon zenginliği vardı ve Fenerbahçe'nin maç öncesi oyun planını durdurmayı çokça başardılar. İkinci yarı ile birlikte Fenerbahçe oyuna daha fazla hükmeden ve Alex & Niang ikilisi ile pozisyona giren taraftı ancak bu hücumlardan netice alınamaması ve Hagi'nin doğru bir taktikle maç kondüsyonları fazla olmayan Elano ve Misimoviç'i kenara alıp yerlerine Serkan ve Barış'ı alarak orta saha direncini arttırmaya çalıştı ve bunda başarılı oldu. Dia'nın sakatlanması ve hafta içi çok az antereman yapan Alex'in oyundan alınması ile Fenerbahçe iki milli oyuncusunu sahaya sürdü ama Semih, Konya maçındaki performansı yakalayamadığı gibi Kazım; Dia'dan çok daha kötü bir görüntü verdiki bu dakikalar Fenerbahçe'nin oyun kontrolünü de kaybettiği dakikalardı. Fenerbahçe'nin geçen senelere göre derbi anlayışında yaşadığı farklılık skorlarada yansımış durumda. İçeride ya da dışarıda olmasına bakılmaksızın her maç oyunu kendi yarı sahasında kabul eden Fenerbahçe yerine sürekli hücuma düşünen bir Fenerbahçe yarıltımaya çalışılıyor ancak defans ve hücum alanındaki kopukluk ileri 4'lünün defansif katkılarının da minumun düzeyde olduğu düşünülürse Fenerbahçe'yi galibiyetten uzak tutan noktalar olarak göze çarpıyor. Hem Stoch hem Dia defansı daha iyi ögrenmesi gereken oyucular ya da kısa vadede devre arası Emre'nin yanına oyunun her iki yönünü oynayan bir orta saha alınması şart. Fenerbahçe derbileri alıp küme düşen takımlara karşı puan kaybeden ve nihayetinde şampiyonluğu kaybeden bir takım olma özelliğinden uzaklaşıyor ancak uzun vadede kendi oyun planını her koşulda rakibe kabul ettirmek isteyen ve topa daha fazla sahip olmak isteyen takımın daha fazla mücadele etmesi ve defansı öne çıkarması gerekiyor. Galatasaray'ın bu maçtaki mücadelesini iyi buldum umarım bu mücadele gücü  Fifa'nın istatiki verilerle ortaya koyduğu hoca değişikliği sonrası maç kazanma alışkanlığının bir tezahürü değildir ve sakatların iyileşmesi ile Galatasaray lige daha fazla asılır ben yine de bu maçtaki performansı karşılaşılan rakip ve bunun sağladığı abartılı motivasyon ile ilgili buluyorum. 


Önümüzdeki hafta Fenerbahçe ligde en ciddi testlerinden birini deplasmanda şampiyonluğu  kaybettiği rakibine karşı yapıcak. Dia ve Lugano'nun yoklugunda oynanacak futbol ve deplasmandaki oyun planı açısından çok iyi bir test olucak. Fenerbahçe bu maçın ardından görece zor maçları atlatmış ve ilk yarı itibariyle Trabzon, Kayseri ve Bursaspor gibi ligin zirvesine şekil vericek takımlarla deplasmanda oynayarak ikinci yarı için bir fikstür avantajı yakalamıştır. Galatasaray'ın bundan sonra daha zor maçları başlıyacak ve Bursa ile Trabzonun'da bu fikstür olayına dahil olması ile Fenerbahçe'nin yukarıya tırmanan ve rakiplerinin puan kayıplarını değerlendiren bir hale bürüneceğine inanıyorum. Fenerbahçe özellikle ikinci yarıda bu avantajı daha fazla hissedicektir ancak takımın hala eksikleri olduğu ve bu noktalara transfer ve hocaya gösterilmesi gereken güven duygusu unutulmadan.

19 Eylül 2010 Pazar

Bucaspor 0 Galatasaray 1

Türkiye'de ligin değerinin artırılması isteniyorsa öncelikle bu işe zeminlerden başlanmalı. Daha güneşli havalarda takımlar bu kötü zeminlerde oynamak zorunda kalıyorsa kışla birlikte bu sahalarda nasıl maç yapılacak gerçekten çok merak ediyorum. Maçın genelinde her iki takımda fazla top kaybı ile oynadı ve özellikle ilk yarı çok sıkıcı bir maç izledik. Elano kenarda sağ açıkta Pino oynarken arkasında ise bu sefer kanat orijinli bir isim Serkan oynuyordu. Klasik Ayhan-Sarp ortasahası ve önlerinde Misimoviç ve ileride Baros. Tüm maç boyunca elle sayılabilecek kadar az pozisyon vardı bu hücum hattına rağmen. Buca etkili bir orta saha yerleşmesi ile Galatasaray'ı durdurmak istedi ve hızlı hücum oyuncularını kaçırmak istediler ancak onlarda bunda çok başarılı olamadı.Galatasaray'ın kontraataklarında ise sürekli taktik fauller ile rakibi durdurdular. 


İkinci yarıda gol adına bir sinyal gözlemlenmezken bu maçta olacak birşey oldu ve Ayhan sol ayağı ile golü atarak maçı Galatasaray'a getirdi. Maçın kalan bölümünde Galatasaray'ın skoru koruma çabalarını birazda taraftarın hoşlanmadığı bir şekilde zaman geçirerek neticelendi ve Bülent Uygun'un değişiklikleri maçı çevirmeye yetmedi. Galatasaray bu skorla kazanma alışkanlığı açısından bir adım attı ancak ortaya konan futbol gelicek maçlarda Galatasaray'ı galibiyetlerle buluşturacak gibi durmuyor hele son 5 dakikayı korner bayrağı dibinde geçirip kazanma yolunu seçerlerse bu kendi taraftarlarınıda fazlasıyla üzecektir.

13 Eylül 2010 Pazartesi

Gökhan Yavuz ve Raşit Ek.!



Gökhan Yavuz 30 yaşındaydı, Raşit Ek ise 20. Bayram günü öldüler. G.Saray’ın stadı için öldüler. G.Saray’ın boynunun borcudur bu iki işçi kardeşin adlarını yaşatmak.
GÖKHAN Yavuz 30 yaşındaydı. Raşit Ek 20 yaşındaydı.Bir bayram günü, akşam üzeri, Galatasaray’ın Seyrantepe’deki yeni stadı için kanalizasyon kazısı yaparken öldüler. Bayram günü öldüler. Galatasaray’ın stadı için öldüler.
Gökhan ve Raşit, Galatasaray nice bayramlar yaşasın diye, bir bayram günü öldüler. Galatasaray’ın boynunun borcudur bu iki işçi kardeşin adlarını yaşatmak.
Haber ulaştığında içim daraldı, ruhum karardı.
Zayiat olmasınlar
Twitter’a not düştüm “Adları keşke yeni stadın iki kapısına verilse. Gücümüz yeter mi, deneyelim mi?”Galatasaraylısı, Fenerbahçelisi, Beşiktaşlısı, Karşıyakalısı... Takım tutanı tutmayanı “Deneyelim, yanındayız” dedi... Deniz Ülke Arıboğan, Ali Atıf Bir, Bülent Timurlenk, Bener Onar gibi eli medyada kalem tutanı, spor seveni ve sevmeyeni “Yürü” dediler. Gökhan Yavuz ve Raşit Ek bir bayram günü, kanalizasyon kazısı yaparken Galatasaray’ın yeni stadı için öldüler. Büyük inşaatlar için normal kabul edilen zayiat olarak, bir küçük haber haber olarak düşmesinler tarih toprağına.
İsimleri iki kapıya verilsin.
Mutlulukla analım
Mutlulukta, kederde analım iki kardeşimizi. Zor mudur?
Yetki mi gerekir?
İkna mı gerekir?
Kampanya mı gerekir?
Öldü arkadaşlar bir kanalizasyon kazısında; vicdan gerekir. Haydi Galatasaray, yaşat adlarını, üzme bizi...
Raşit 20 yaşındaydı, Gökhan 30...
Bir bayram günü öldüler.
Daha lafa gerek var mı? / KANAT ATKAYA

22 Temmuz 2010 Perşembe

Fenerbahçe 1 Galatasaray 0

İki takım arasında dostluk maçı pek iyi bir fikir değildi buna birde gurbetçilerin derbilerdeki olay çıkarma haklarından mahrum kaldıklarını düşünerek meşalelerle müdahil olması ortamı ilk dakikalarda başlayan sertlik ile birlikte tamamen ortadan kaldırdı. Maçın hemen başında başlayan sarı kart furyası Selçuk'un hakeme çelme takarak oyundan atılması ile zirve yaptı. Bunun ardından Fenerbahçe'nin muhteşem hücumunda Santos ile bulduğu gol ile 1-0 öne geçişini izledik. Bu dakikadan sonra maçta yakılan meşaleler nedeni ile durdu ve olay tamamen tatsız bir hal aldı. Ardından tekrar sahaya dönüş ve ilk yarının sonuna kadar zevksiz bir maç izledik. 

İkinci yarı Galatasaray'ın oyuncu değişiklikleri ile birlikte oyunu karşı kaleye yıkması ve pozisyona girmesi çok zor olmadı ancak öyle pozisyonlar kaçtıki gerçekten açıklamak çok zor.Arda maç sonu olan olayları bir tarafa koyarsak maç içinde en aktif,en ne oynadığını bilen ve gollere en fazla yaklaşan futbolcuydu.Galatasaray'da Arda'ya en fazla performans olarak yaklaşan oyuncu ise ikinci yarı oyuna giren Emre Çolak'tı.Lorik'in hazır olmadığı,kalede Ufuk'un formsuz olduğu,sol bekte Serkan Kurtuluş'un futbolu unuttuğu ortada.Acil bir forvet takviyesi ve Galatasaray'ı orta alanda Sarp,Ayhan,Özbek üçlüsünden kurtaracak iyi bir orta saha şart.Galatasaray'ın bu kadar pozisyona girmesine rağmen golü bulamaması önümüzdeki derbilerde de çok fazla değişen birşey olacağını göstermiyor.

Fenerbahçe ise 10 kişi kaldıktan sonra oyuncu ve sistem denemesi yerine daha çok alan savunması ve geride oyunu kabullenme çaılşması yaptı diyebiliriz. Santos ve Bekir haricinde biraz Stoch ve İlhan göze battı o kadar .İkinci yarı rakibe çok fazla pozisyon verildi ve ileride Gökhan tamamen etkisizdi. Lugano ve Gökhan Gönül'ün hızla takıma dönmeleri ve Issiar Dia'nın sağ kanata monte edilmesi şart. Ayrıca forvet transferi yaklaşan Şampiyonlar Ligi ön elemeleri öncesinde tamamlanmalı.Takım hala o uyuşuk futbolu oynuyor ve Galatasarayı yenip morallenmek dışında ortada somut birşey yok. Emre'nin orta alandaki eksikliği açıkça hissediliyor ve Fenerbahçe bu haliyle bir sistem takımı olmaktan ziyada bireysel performanslara bağlı bir görüntü çiziyor. Değişim kolay olmayacaktır ama arada bazı alanlarda kıpırdanmalar görmekte değişime olan inancı kuvvetlendirir. Son söz olarakta Avrupa'nın göbeğinde yaşayıpta hala oraya uyum sağlayamayan gurbetçilerimize. Kendilerinden birilerini gördüklerinde içlerindeki şark kafasıda hızla ortaya çıkıyor. Maç sonu sahaya girmeler, meşale yakmalar ve bunları sahaya atmalar, hala kalecenin gözüne lazer ışığı tutmalar bana pek umut vermiyor. Bu saatten sonra Almanya'da organizasyon alacağımızada pek ihtimal vermiyorum. 

16 Kasım 2009 Pazartesi

Biri Artık Dur Desin!!!!


Futbolu yeterince kirlettikten sonra sıra şimdi basketbola geldi. Bu sefer sıra Galatasaray taraftarına gelmişti ve sahaya yabancı madde atıp ardından oyunculara saldırdılar. Maç durdu yeniden başladı uzatmalara gitti ve sonunda Galatasaray maçı kazandı. Bu maçtan önce Fenerbahçe-Efes serisinde bu sefer Fenerbahçeliler olay çıkarıp sahaya girdi ve Efesli oyunculara saldırdı. Yine Beşiktaş taraftarıda zaman zaman bu tip hadiselere karışıyor. Kimse birbirinden daha masum yada daha temiz değil. Tersine her geçen maç bir öncekinin rövanşı olarak görülüyor ve misliyle cevap verilmeye çalışılıyor. Maç sonunda basketbol federasyonunun ceza vereceğini düşenebiliriz. Ama futbolda igrençleşen bu tribün terörü artık basketboluda sardı. Aynı futboldaki gibi deplasman taraftarı alınmıyor artık maçlara. Basketbol seyretmeye gelen insanlar futboldan kopup gelen bu holiganlarla maç izlemek ve olaylardan maça konsantre olamadıkları için tribünlerden uzaklaştılar.

Şu resimdeki Galatasaraylı küçük kızı artık ne annesi ne de babası herhangi bir spor müsabakasına götüremez. Onlar götürmek isteseler dahi bu küçük kardeşimiz artık gitmek istemez. Kimsenin futbol maçından kopup, basketbol tribünlerini mahvetmeye, seyircileri terörize etmeye hakkı yok. Hele sahaya girip oyunculara müdahalede bulunmaya hiç hakkı yok. Yabancı oyuncuların haline bir bakın bu olaylar karşısında. Sıradan bir basketbol müsabakasında olan bu iğrençligi anlamaya çalışıyorlar. Kulup başkanları, basketbol şube sorumluları herkes birbirini suçlayıp sıranın kendine gelmesini ve içindeki nefreti kusacağı günün gelmesini bekliyor. En büyük argümanlarıda onlarda geçen maçta bize aynısını yapmıştı,ş imdi sıra bizde ve biz onlara saldırıcaz .Bu sahaya giren, oyunculara fiili müdahalelerde bulunan adamlar bir daha spor müsabakası izlememeli ve maç saatinde aynı futbol holiganlarına uygulandığı gibi karakola gidip maç boyunca orada tutulmalı. Artık biri dümenin başına geçsin ve bu gemiyi sakin limanlara götürsün, en azından basketbolu kurtaralım. 

1 Kasım 2009 Pazar

Galatasaray 2 Sivasspor 0


Lig tv şifresiz yayını istemeyerekte olsa devam ettirdikçe, soğuk havayı fena halde hisseden bünyelere evde maç izlemekten başka bir eğlence kalmadı. Yağmur altında oynanan maçta derbiden ağır hasarlı çıkan Galatasaray ilk yarıda bulduğu 2 golle galip ayrıldı. Baros'un yokluğunda Nonda'yı forvette gördük ve orta alanda derbiden farklı olarak Barış ilk 11'de başladı. Maçın hemen başında kendi sahasına kapanan Sivasspor buna rağmen golü çok çabuk bir şekilde yedi. Yasin Çakmak'ın kaçırdığı Nonda güzel ve akıllı bir vuruşla takımını öne geçirdi. İlk yarının sonlarına doğru uzun bir süredir uygulandığına pek şahit olmadığımız 6 sn kuralı Sivasspor aleyhine uygulandı ve Kewell muhteşem bir vuruşla durumu 2-0 yaptı. İlk yarının bitiminde soyunma odasına giderken hakemlerle tartışan 2 oyuncu daha Sivas adına kart görünce ikinci yarı Galatasaray karşısında direnemeyen bir Sivas izledik. Nonda'nın çıkıp Uğur'un girmesi ile değişen saha içi diziliş sonrası Galatasaray gerçek anlamda bir forveti olmadan son 30 dakikayı tamamladı. Bu bölümde Arda girdiği pozisyonlardan yararlanamayan oyuncu idi. Derbi psikolojisinden, Buca maçından sonra bu maçtada Arda'nın kurtulamadığını bir kez daha gördük. Sivasspor ise tam anlamı ile freni patlamış kamyon gibi bayır aşağı gidiyor. Teknik direktör değişikliği de takıma bir ivme kazandıramamış. Mehmet Yıldız'ın ana figür olduğu ve 2 yıl muhteşem bir şekilde uygulanan ve Sivasspor'a şampiyonluk şarkıları söyleten o sistemden eser yok. Mehmet Yıldız'ın yeniden ameliyat olma ihtimalide olduğunu düşünürsek Sivasspor'un acilen sistem değişikliğine gitmesi gerekiyor. Sahada ruhsuz bir şekilde dolaşan, boş pozisyonda dahi isabetli pas veremeyen bir takıma dönüşmüş Sivasspor. Hakemin böylesine temposuz ve ciddi anlamda sertlik olmayan bir maçta dahi bayram şekeri gibi sarı kartlarını çıkarması gerçekten şaşırtıcı. Yağmur yağdıkça, digitürk şifre girmedikçe maçlara devam. 

25 Ekim 2009 Pazar

Fenerbahçe 3 Galatasaray 1


Kadıköy'de her sene geleneksel hale gelen bu sefer olur mu acaba sorusu bir kez daha hayır olarak cevaplandı. Maça fırtına gibi giren ilk pozisyonda Emre topla karışık Baros'a girince maçın sertlik dereceside açıkça belli oldu. Son dönemde formsuz olan Santos'un yedek bırakılarak bu bölgede Vederson'a görev verilmesi ve Kazım'ın forvet olarak yine sahaya çıkması geçtigimiz haftalarda yaşanan formsuz 11'ler den kurtu lmamızı sağladı. Nitekim bu diziliş Galatasaray'ın etkili olduğu Keita ve Arda bindirmelerine karşı önlem niteliğindeydi. Kanatlardan geliştirilen ataklarda Fenerbahçe'nin sol bölgesinde Bilica ve Cristian  kanat oyuncularına defansta yardım ederken sağ kanattaki pozisyonlarda ise Emre defansa yardımcı oldu. Bu diziliş o kadar başarılı olduki Arda erkenden oyundan alınırken Keita kendini kontrol edemeyip Carlos'a yumruk attı ve kırmızı kart gördü .Bu yanlışlar Galatasaray'ın Kadıköy stresi ile de birleşince sonuç ortaya çıktı.Oysa ki 2-0 ın ardından Galatasaray golü hemen bulmuş ve oyunu dengelemişti.
  Daum bu sefer Gaziantep maçındaki gibi oyunu seyretmedi ve Guiza-Santos değişikliği ile oyuna müdahale etti ve 10 kişi kalan Galatasaray'a karşı zaman zaman şişirme toplar ve hatalı paslar çoğalsada Guiza'nın attığı golle maç 3-1'e geldi ve Fenerbahçe 3 puanı almasını bildi.Uzun bir süre sakatlık nedeni ile dinlenen Alex bir kez daha sahada farkını ortaya koydu ve attığı 2 golle takım adına en pozitif işi yapan oyuncuydu.Emre ve Cristian'ın orta alandaki mücadeleci ve zaman zaman oyun kurallarını aşan sertliği takımın direncinide arttırdı.Lugona ve Bilica defansta mükemmelken Carlos profosyonelliğini konuşturduğu maçta solda hem güzel bir oyun ortaya koydu hem de Keita'nın atılmasını sağladı.Oyuna girdikten sonra Santos'un topu ileri taşıması,faul alması ve girdiği pozisyonlar Alex'in bölgesinde oynatılmasına rağmen onun adına pozitifti.

Galatasaray'ın Kadıköy'de kazanamamasının nedenin psikolojik olduğu bir kez daha ortaya çıktı. Takımın bel bağlanan iki oyuncusu Arda ve Keita hiçbir varlık gösteremediği gibi Keita gördüğü saçma kırmızı kartla takımınıda yalnız bıraktı. Elano'nun Kewel yerine sahada yer alması Arda'nın sol kanata geçmesi ve takımın dizilişinde yaşanan değişiklikler Galatasaray'ı olumsuz etkiledi. Arda'nın kendisine bütün takımın bel bağladığı bir maçta ufak bir tahrikte kendisini kaybetmesi psikolojik olarak maçı neden kaldıramadığının bir resmiydi. Aynı derecede kendisine faul çalınacak ve Carlos'un kart göreceği pozisyonda yere düşerken yumruk atan Keita'da derbinin stresini kaldıramadı.
 
Maçın öncesinde çıkan kavgayı fırsat bilip sahaya yabancı madde atanlar ve maç boyunca anlamsız bir yeşil lazeri rakibin gözüne tutmaya çalışanlar artık sahalardan elensin mümkünse. Ne olursa olsun sahaya madde  atma hakkınız yok ve onlarda kendi sahalarında atıyor gibi sığ bir yorumuda kabul etmiyorum. Oyunun ön plana çıktığı bir maç izlemek her zaman daha iyidir. Yan hakemin kafasına gelen maddeye rağmen maça çıkması çok büyük bir özveriydi ben olsam sahaya çıkmayı reddederdim. Bünyamin Gezer gene höh höd ile maçı götürmeye çalıştı. Kazım aleyhine verdiği o kadar hatalı kararlar ve vermediği kartlar var ki gerçekten böylesine büyük bir derbide en azından Fifa kokartlı bir tercih yapılmalıydı. Netice'de Fenerbahçe kendi evinde oynadığı maçta aldığı galibiyetle liderliği sürdürdüğü gibi arkadan gelen Bursaspor'da 2. lik koltuğuna oturdu. Baros'un sakatlığının ciddiyetide düşünüldüğünde maçtan Galatasaray en zararlı çıkan takım oldu.

29 Eylül 2009 Salı

Frank Rijkaard ve B Planı


Güzide spor basınımız her hafta ögütülücek bir konu ve idam edilecek bir kişi bulmakta hiç sıkıntı çekmiyor. Bu hafta kurban Frank Rijkaard ve olmadığı iddaa edilen ''B Planı''. Uzun haftalardır beklenilen Galatasaray'ın puan kaybı neticesinde pusudakiler hemen ateşe başladı. Kadro böyle mi çıkar, bu niye ilk 11'de, ikinci yarı değişiklikte geç kaldı ve en önemlisi böyle durumlarda Rijkaar'ın bir ''B Planı'' yok. Evet Zico'ya stajer, Lucescu'ya çingene diyicek kadar abukluk sınırlarını zorlayan spor basınımız Şampiyonlar Ligi'ni kazanmış ve Barcelona'yı çalıştırmış birisinin oyun üzerinde tek planının olduğunu ve bu plan başarısızlıkla sonuçlanırsa Galatasaray için puan kaybının kaçınılmaz olduğunu iddaa ediyorlar. Bu tezlerinide oyuna girmeyen oyuncuları göstererek ya da ilk 11 başlayan oyuncuların yanlışlığını öne sürerek destekliyorlar. Galatasaray kötü oynamış ya da rakip direnç göstermiş ve Galatasaray'ı durdurmuş olabilir. Tüm bunlar ilk puan kaybında Galatasaray'ın mevcut oyun felsefesini tümden kötü olacak şekilde nitelendirilmesini gerektirmez. Futbol yorumlarında en fazla nefret ettiğim şey olan bu değilde bu niye burda oynuyor mantığı ise tümden saçma. Bir tane antreman izlemeden o niye orda oynuyor bence yetersiz demek, boş konuşmaktan öte bişey değil. Uğur'un oynadığı yeri yanlış bulanlar ya da o niye oynuyor diyenler aynı oranda rotasyon sürecinde galibiyetler gelirken takımı öve öve bitiremeyenlerdi. Galatasaray ne galibiyetler alırken süpersonicti ne de ilk beraberliğini aldığı lig maçında nitelendirildiği kadar yetersiz. Hele; Barcelona gibi üst düzey bir takımı çalıştırmış, Avrupa'nın en zirve kupasına uzanmış ve futbol tarihinin en önemli figürlerinden birisine; ''Rijkaard takım kazanırken iyi ama yenik durumda ya da berabere iken oyuna müdahale edicek bir planı yok.'' demek çok çoçukça duruyor.